'Tayyip Baba' 'yeni yıl hediyesi' getirdi mi?

Erdoğan'ın çevresi, Öcalan'ı 'çok önemli bir aktör' ilan etmiş ya da 'çözüm için' bu özelliğini 'yeniden keşfetmiş' gibi.
'Tayyip Baba' 'yeni yıl hediyesi' getirdi mi?

Başbakan Tayyip Erdoğan yeni yıla girmeye 48 kala, ülkenin ‘en yakıcı sorunu’ konusunda yeni yılda yol alınabileceğine ilişkin ‘sinyaller’ vermişti. En azından ‘muhatapları’ öyle anlama yolunu seçtiler.

O ‘muhataplar’, Başbakan’ın kendileriyle ilgili açıklamalarında, başkalarının kolay kolay fark edemeyeceği en ufak ‘nüansları’ yakalayıverirler. Başbakan’ın ‘muhataplar’ açısından ‘umut verici’ sözler sarf etmiş olduğunu Zübeyir Aydar’ın twit’lerinde görmüştüm.

Zübeyir Aydar, Başbakan Erdoğan’ın TRT’deki açıklamaları ve Urfa konuşması üzerine ortalığı ‘twit bombardımanı’na tuttu.

Zübeyir Aydar’ın ne dediğini, ne düşündüğünü önemsemeli miyiz?

Evet. Çünkü, Zübeyir Aydar, ‘Oslo Süreci’nde PKK adına yer alan dört kişiden biri. ‘Oslo Süreci’ denilen, kuşkusuz, sadece Oslo’da yapılan bir görüşmeyi ifade etmiyor. Oslo’da ve başka şehirlerde gerçekleştirilen ve birkaç yıl içine yayılmış olan 20’ye yakın görüşme söz konusu. Bu görüşmelerde, PKK tarafı, kimi zaman 4, kimi zaman 5 kişilik bir heyetle yer almış ve Zübeyir Aydar, tümünde var.

Bütün bu nedenlerle Zübeyir Aydar’ın Başbakan’ın açıklamalarına ilişkin ‘algısı’ önem taşıyor.

Aydar, Başbakan’ın TRT açıklamalarını ve 28 Aralık Urfa konuşmasını 29 Aralık günü şu ‘twit’lerle değerlendirdi:
“…Başbakan’ın Urfa konuşmasını dinledim. Burada da bizlere açık bir çağrı var ve şöyle diyor: ‘Ben buradan hem bölge insanına hem de terör örgütünün yedeğinde siyaset yapan partiye çağrıda bulunuyorum, artık şiddet sussun.
Siyaset konuşsun, artık terör örgütü elini tetikten çeksin, silahları gömsün, eğer varsa kalbiyle yüreğiyle fikriyle konuşsun’ diyor. Öncelikle şunu belirtmeliyim: Hem TRT’de yapılan konuşmada hem de Urfa konuşmasında kullandığı dile dikkat etmesi önemliydi. Başbakan’ın geçmişte de benzer konuşmaları vardı ama çoğunda hakaretler içerirdi. Bu sefer farklıydı, bu farklı üslubu önemsediğimi belirtmeliyim.”

Zübeyir Aydar, ‘nüansları’ doğru yakalamış. Nitekim, dün, yeni yılın ilk yazısında ‘içerden haber alan’ Yeni Şafak gazetesinin Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, ayrıntılı bilgi veriyor:

“Yeni süreçte Öcalan’la diyalog, açlık grevlerinin devam ettiği ekim ayında başlıyor.

İkinci görüşme kasım ayında gerçekleşiyor.

Her iki görüşme MİT Başkan Yardımcısı seviyesinde yapılıyor.

Aralık ayındaki görüşmeye ise MİT Müsteşarı Hakan Fidan gidiyor.

Bir takvim üzerinde konuşuluyor mu?

Oslo devlet içinde çok büyük bir deneyim oldu. Çözüme endeksli ve bir takvim dahilinde yapılmayan görüşmelerden sonuç almanın zor olduğu tecrübe edildi.

