'Tayyip Erdoğan şifresi'ni çözmek

Çok kez, her iki tarafı da hayal kırıklığına uğratma pahasına, öncelikle Başbakan'ın niyetini, amacını anlamak ve söylediklerini 'çözmek' gerekiyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan, dün Prag’a giderken yine ‘çok önemli’ açıklamalarda bulundu. Ve çok kez olduğu gibi, Başbakan’ın açıklamaları ‘şifre çözümü’ne muhtaç.

Tayyip Erdoğan’ın ilk bakışta çok açık gözüken kimi sözleri, aslında bir ‘okuma’ ve ona göre ‘açılım’ ve nihayet bir ‘çözme’ gerektiriyor. Bunu doğru düzgün yapabilmek için Başbakan’ın zihin yapısını, işleyiş tarzını, dil ve üslubunu iyi bilmek, öğrenmek ya da anlamak gerek.
Bir de tabii, Türkiye’nin mevcut siyasi kutuplaşma ortamında ortalığı kaplayan ‘sığlık’ söz konusu. Söz konusu ‘sığlık’ın tarafları, sizden –kendi meşreplerine göre- ya Başbakan’ın herhangi bir açıklaması üzerine onu ‘yerden yere vurmanızı’ veya ‘göklere çıkarmanızı’ istiyorlar.
Çok kez, her iki tarafı da hayal kırıklığına uğratma pahasına, öncelikle Başbakan’ın niyetini, amacını anlamak ve söylediklerini ‘çözmek’ gerekiyor. Prag yolunda dün yaptığı ‘önemli’ açıklama da bu ihtiyacı ortaya çıkartan cinsten.

Önce ‘İmralı Süreci’yle ilgili söylediklerine bakalım”

“... Hedefleri başından beri açıkladım, açıklıyorum. Silahlar bırakılmadan bölücü terör örgütü ile mücadeleyi kesmemiz söz konusu değil. Siyasi uzantılarıyla da müzakereleri yapabileceğimizi hep söyledim. İmralı’nın vermiş olduğu mesajların çok önemli olduğunu istihbarat örgütümüzün bize aktardığı mesajlar çerçevesinde öğreniyoruz. Bunun yanında Kandil’in, Avrupa’nın ve siyasi uzantılarının verdiği mesajlar var. Tüm bunların çerçevesinde silahlar bırakılacak olursa, ülkemizi terk etmeleri halinde her türlü, geçmişte yapılanın aksine güvenlik içinde bu ülkeyi terk etmelerine imkân hazırlarız. Bizim güvenlik güçlerimiz operasyon meraklısı değildir. Ancak terörle mücadelede onların asli görevi güvenliği, huzuru sağlamaktır. Bunun için operasyon yapılması gerekiyorsa o zaman operasyon yapar. Bunun dışında ne polisimizin ne de askerimizin operasyon yapma merakı vardır. Dertsiz başını neden derde soksun.

Yeni bir heyetin ‘ada’ya gitmesi konusunda.. İkinci ziyarete yönelik izni ve bunların kimler olabileceği konusundaki tespiti, bunları Adalet Bakanımız yapar. Ondan sonra da kendilerine bu hafta içinde mi olur, yoksa daha sonraki hafta içinde mi olur, o da yine Adalet Bakanımızın şahsıma sunacağı tekliften sonra o takvimi belirleriz. Ama bu hafta içinde olur diye böyle bir kesinleşmiş tarih yok. Ret, inkâr ve asimilasyon politikaları ayağımızın altındadır. Kimse Kürt kardeşimin kimliğini inkâr edemez. Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Terör sorunu vardır ve benim Kürt kardeşimin sorunu vardır. Bu sürecin süresini kimse bilemez. Biz kimseyle anlaşma masasına oturmuyoruz. Onu da size söyleyeyim. Çünkü bizim illegal bir örgütle anlaşma masasına oturmak gibi bir derdimiz asla olamaz...”

Gelin şimdi ‘çözme’ işine başlayalım; Tayyip Erdoğan ne diyor?

Şunları:

Hakan Fidan’ın Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmelerden çıkarttığı ve bana aktardığı sonuçlardan, ayrıca Kandil, Avrupa kolu ve BDP’den gelen ‘mesajlar’dan yani, ‘Kürt siyasi hareketi’nin ‘dört unsuru’ndan aldığımız sinyallerden, umut verici gelişmeler olabileceği izlenimini edindim.

Bunlara göre sınırlarımız içinde süresiz bir ‘örgüt’ün silahlı mücadele anlamında süresiz bir ‘eylemsizlik’ konumuna girmesi ve bunu simgeleyecek anlamda, sınırlarımız içindeki silahlı güçlerinin ülke dışına çekilmesi ihtimali çok kuvvetlidir.

