Tarihimizin en uzun 'Kürt isyanı'nın başladığı yerde: Operasyonlar dursun...

PKK'nın 15 Ağustos 1984'teki baskını sayesinde 'tarihe geçen' Eruh'ta DTP ilk kez seçim kazanmış. Eruh Belediye Başkanı'nın odasında ve belediye binasının önündeki meydanda kimle konuşsak, 'Kürt Açılımı'nın sonuç verebilmesi için bir 'şart'a vurgu yapıyorlar: Operasyonların durması
Tarihimizin en uzun 'Kürt isyanı'nın başladığı yerde: Operasyonlar dursun...

Eruh?un yeni belediye başkanının da bir kardeşinin 2003 yılından beri dağda olduğunu öğreniyoruz. Nerede olduğunu bilmiyor. Dağa gittiğinden beri ondan hiç haber alamamış. FOTOĞRAF: MUHARREM KONTAZ / dha

Güneydoğu’dan Kürt Açılımı Notları (4)

Tam ayrılmak üzereyken, bizi getiren minibüse adım atacağım sırada seslenerek durdurdu. Eruh meydanındaki sohbete geri döndüm. “Cengiz bey, Deniz Baykal’ın askere gidecek oğlu yok değil mi; onun için böyle konuşuyor” diye, seslenmek ne kelime, bağırmıştı arkamdan.
Geri döndüm, “Yok” dedim. “Askerlik çağında oğlu yok Baykal’ın”... “Benim var” dedi, “Çanakkale’de jandarma eğitiminde. Yakında eğitimi bitecek. Muhtemelen buraya gönderecekler. Şu dağlarda öldürecekler yavrumu”...
Eliyle Eruh’un batı yönünde, her yönde ilçeyi çeviren dağlardan farklı bir kişiliği olduğunu sarp, yalçın, hatta vahşi yamaçları ile hemen belli eden Çırav Dağı’nı işaret ediyor.
Biz Eruh’a gelmeden bir gün önce ‘6 şehit’ haberi oradan gelmişti. Biz Eruh’tayken de operasyonların devam ettiği söyleniyordu. O saatlerde, 50 kilometre kuzeyimizdeki il merkezinden yani Siirt’ten ‘şehit cenazeleri’ törenle, yine hüzünlü törenlerle defnedilecekleri memleketlerine yola çıkarılıyordu.
Oğlunun Çanakkale’de hem de jandarmada askerlik yaptığını öğrenince hemen atıldım ve sordum. ‘Yoksa, 116’da mı?’ Öyleymiş. 116. Jandarma Er Eğitim Alayı, bugün Türkiye’nin birçok ünlü şahsiyetinin yanısıra benim de askerlik yaptığım yer. Eruhlu babanın kaygısının isabetini o an anlıyorum. Zira, orada eğitimini tamamlayanlar, askerliklerinin geri kalan süresi için tam ters yöne, Doğu’ya gönderilirler genellikle.
Etrafımızı kuşatmış ve ayaküstü sohbete dalmak için sabırsızlanan Eruhlulardan biri, diğerine “Dün geceki adamın söylediklerini duydun değil mi?” deyip, aynı bilgiyi bana aktarıyor: “Adamın dört oğlu var. Biri askerde. Biri cezaevinde. Biri dağda. Biri işsiz, o yüzden kendisine ödeme yapılacağı için eline silah almak ve korucu olmak istiyor! Bu adam ne yapsın şimdi?”
Ne yapsın? Ne yapılmalı?
“Vallah bıktık artık. Kan dursun. Bitsin bu iş.”
Bu, Güneydoğu’nun her köşesinde duyabileceğiniz cümle, Eruh’ta hemen herkesin dilinde. Türkiye’nin başka köşelerinde ‘terör bitsin, şiddet dursun’ diye ne telaffuz ediliyorsa, Eruh’ta ve Güneydoğu genelinde bunun adı ‘kan dursun’, ‘yeter artık’...
***
Eruh’ta ‘altı şehit’ ve bir o kadar yaralı, eğer İstanbul’daki sellerin aldığı canlar olmasaydı, Türkiye’yi şimdi olduğundan çok daha güçlü ‘artçı şoklar’la sallardı. Başbakan’ın vurguladığı ‘açılım süreci’ne ilişkin ‘kararlılık’ bugüne oranla çok daha büyük ölçüde ‘olumsuz’ etkilenirdi.
