Tayyip Erdoğan aşağı tükürse...

Erdoğan ne yaparsa yapsın, son gelişmeler, Türkiye ekonomisine ağır hasar verme potansiyeli taşıyor.

Bu ara her şey çok hızlı gelişiyor. Yazının yazıldığı an ile gazetede basılıp okurlara ulaştığı ya da internete düştüğü an arasında geçen birkaç saat yazıyı eskitebiliyor. Önceki gün, Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ı dinledikten sonra yazıyı tamamlamış ve Radikal’e göndermiştim ki, iki saat sonra Başbakan Tayyip Erdoğan Macaristan Başbakanı ile ortak basın toplantısında bir soru üzerine, Arınç’ın açıklamalarının çok önüne geçen sözler sarf etti.

Gezi olaylarına ilişkin tavrı ne olmuşsa, ‘Yolsuzluk-Rüşvet Soruşturması’na ilişkin değerlendirmesi de aşağı yukarı aynı oldu. Yani, ‘aynaya bakmamak’ ve işi ‘dış mihraklar’a, 11 yıldır Türkiye’yi ‘başarıdan başarıya koşturan’ iktidarına kasteden o ‘dış mihraklar’ın ‘iç uzantıları’ aracılığıyla yürürlüğe konulan ‘çok kirli operasyon’, ‘Devlet içinde devlet’ oluşumu ve “Babamın oğlu olsa dinlemem” sözcükleriyle ‘çok kirli operasyon’a karşı koyma kararlılığı ve ismini doğrudan telaffuz etmeden ‘Cemaat’in kökünü kazıma vaadi.

Tayyip Erdoğan’ın olan-bitene karşı tavrını yukarıdaki paragraftaki gibi genellemek ve özellemek mümkün. “En iyi savunma hücumdur” zihniyetiyle konuyu bir ‘iktidar savaşı’ olarak algılayıp ‘kontratak’ ile karşılık vermeye niyetli gözüküyor. Zaten, ‘soruşturma’ya kaba müdahale görüntüsünü güçlendiren önceki sabah İstanbul Emniyeti’ni tırpanlama, arkasından Ak Partili belediyelerin bulunduğu 20 ilin emniyet kuruluşlarında –özellikle mali polisi kapsayacak şekilde-başlatılan temizlik ve İstanbul Emniyet Müdürü’nün dün görevinden alınmasıyla ivme kazanan adımları atmış durumda. ‘Babasının oğlu olsa’ dinlemeyecek şekilde, ‘devlet için savaş’ta ‘kontratağı’nın devam edeceği de anlaşılıyor.
Nereye kadar? Nasıl? 

İşin tam bilinemeyen yönü, cevabı henüz ortada olmayan soru da bu. Belki Başbakan da bilmiyor tam cevabı. Gelişmelerin nasıl, hangi hızda, ne şekilde, ne yönde seyredeceği çatışmanın ‘sınırları’nı ya da gelip dayanacağı ‘sınırları’ belirleyecek.

Tayyip Erdoğan’ın çevresinde kenetlenenlerin ‘akıl tutulması’na bakılırsa, gidişatın yönünden pek iyimser olmak kolay değil. Bunların arasında ‘İslamcı’ kimlikte olanlar, olan-bitenin arkasında İsrail’i teşhis ve tespit etmiş durumdalar. Akit gazetesinin dünkü sürmanşeti, İslami eğilimli kimi yayın organlarında Başbakan’ın ‘tetikçiliği’ni üstlenen bazı kalemlerin dünkü yazılarındaki vurguları İsrail ve ‘iç bağlantıları’ üzerineydi. Yakında Türkiye’de, Tayyip Erdoğan, damgalı bir ‘karşı-casusluk’ operasyonu başlatılırsa kimse için şaşırtıcı olmayabilir.
Gelişmelere Başbakan’ın teşhisi, bu ihtimale kapalı değil. Son gelişmelerle ilgili olarak, ‘büyük hedeflere ulaşmak için yola çıkmış olan Türkiye’nin önünü kesmek’ için ‘uluslararası boyut’tan söz eden Tayyip Erdoğan’ın kendisi:

“Bunun dışarıda heveslileri, planlayıcıları olduğu gibi bunların ülkemizde de uzantıları var. Bunların kimler olduğunu sizler de tahmin ediyorsunuz. Gezi olaylarıyla başlayan bir süreç oldu. Ondan sonra şimdi yeni bir adım attılar. Buradaki mühendislik yolsuzlukla değil, siyasi mühendisliktir. Çeteler devletin içinde devlet olma anlayışıyla süreci istedikleri gibi yönetme gayreti içine girme olayıdır. Bu örgütlenmeyi kesinlikle meydana çıkaracağız. Babamızın oğlu olsa dinlemeyiz.”

Bu sözler Tayyip Erdoğan’a ait ve olaya koyduğu ‘teşhis’ ve bundan sonra izleyeceği yolun ‘ipuçları’yla ilgili.
Gezi’yi ‘faiz lobisi’ ve ‘Yahudi diyasporası’yla açıklayan, Mısır’daki olayların arkasında İsrail’i ve dolaylı yoldan ABD ya da Batı’yı tespit etmiş olan anlayış, Türkiye’nin yakın tarihinin en önemli gelişmesi olan ‘Yolsuzluk-Rüşvet Soruşturması’na aynen yansımış durumda. 

