Tayyip Erdoğan'ın 'jeostratejik bombası'...

Erdoğan, cuma gecesi önemli bir 'jeostratejik' bomba patlattı. 'Putin'e söyledim' dedi, 'Alın bizi Şanghay Beşlisi'ne, biz de AB'yi unutalım!'

Tayyip Erdoğan, cuma gecesi TV 24 ekranında konuktu ve çok önemli bir ‘jeostratejik bomba’yı, hiç hesapta yokken, Prof. Beril Dedeoğlu’nun masumane bir sorusuna cevap verirken patlattı. “Putin’e söyledim” dedi, “Alın bizi Şanghay Beşlisi’ne, AB’yi unutalım!” Gece internet sitelerini dolaştım, dünkü gazetelere göz attım; Başbakan’ın her bölümü önemli ve ilginç söyleşisine yer vermişlerdi ama ‘AB defterini kapamak niyeti’ni ifade ettiği sözleri, hak ettiği önemde yer bulmamıştı.
Konunun, Batı (ve de diğer ülkeler) başkentlerinde kapalı kapılar ardından, ‘kançılaryalar’da önümüzdeki dönemde hararetle tartışılacağından ve değerlendirileceğinden benim kuşkum yok.
Beril Dedeoğlu, “Türkiye, AB’yi unuttu mu?” diye bir soru yöneltmişti. Erdoğan, ‘AB’yi unutmadığımız’ anlamına yorumlanabilecek sözlerden sonra, belli ölçülerde haklılık taşıyan serzenişini AB’ye yöneltti. “AB bizi unutmak istiyor ama çekiniyor, unutamıyor. Halbuki bir açıklasa biz rahatlayacağız. Oyalayacağına bize açıklasın, biz de işimize bakalım.”
Başbakan, AB’nin Türkiye’ye kapıları kapalı tutmasının gerekçesini ‘Müslüman bir ülkeyi içine almak istememesi’ ile açıkladı ve AB’nin ‘NATO’nun Türkiye’yi üye alarak zamanında yaptığı hatayı tekrarlamak istemediğini’ vurguladı. Ardından, “Tabii bu böyle olumsuz bir şekilde gidince, siz de, ister istemez, 75 milyonun bir başbakanı olarak başka arayışlar içerisine giriyorsunuz” dedi ve bombayı patlattı:
“Onun için geçenlerde Sayın Putin’e onu söyledim, ‘Bizi Şanghay Beşlisi’nin içine alın’ dedim. Alın bizi Şanghay Beşlisi’nin içine, biz de AB’ye ‘Allahaısmarladık’ diyelim, ayrılalım oradan. Bu kadar oyalamanın ne anlamı var?”
Başbakan, ‘Şanghay Beşlisi ile AB’yi birbirine alternatif olarak görüp görmediği’ sorusuna, “Şanghay Beşlisi daha iyi, çok daha güçlü” cevabını tereddütsüz yapıştırdı. ‘Ortak değerlerimiz’in Şanghay Beşlisi’nde bulunduğunu da ekledi.
Tayyip Erdoğan’ın ‘AB ile Şanghay Beşlisi’ne ilişkin sözlerini, Türkiye’nin ilkinden ‘şikâyeti’ni, ikincisine ‘ilgisi’ni nasıl değerlendirmek gerek?
Türkiye’nin AB ‘tam üyeliği’ni sağlama almak için Brüksel’e karşı –kimisince ‘şantaj’ diye nitelenebilecek- bir ‘koz kullanmak’ mı bu?
Tayyip Erdoğan’ın zihin kalıpları, kafasının nasıl işlediği, beyni ile dili arasındaki bağlantıyı biraz bilenler açısından, Başbakan’ın bu sözleri kendisinin çok sevdiği tabirle ‘samimi’. Yani ne Brüksel’e ‘şantaj’ niyeti taşıyor ne ‘koz kullanmak’ istiyor. O soru sorulmasa böyle bir karşılık da verilmeyecekti. Burada bir ‘siyasi oyun’ yok; Tayyip Erdoğan’ın ‘samimi’ bakış açısı var.
Zaten, bu gelişme üzerine AB’nin telaşa kapılarak, Türkiye için ‘AB giriş kapısı’nı esnetmesi ve ‘tam üyelik görüşmelerine eşzamanlı başlanmış’ olan Hırvatistan ile birlikte 1 Temmuz 2013’te ‘tam üyeliğe’ kabul edileceğini açıklaması beklenmiyor. Dolayısıyla, şu ‘Şanghay Beşlisi’ne kafa yormakta yarar var. Zira, eğer önümüzdeki yıllar, Türkiye, Tayyip Erdoğan damgası taşıyacak ise ‘Şanghay Beşlisi’ne katılma ihtimali azımsanmayacak bir hal alacak demektir.