Yalnız, Güneydoğu’da, bu Cumhuriyet’in kuruluşundan beri süregelen, son 25 yıl PKK’nın silahlı eylemleriyle ‘kangrenleşen’ sorunun en ağır yükünü, en büyük çilesini çeken Güneydoğu’da ‘kan dursun’ şiarı, Türkiye’nin her yerinden çok daha farklı ama çok güçlü bir ‘nüansı’ ifade ediyor; Türkiye’nin Güneydoğu dışındaki her yeri ‘kan dursun’ anlamında ‘terör bitsin’ derken ‘artık şehit haberleri gelmesin, şehit cenazeleri kalkmasın’ demeye getiriyor.
Güneydoğu’da bu ‘PKK’lılar da ölmesin, öldürülmesin’ anlamına geliyor. Hatta öncelikle o anlama geliyor. Örneğin, Türkiye’yi geren, öfkeyi doruğa ulaştıran ‘Eruh’ta 6 şehit’ haberinin yanında verilen bir ‘küçük ayrıntı’, burada ‘işin esası’ gibi: “Eruh’un Çırav Dağı’nda Görendoruk kırsalında çıkan çatışmada beş terörist de öldürüldü.”
Bu ‘şehit olanlar’ ile ‘öldürülenler’ arasındaki ‘hassasiyet uçurumu’ giderilmeden ‘terörü bitirmek’ ile ‘kanı durdurmak’ kolay olmayacak.
Bunu en iyi, en kuvvetli hissedebileceğimiz yerlerden biriydi Eruh. Türkiye’yi geren olayın üzerinden saatler geçtiği sırada Eruh’un orta yerindeyiz ve Eruh’ta ne özel bir ‘gerilim’, ne özel bir ‘tedirginlik’ göze çarpmıyor. Tek yollu, küçük tek meydanlı, sadece iki yönden, ya kuzeyden Siirt veya güneyden Şırnak yönünden girilip çıkılan, arasından kıvrıla kıvrıla Botan Suyu’nun aktığı çarpıcı güzellikteki bir topoğrafyada, dağlar arasına sıkışmış 9 bin nüfuslu küçücük ilçe, bir Ramazan gününün ekleyebileceği bir her gün olduğu cinsten bir uyuşukluk içindeydi sanki. Eruh’a hareket getiren, ellerde kameralar, CNN Türk ekibi ile Hasan Cemal ve benim oraya ayak basmamızdı.
Ama bu hareketlenme, Eruh’ta ‘altı askerin şehit olduğu’ haberi hiç gelmeseydi ve biz Eruh’a gelsek, yine önceki gün olduğu kadar olacaktı.
Bize laf yetiştirmeye çalışanlar, ‘kan dursun’ derken, ‘dağdakiler’in ölmesi ihtimalinin ortadan kalkmasını kastediyorlardı. Zira, hemen herkesin, bizzat kendileri ‘dağda’ değilse bile, ‘dağ’ ile yakın ilişkileri var. Kardeşler, kuzenler orada.
O nedenle, ‘kan dursun’ dendiği vakit, bunun adeta ‘olmazsa olmaz’ şartı ‘İmralı’ ve onun başındaki örgütle ‘kan durdurmak’ için anlaşmak gereği. ‘İmralı’ ve ‘dağdakiler’i ‘çözüm dışı’ bırakacak hiçbir formül ya da gelişme, Eruh’un önemli bölümü için makbul bir seçenek değil.
***
Siirt’in İl Encümeni üyelerinden biri, “Benim dağda üç amca oğlum var. Yıllardır kendilerinin nerede olduklarını, hatta hayatta olup olmadıklarını bile bilmiyoruz. Şimdi, onlar öldürülmeye devam ederken, bana değiştirilen köyümün, ilçemin Kürtçe adını iade etseniz, benim açımdan iş biter, mesele hallolur, konu kapanır mı? ‘Kürt Açılımı’na ilişkin bugüne dek duyduklarımız, bu konunun çözümü için bizim açımızdan yeterli şeyler değil.”
Sohbetimizi odasında dikkatle dinleyen Eruh’un yeni belediye başkanının da bir kardeşinin 2003 yılından beri ‘dağda’ olduğunu öğreniyoruz. Nerede bilmiyor. O gün bugün ondan hiç haber gelmemiş.
PKK’nın 15 Ağustos 1984’te ‘Eruh Baskını’ sayesinde ‘tarihe geçen’ Eruh’ta DTP ilk kez seçim kazanmış. DTP’nin ‘ataları’ HADEP, DEHAP, DEP, HEP, hiçbir vakit burada seçim kazanamamış. Bu seçimlerde DTP’nin oyu 2010 olmuş, bir bağımsızın 600 küsur ve Ak Parti’nin 900 dolayındaki oyuna karşılık.