Ama bu ‘söylem’ bu kez işlemez. İşlemiyor da zaten. Tayyip Erdoğan, zor tercihlerle karşı karşıya. Aşağı tükürse sakal; yukarı tükürse bıyık. Ya bakanlarını ve ‘yolsuzluğa bulaştığı’ ortaya çıkan ve çıkacak olan ‘yakın çevresi’ni ‘feda’ edip, ‘yolsuzluk yapan babasının oğlu olsa dinlemez’ görüntüsü verecek ve bunu yaptığı anda iktidarının ta merkezine ‘yolsuzluk illeti’nin bulaşmış olduğunu ve bunun olumsuz sonuçlarını seçimler arefesinde kabullenmiş olacak. Veya...

Veya, ‘karşı-saldırı’ya geçerek, ‘yolsuzluk ve rüşvet soruşturması’nı yapanları cezalandırarak, bunu yaparken ‘dış mihraklar, iç uzantıları vs.’ söylemiyle baskıcı yöntemlerle siyasi sonuç almaya bakacak. Bunun da iktidarı bakımından, elbette olumsuz sonuçları olacak.
Tayyip Erdoğan iktidarı ‘golü yemiş’ vaziyette. Bundan sonrası, ‘zarar kontrolü’ veya ‘zararı asgariye indirmek’. Bunu, yukarıdaki, iki yoldan hangisini benimseyerek yapacak? Soru, bu. Şu an için ikincisini benimsediğinin izlenimini veriyor.

Ancak ne yaparsa yapsın, son gelişmeler, çok üzerinde durduğu ve belki de ‘siyasi gücü’nü en ziyadesiyle borçlu olduğu Türkiye ekonomisine ağır hasar verme potansiyeli taşıyor. Siyasi iktidarının süresini de muhtemelen, Türkiye ekonomisinin durumu belirleyecek.
Daha ‘Yolsuzluk-Rüşvet Soruşturması’ başlamadan yazılmış bir yazı bile Gezi sonrası dönemde Tayyip Erdoğan’ın ‘siyaset hataları’nın ekonomiye nasıl olumsuz yansıyabileceğini inceleyen tahlillere yer vermişti. Dünyanın en saygın yayın organları arasında sayılan Foreign Affairs dergisinin 2014 yılı ocak-şubat sayısı, daha piyasaya çıkmadan internette yayımlandı.

‘Turkey: How Erdogan Did It–and Could Blow It’ yani ‘Türkiye: Erdoğan Nasıl Başardı–Nasıl Havaya Uçurabilir’ başlığıyla yazdığı çok ilginç yazının aynısını Daniel Dombey acaba ‘Yolsuzluk-Rüşvet Soruşturması’nı önceden bilse ve ya da bunun çalkantılarına tanık olduktan sonra yazsa, nasıl yazardı bilemeyiz ama yazının bazı bölümleri ‘sabit değer’ olarak kalıyor:

“... Gerçekten de Erdoğan’ın hatalı siyasi kararlarının yol açacağı ekonomik hasar riski, pek az doğal kaynakları ve kendine ait sermayesi bulunan bir ülke için özellikle büyük. Hükümet yetkilileri doğrudan yabancı yatırımların olmasını istedikleri düzeyin bir hayli altında olduğunu kabul ediyorlar...

İşleri daha da kötüleştiren, Türkiye’nin büyümesini finanse eden dış fonların son derece kısa vadeli yatırımlar ve bunları hızla ülkeden dışarıya çıkabilecek olması. Ağustos 2012 ile Ağustos 2013 arasında, ülkenin 56.7 milyar dolar olan cari açığının sadece 7.3 milyar doları net olarak doğrudan yabancı yatırımlar ile karşılandı. Oysa, beş yıl önce, bu tür yatırımlar, -ki kısa vadeli portföy fonlarından yapısal bakımdan daha istikrarlıdırlar- açığın yarısını finanse ediyorlardı...

Türkiye’nin başlıca diğer sorunu (ekonomik olanın yanı sıra) siyasi. Erdoğan’daki iktidar temerküzü bir dönem ekonomik başarının gerekli önşartı idi. Ne var ki bugün, işleri daha iyi yapmıyor, daha kötüleştirebiliyor...”

Bu satırlar, Tayyip Erdoğan iktidarına musallat olduğu ortaya çıkan son ‘Yolsuzluk-Rüşvet’ sarsıntısından çok önce yayımlanmıştı. Tüm dünya, bu satırları, Tayyip Erdoğan iktidarındaki ‘yolsuzluk-rüşvet’ fotoğrafıyla birlikte okuyacak. İki hafta sonra.
Siz şimdiden okudunuz. Ekonominin ne hale gelebileceğini şimdiden tahmin edebilirsiniz.

Öyle bir gelişmenin siyasi etkilerini tahmin etmeye ise çalışabilirsiniz...