Eğer bunu uygularlarsa 1999’daki sınır dışına çekilmenin aksine, bunu kendilerine saldırı olmadan ve kayıp vermelerine yol açmadan gerçekleştirmelerini sağlarız.

PKK’nın silahlı güçlerinin sınır dışına çekilmesi halinde, ülke içinde ‘askeri operasyonlar’ ya da ‘güvenlik operasyonları’ durur. Sınır dışında da ülke içine sızma gibi bir faaliyet olmayacağına, ‘eylemsizlik’ hüküm süreceğine göre Kandil, Zap, vs. gibi bölgelere hava bombardımanı vs. gibi askeri harekât da olmaz.

Türkiye içinde silahlar sustuğu ve silahlı güçlerin Türkiye topraklarını terk ettiği bir ortamda, ‘siyasi konuları’ BDP ile müzakere ederiz.
Benim için ‘Kürt sorunu’ nitelemesini sevmiyorum. ‘Kürt sorunu’ diye bir şey olmadığını söylüyorum. Bunun yerine, ‘terör sorunu’ndan söz ediyorum. Bu anlattıklarım da dolayısıyla ‘terörün sona erdirilmesi’ne ilişkindir. Ayrıca iktidarımız döneminde Kürt kimliğinin reddine, inkârına ve asimilasyona son verilmiş olduğuna göre devam eden ve nispeten küçük ölçekte sayılması gereken sorunları, gereğinde BDP ile de ele alır, çözeriz.

‘İmralı Süreci’ ivmesinin devamı ve yukarıda ifade ettiklerime belli bir zaman diliminde ulaşılabilmesi yani sınır dışına çekilmenin önümüzdeki kısa vade içinde gerçekleşebilmesi için bir BDP heyeti daha ‘ada’ya gönderilecektir. Adalet Bakanım Sadullah Ergin ile gidecek isimleri istişare ettikten sonra ona ‘yeşil ışık’ vereceğim; o da düğmeye basacak ve ikinci BDP heyeti ‘ada’ya, muhtemelen bir hafta-10 gün içinde, ben Prag’dan döndükten sonra gidecektir.

Tayyip Erdoğan’ın son günlerde bu konuda söylediklerinin ve dün yurtdışına çıkarken yaptığı açıklamanın ‘yorumsuz okuma’sı, kanımca budur. Geçen hafta da AB’nin terk edilmesi ve Şanghay İşbirliği Örgütü’ne Türkiye’nin katılması konusunda Kanal 24 televizyonundaki söyleşisinde yaptığı çok önemli açıklamaya ilişkin ilki ‘yorumsuz okuma’ olan, ikincisi ‘zihin kalıpları’nı irdeleyerek ‘yorumlu’ olan iki yazı yazdım; Başbakan, dün Prag yolunda, beni doğruladı.

Şöyle dedi:

“Şanghay Beşlisi (aslında Altılı’sı cç) AB’nin alternatifi değildir. Birinden çıkıp diğerine girmek zorunda değilsin. Çıkabilirsin de. (ŞİA) Bu örgüt sadece güvenlik amacıyla kurulmuş değildir. Ekonomik birliği de kuruyorlar. Biz şu anda Şanghay Beşlisi’nde diyalog ortağıyız. 50 yıl AB kapısında bekletilen bir ülke sonunda karar vermek durumunda olmaz mı? AB bunu hiçbir ülkeye uygulamamıştır. Böyle bir uygulamayı Türkiye’ye karşı yapıyorlar. (Tam üyelik) Yapacaksan yap, yapmayacaksan açıkça söyle.

‘Şanghay Beşlisi ülkelerinde demokrasi yok’ deniyor. AB’deki ülkelerde şu andaki demokrasiye bir günde gelinmedi. Ruanda’yı, Cezayir’i unutmayın. Romanları AB üyesi ülkelerde neden tehcire mecbur ettiler? Aynı şekilde zencilere, Müslümanlara yaptılar. İslamofobia hangi insan haklarına sığıyor. Ben inanıyorum ki, Şanghay Beşlisi de bu demokratikleşme sürecini çok daha iyi bir konuma getireceklerdir.”
AB ve ŞİA hakkında, daha doğrusu ‘Türkiye’nin tarihi doğrultusu’ konusunda bu açıklaması, geçen haftaki sözlerinin devamı ve daha açık hali. Yine de bunun ve dün İsrail ve İran’a ilişkin açıklamasının ‘yorumlu okuması’ yapılmalı.

‘Tayyip Erdoğan şifresi’ni çözmeye önümüzdeki günlerde devam edeceğiz.