TBMM'ye AKP'li başkan, rota "erken seçim"...

AKP-MHP Koalisyonu ihtimali gibi, bir AKP-CHP Koalisyonu ihtimali de -en azından şu günlerde- pek de güçlü bir ihtimal gibi görünmüyor.

TBMM, dün “Başkan”ını buldu. Türkiye’nin son dönemlerde gördüğü “en düşük profilli” Savunma Bakanı, AKP Sivas Milletvekili İsmet Yılmaz.

İsmet Yılmaz, Tayyip Erdoğan’ın sağ kolu Binali Yıldırım’ın bürokratı, Tayyip Erdoğan’ın ise, TSK üst kademelerinde yapılan önemli değişikliklerden sonra, kendi “Savunma Bakanı” olarak göreve getirdiği kişi olarak hatırlandığı takdirde, “yeni TBMM Başkanı”nın Cumhurbaşkanı’nın “yeni Türkiye” tasavvuruna çok uygun bir isim olduğuna hükmedilebilir.

Zaten İsmet Yılmaz da TBMM Başkanı seçildikten sonra yaptığı konuşmada, “Kuvvetler Ayrılığı” kavramını “Cumhurbaşkanı’nın koordinasyonu” ile birlikte telaffuz etmiş olması, özellikle, dikkat çekici olmalı.

İsmet Yılmaz, kelimesi kelimesine şöyle dedi:

“Bu dönemde devlet gücünü kullanan organlar arasındaki işbirliğine her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğunu belirtmek isterim. Kuvvetler ayrılığı Cumhurbaşkanı'nın koordinasyonunda, belli devlet yetkilerinin kullanılmasına yönelik medeni bir işbirliğidir.”

İsmet Yılmaz’ın hangi aşamalar geçildikten sonra, son turda, yani dördüncü turda tümüyle ve sadece AKP’nin blok oylarıyla seçilmiş olması üzerinde durmak gerekiyor.

İsmet Yılmaz’ın, ilk konuşmasında altını çizdiği husus ve Cumhurbaşkanı’na özel bağlılık vurgusu ve aldığı oyların cinsi, TBMM Başkanı olmaktan ziyade “AKP Grup Başkanı” gibi çalışma ihtimalini beraberinde getiriyor.

Gelişmelerin hararetiyle, TBMM Başkanlığı’nın “altın tepsi içinde”  MHP tarafından AKP’ye sunulmuş olduğu, CHP Sözcüsü’nün MHP’yi “koltuk tedarikçisi” diye nitelemesine bakarak, MHP’nin AKP’li İsmet Yılmaz’ın TBMM Başkanı seçilmesindeki “baş rolü” gözden kaçırılamaz.

Bununla birlikte, buradan yola çıkarak, bir “AKP-MHP koalisyonu” ihtimalinin arttığı yorumları aceleci ve dikkatsiz olabilir.

Örneğin, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Başkan seçiminden sonra “MHP’ye hayırlı olsun” sözlerinin yanısıra “Koalisyon da bu denklem üzerinden yürüyecek gibi görünüyor” sözleriyle, AKP-MHP koalisyonu ihtimaline dikkat çekti.

CHP’li Halûk Koç da “Kimse ‘Koalisyon’ için partner aramasın. Ortaya çıkmıştır” sözleriyle aynı adresi işaret etti.

AKP’li bir TBMM Başkanı’na 7 Haziran sonuçlarını hiçe sayarcasına MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin imkân verdiği, MHP’nin “zor zamanlarında” AKP’ye payanda olmak gibi bir sicilinin bulunduğu doğrudur ama Bahçeli’nin 7 Haziran’dan bu yana izlediği çizgi dikkatle izlendiğinde, AKP-MHP koalisyonu ihtimalinin pek zayıf olduğu hükmüne de varılabilir.

MHP’yi bir “anahtar” olmaktan ziyade “demokratik süreç”in önündeki bir “tıkaç” haline dönüştürdüğü görülen Devlet Bahçeli’nin sürekli olarak önerdiği “AKP-CHP-HDP” hatta “AKP-HDP koalisyonu”.

Olmayacağı besbelli formülleri sürekli “tutarlılık” görüntüsüyle gündeme getirerek, ANAP’ın akıbetine uğrayacağı kanısında olduğu, yani 7 Haziran’la birlikte “sonun başlangıcı”nı gördüğü AKP üzerinden “muhafazakâr sağ”ın gelecekteki “mirası”nın üzerine konmayı hesaplar bir hali var.

Dolayısıyla, Devlet Bahçeli’nin MHP’yi AKP ile bir koalisyona sokması için ne niyeti ne acelesi var. Zamanın ve sabrın, MHP’nin AKP’den en büyük parçayı kopartacağı düşüncesiyle, hükümette AKP’nin “küçük partneri” olmaya hiç istekli görünmüyor.

“Sorumlu devlet ve siyaset adamı” havasıyla AKP ile “Türkiye’yi namerde muhtaç etmemek” amacıyla koalisyon kurmak için ortaya getirdiği şartlar ise, kabulü halinde AKP’nin –daha doğrusu Tayyip Erdoğan’ın- “siyaseten intiharı” ile adeta eş anlamlı.