Öncelikle, ‘Şanghay Beşlisi’nin 1996 yılında Şanghay’da birbirine komşu Çin, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan tarafından ‘sınırda ortak askeri önlemler’ almak amaçlı br ‘güvenlik anlaşması’ imzalamaları üzerine o adı aldığını, 2001’de Özbekistan’ın katılmasıyla aslında ‘Şanghay Altılısı’ olduğunu belirtmek gerekiyor.
Özbekistan’ın katılmasıyla yine Şanghay’da 2001’de yapılan zirvede, kabul edilen deklarasyon ile ‘Şanghay İşbirliği Örgütü’ oluştu. Türkiye’nin gözünde AB’ye alternatif ‘ŞİÖ’ de diyebilirsiniz.
Altı üyesi ile ŞİÖ, Avrasya topraklarının yüzde 60’ını, tüm insanlık nüfusunun dörtte birini içeriyor. Ama ‘gözlemci üyeleri’ni kattığınızda, insanlığın yarısı ŞİÖ’de. 2005 yılında Astana’daki Beşinci Zirvesi’nde Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev, “Bu görüşme masasının çevresine dizili liderler, insanlığın yarısının temsilcileri” demişti.
ŞİÖ’nün ‘gözlemci üyeleri’ Moğolistan’la başladı, Afganistan, Pakistan, Hindistan ve İran’dan oluşuyor. İran ‘tam üyelik’ başvurusunda bulundu ama ŞİÖ kuralları, üzerinde BM yaptırımları olan bir ülkeyi ‘tam üye’ almaya engel. Rusya, Hindistan’ın ‘tam üyeliği’ni istiyor; Hindistan’ın ŞİÖ’ye ‘tam üye’ olarak katılma ihtimali yüksek. Türkiye, ŞİÖ’de ‘gözlemci üye’ statüsünden farklı olarak, Belarus ve Sri Lanka ile birlikte ‘Diyalog Ortağı’ statüsüne sahip. Türkiye’nin ŞİÖ nezdindeki bu statüsü, geçen yıl (2012) Beijing’de yapılan zirve toplantısında kararlaştırıldı.
ŞİB’in çeşitli organları var. En yüksek organı ‘Devlet Başkanları Konseyi’, onun hemen altında ‘Hükümet Başkanları Konseyi’ geliyor. Tayyip Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olmak hedefiyle Türkiye’nin ufkunu AB’den ziyade ŞİÖ’de görüyor olmasının bir ilişkisi var mıdır?
Bilmiyorum. Üzerinde düşünmeye değer.
ŞİÖ’nün askeri bir blok oluşturmak gibi bir niyeti görülmemekle birlikte, üyeleri arasında ‘terörizm, aşırılık ve ayrılıkçılık’ konusunda sıkı işbirliğini öngörüyor. Türkiye’nin ‘damak tadı’na uyan birçok başka özelliği de mevcut; ŞİÖ içinde bir serbest ticaret bölgesi oluşturulması ve uluslararası bankacılık sisteminden bağımsız yeni bir bankacılık sisteminin ŞİÖ’de uygulanması gibi.
Tayyip Erdoğan’ın ‘AB’yi terk etmek’ ve ‘ŞİÖ’ye girmek’ için aracılığını istediği Putin, “Dünya, yeni ekonomik büyüme, siyasi nüfuz merkezlerinin ortaya çıkışı ile niteliksel olarak farklı bir jeopolitik durumu görmekte. İstikrar ve refahın birbirinden ayrılmaz nosyonlar haline geldiği 21. yüzyılın yeni gerçeklerine uyan bir şekilde küresel ve bölgesel güvenlik ve kalkınma mimarilerinin dönüşümüne tanık olacağız ve bunlarda yer alacağız” sözleriyle ŞİÖ’yü tanımlamıştı. Batılı gözlemciler nezdinde ŞİB, Rusya ve Çin’in başını çektiği, NATO ve ABD’ye bir karşı-denge girişimi. Rusya Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov ise ta 2005’te “Şanghay İşbirliği Örgütü tümüyle yeni bir jeopolitik entegrasyon modelini oluşturma sürecinde yer almamız için bize eşsiz bir fırsat sunuyor” demişti.
21. Yüzyılda dünya siyasetinin ‘siklet merkezi’nin Atlantik’ten Pasifik Havzası’na, Avrupa’dan Asya’ya kayacağı üzerinde konsensüs var.
Böyle bakınca, Tayyip Erdoğan’ın büyük bir ‘vizyoner’ olduğu hükmünü mü vermek gerekecek?
Bu sorunun cevabı, AB’le ‘vedalaşma’nın ve ‘Şanghay İşbirliği Örgütü’ne doğru yol almanın ne derece ciddi olduğu ve gerçekleşip gerçekleşmeyeceği ile anlaşılacak...