Takvime dayalı ve çözüme endeksli bir süreç başladı.

MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın görüşmesi 16 Aralık tarihinde gerçekleşti.

Öcalan, sözüne güvenilir bir isim olması ve arkasında siyasi iradenin tam desteği bulunması nedeniyle MİT Müsteşarı Hakan Fidan’la görüşmeyi öneriyordu. Ancak Oslo sürecinde yaşananlar nedeniyle Hakan Fidan çekimserdi. O sorun da aşılmış gözüküyor.

Hükümet kanadını yokladım, çözüm için ‘Başbakan Erdoğan’ın güçlü iradesi var’ dediler.

Umut verici.

Yeni yılda hediyeleriyle Noel Baba değil, Tayyip Baba geldi.”

Gerçek, Abdülkadir Selvi’nin yazdıklarından bir nebze farklı ama çok büyük ölçüde dışarıya verilmek istenen ‘mesaj’ iletilmiş durumda. İşin en önemli faslı, yazının şu son cümleleri: “Hükümet kanadını yokladım, çözüm için ‘Başbakan Erdoğan’ın güçlü iradesi var’ dediler. Umut verici. Yeni yılda hediyeleriyle Noel Baba değil, Tayyip Baba geldi.”

Haydi hayırlısı. ‘Tayyip Baba’nın ‘yeni yıl hediyeleri’ni sunmak üzere, yeni yıla birkaç saat kala, Başdanışmanı da NTV ekranında, önemli açıklamalar yapıyordu. Kürt siyasi çevrelerince belirli bir ‘antipati’yi üzerine toplamayı başarmış olan Başdanışman’ın sözleri, Abdülkadir Selvi’nin yazdıklarıyla birleştirilince daha büyük anlam kazanıyor.

O, yeni yıla birkaç saat kala, “Biz gerçekçi olacağız. İyi niyetle bu süreçleri devam ettireceğiz. Netice almak için samimi bir gayret ortaya koyacağız ama burada afaki birtakım beklentiler meydana getirmemek gerekir. Aşırı derece olumlu hava pompalamak, olumlu rüzgârlar estirmek daha büyük hayal kırıklıklarına sebep olur. Bu insanları umutsuz bırakmamak lazım ama umutlarıyla da oynamamak lazım. Ama 3-5 ayda netice alınır gibi şeyleri ben doğru bulmuyorum” gibisinden sözler sarf etti. Açıklamalarının en doğru yeri burasıydı.

‘Tayyip Baba’nın ‘yeni yıl hediyeleri’nden umutlanalım ama ihtiyatı da elden bırakmayalım.

Tayyip Erdoğan’ın çevresi, Abdullah Öcalan’ı ‘çok önemli bir aktör’ olarak ilan etmiş ya da ‘çözüm için’ bu özelliğini ‘yeniden keşfetmiş’ gibi gözüküyor.

Ne var ki verilen hava, ‘çözüm’den ziyade, Abdullah Öcalan’ın ‘PKK’ya silahları bıraktırmak’ amacıyla ‘değerlendirilmesi’. O amacın, çözüm ile iç içeliği anlaşılmaz ve Öcalan’ın cezaevi koşullarında değişiklik sağlanmazsa ‘yeni yıl umutları’nın gerçekleşmesi de zorlaşır.

Zaten, Başdanışman, ‘3-5 ay içinde’ gelişme beklemeyecek kadar gerçekçi.

Bu noktada mesele şu: İmralı’da Öcalan’la başlatılan yeni müzakereler, Başbakan’ın 2014 hesaplarına endeksli bir ‘taktik manevra’ olarak mı kullanılacak; yoksa, gerçekten PKK’yı ‘Moskova-Tahran-Bağdat-Şam hattı’ndan alıp ‘Türkiye denklemi’ içine çekmek amacıyla mı değerlendirilecek?

‘Tayyip Baba’ ve çevresindekilerin bu soruyu kendilerine sorduklarından emin değilim.