Bir kez daha üzerine basa basa AKP ile “üç koalisyon şartı”nı şu dil ile sıraladı:

“Eğer ki tüm alternatifler tüketilirse, Türkiye’nin Allah’ın izniyle namerde muhtaç etmeyiz, sorumluluktan kaçmayız fakat, 3 haftadır dile getirdiğimiz şartlarımızdan vazgeçmeyiz.

Birincisi çözülme süreci tamamen askıya alınmalıdır. İkinci olarak

17/25 Aralık rüşvet karanlığının üzerine tavizsiz olarak gidilmelidir. Soruşturma tekrar açılmalı, ucu kime dayanırsa dayansın tam bir mıntıka temizliği yapılmalıdır. Edep noksanı konuşmalar, kaçak mitingler yapan Erdoğan anayasa sınırlarına çekilmeli, Çankaya'ya dönmelidir.

Cumhurbaşkanı’nın huzurunda İranlı kaçakçı Zarrab’a mücevherat alanında ihracat şampiyonu ödülü hayasızca verilmiştir. Başbakan yardımcısının bir kanun kaçağına ödül vermesi utanç vericidir.

Sayın Kurtulmuş’un bilmiyordum demesi, özrün kabahatinden daha büyük olması demektir. Hiç kimse bizden hırsızları aklama tezgahına düşmemizi beklememelidir. Üçüncü olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan kesinlikle anayasa sınırlarına çekilmelidir. Kaçak ve korsan mitinglerle milli iradeyi körelten, şimdi de iftar sofralarını siyasete boğan Erdoğan, 1071 rakımlı tepeye dönüşün yollarını aramalıdır…”

Eğer Bahçeli’de bir “tutarlılık” aranacaksa, AKP ile “koalisyon şartları” bakımından bu mevcut. 7 Haziran gecesi yaptığı konuşmada altını çizdiği hususlar, daha sonra “Ver Bilal’i Al Koalisyon’u” deyişi, 17 Aralık’a 25 Aralık’ı eklemekten vazgeçmemesi (Bu tarihler, AKP söyleminde “darbe”; Bahçeli söyleminde ise “hırsızlık” göndermesiyle birlikte telaffuz ediliyor) ve Beştepe’nin (“Saray”ın) terkedilerek Çankaya’ya dönülmesi, Bahçeli’nin “olmazsa olmaz” şartları olarak vurgulanıyor.

Bunları, AKP’ye yönelik olarak “Benimle ‘Koalisyon’ görüşmesi yapma” çağrısı gibi anlamak da pekalâ mümkün.

Bütün bunlardan, TBMM Başkanı’nın seçilmiş olmasından sonra sıra, Ahmet Davutoğlu’nun “koalisyon arayışları”na gelmiş oluyor. Ama, dünkü gelişmeler ile birlikte ve “paradoksal” bir şekilde “Kasım’da seçim” ihtimalinin daha güçlendiği hükmüne devarabiliriz.

Nitekim, HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, dün, TBMM’de başkanlık seçiminin üçüncü turu yapılırken –yani İsmet Yılmaz’ın dördüncü turda seçileceği anlaşılmışken- gazetecilerin sorularını yanıtlarken,"Taşların yerine oturması için yeni bir seçim gerekiyor” dedi. 7 Haziran’da sonra böyle konuşması, sanırım, ilk kez oluyor.

Gerçi, bir AKP-MHP Koalisyonu’nu kastederek, “Koalisyon kurulabilir ama asla uzun ömürlü olmaz" diye ekledi. Bu konuda tümüyle aynı kanıdayım ve 21 Haziran’da “AKP-MHP Koalisyonu: Niçin, Nasıl ve Ne Kadar?” başlıklı yazımda bu konu üzerinde durmuştum.

Bu arada CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da bir “AKP-CHP Koalisyonu” ile ilgili olarak, “Ben olabileceği kanaatinde değilim” sözlerini sarfetmiş olmasını not edelim.

AKP-MHP Koalisyonu ihtimali gibi, bir AKP-CHP Koalisyonu ihtimali de -en azından şu günlerde- pek de güçlü bir ihtimal gibi görünmüyor.

İsmet Yılmaz’ın TBMM Başkanlığına seçiliş tarzına bakarak, bir AKP hükümetinin kurulması seçeneği de akla gelebilir. Bir “tekrar seçim” istediği sır olmayan Tayyip Erdoğan’ın önceki gün iftar konuşmasında “Azınlık hükümetinin Türkiye’nin sıkıntılarına çare olmayacağı kanaatindeyim” demiş olduğunu da unutmayalım.

Evet, TBMM Başkanı dün seçildi ama seçilen kişinin kimliğine, seçiliş öyküsüne bakıldığında, bundan sonra başlayacak olan “koalisyon arayışları”nın ne kadar zorlu ve sıkıntılı cereyan edeceğini de öngörebiliriz.

Siyasi kültüründe “uzlaşma” alışkanlığı pek bulunmayan, bunun nasıl yapılacağını bilmeyen, “uzlaşmama” eğiliminin hayli güçlü olduğu bir ülkede yaşadığımızı da aklımından çıkarmamalıyız.

Yani?

Yani, herhangi bir koalisyon kurulabilmesi ihtimali kadar kurulamaması ihtimali var. İkincisi daha da ağır basıyor.

2015 yılı bitmeden yenilenecek seçimlere zihinleri alıştırmaya başlayabiliriz…