Eruh Belediye Başkanı, siyaset konuşmasını sevmiyor ama dinlemesini pek seviyor gibi. Onun odasında ve hemen belediye binasının önündeki meydanda kimle konuşsak, ‘Kürt Açılımı’nın sonuç verebilmesi için bir ‘şart’a vurgu yapıyorlar. ‘Operasyonların durması’.
Güneydoğu’nun birçok noktasında olduğu gibi Eruh’ta da, geleceğe yani ‘kanın durması’na yönelik ‘iyimser duygular’ın ölçüsü ‘operasyonların durması’...
Tam da bu nedenle ‘Eruh kırsalı’ndan, Çırav Dağı’ndan gelen son can kayıplarının gerekçesi olarak ‘operasyonların devam etmesi’ görülüyor. PKK’lıların askere saldırması değil, Eruhluların önemli bir bölümünün nezdinde, ‘şu ara hiç gerek yokken, askerin dağdakilere saldırması’ yani ‘operasyon yapması’ kanın durmamasının başlıca gerekçesi.
Yaşlı bir Eruhlu, ‘köy meydanı’ diye tanımlanabilecek ilçe merkezinde, “Adam (yani PKK) zaten ‘eylemsizlik’ kararı almış. Dağda oturmaktan başka bir şey yapmıyor. Sen onun, ‘eylemsiz’ oturduğu yerin üzerine varırsan, çatışma çıkar tabii ve ölümler olur. Ne gereği var şu sıra operasyon yapmanın...” diye önceki gün olan-bitene genelgeçer bir ‘Eruh yorumu’ getiriyor.
***
Eruh’taki son can kayıpları gerçekten bir ‘PKK saldırısı’ndan ziyade ‘askerin operasyonlara devamı’ ile mi ilgili?
Eruhlularda bu konuda hiçbir tereddüt yok. Çünkü, çatışma gününden bir gün önce tüm cep telefonları çalışmaz olmuş, elektrikler kesilmiş. Eruh yakınlarına dört bir tarafa hakim bir tepenin, Eruhluların söylediğince ‘Role’de üstlenmiş olan tabur, Çırav Dağı’na doğru’ yola çıkmış.
Ertesi gün savaş helikopterleri uçmaya başlamış ve 18 kilometre öteden gelen ‘şehit asker ve öldürülen terörist’ haberlerini Eruhlular da Türkiye’deki herkes gibi televizyonlardan öğrenmişler.
Bütün bunları Eruh’ta konuştuğumuz yer ise, başlıbaşına ilginç. Eruh’un orta yerinde, ortasına bir anıt dikili küçük meydanında konuşuyoruz. Az ötemizde bir askeri karakol var. Nöbetçi askerler karakol bahçesinin önündeki beton koruganlardan meraklı bakışlarla Eruhlularla sohbetimizi izliyorlar.
Mekânın ilginçliği, orasının PKK’nın, şu an çeyrek yüzyılını doldurmuş olan 25 yıllık ‘tarihimizdeki en büyük ve en uzun Kürt isyanı’nı başlattığı yer olması.
15 Ağustos 1984’de Çırav Dağı yönünden akşam 19:30’da Eruh’a sızan 29 kişilik bir silahlı PKK grubu, o karakola ateş açmış. Hemen dibindeki minareden açıklama okumuş ve çarşıda bildiri dağıtmış. Karakoldaki silahları da alıp bir DSİ aracı ile 1-2 saatlik bir ‘Eruh’a el koyma’nın ardından çekilmiş gitmiş. Eş zamanlı olarak Şemdinli’de cereyan eden eylem, Eruh’tan iki saat sonra gerçekleşmiş.
Eruh’taki eylemde bir nöbetçi asker açılan ateşle şehit düşmüş. Meydanın ortasındaki anıt, onun, Süleyman Aydın’ın anısına dikilmiş. Üzerinde ‘Vatan bir bütündür, parçalanamaz’ yazıyor. Eruh’un birkaç dükkandan ibaret küçük çarşısının girişinde şimdi kocaman ‘Çarşı İnternet Kafe’ tabelası hemen dikkat çekiyor.
Değişen zamanlar...
Bölgenin en dip noktasına gitmek üzere Eruh’tan ayrılıyoruz. Hedef Şemdinli. Yarın Şemdinli’den...