'Tek Adam' ve 301 madenci...

"Tek Adam" için, herşey "O'nun için feda olsun" hali, 'hastalıklı' görünüyor ama öyle değil. 'İktidar çıkarları' ile ilgili bir hal bu.

'Uluslar’ı oluşturan temel dinamiklerden biri, kazanılan ”ulusal zaferler”den ziyade, “paylaşılan felaketler, ortak acılar, birlikte yaşanmış travmalar”dır. Bunlar, “Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayrak” nutuklarından çok daha etkilidir.

Örneğin, 1999 Depremi’nin, 28 Şubat döneminin yaraladığı toplumu, o günlerde de “kimlik çatışması” şeklinde yaşanmakta olan ve bugünün zalim iktidar sahiplerinin “mağdur” konumunda bulunduğu “Kulturkampf”ın tüm hararetine rağmen, çarpıcı bir “iç dayanışma” ile biraraya getirmiş olması hafızalarda canlılığını koruyor.

Birinci haftasına giren Soma maden faciası, 1999 Deprem felaketinden daha farklı bir görüntü veriyor maalesef. Toplumda uyandırdığı derin acı kadar, birikmiş müthiş bir öfkeyi de yansıtıyor. Aynı zamanda, ileride çok tehlikeli biçimde, tıpkı bir madendeki “grizu patlaması” gibi bir toplumsal patlamaya yol açabilecek müthiş bir öfkeyi de biriktiriyor.

Niçin böyle?

Çünkü, ülkenin başında toplumu ikiye bölmeyi “temel siyaseti” haline getirmiş olan, yani toplumu bile bile bölen birisi var. Soma maden faciasını da bu amacına uygun biçimde değerlendirmek istiyor. Bir hafta kadar kısa bir süre içinde “iktidar”, üç farklı “profil” çizdi.

Sırasıyla: 1) Olayı bir kaza olarak, hatta iktidarın başının tanımıyla ve 19. Yüzyıl ve 20. Yüzyıl başlarından verdiği akla ziyan örneklerle bir “doğa olayı”, bir “fıtrat” konusu, bir “önlenemez kaza” olarak sunmak;

2) Mızrağın çuvala sığmayacağı anlaşılınca, “günah keçisi” tespit etmek ve tüm günahı “Soma Holding” adlı şirketin sorumlularına yıkmak –nitekim birkaç kişiyi tutuklattılar.

3) 301 kişinin ölümüyle yakından uzaktan ilgisi olmayan bir-iki köşe yazarını dile dolayıp, onların üzerinden Aydın Doğan’a taarruz başlatıp, “cambaza bak” oyununa başvurmak.

Bir hafta kadar kısa bir süre içinde böylesine üç farklı biçime bürünen iktidar pozisyonu aslında “tek” bir noktayı esas alıyor. “Tek” bir gerekçeye dayanıyor. “Tek” bir ihtiyacı ortaya koyuyor: Soma’daki facianın sorumluluğunu “Tek Adam”dan uzak tutmak. “Tek Adam”ın Cumhurbaşkanı seçilerek “Tek Adam” hesaplarını pekiştirmesine Soma’nın zarar vermesini engellemek.

Öyle ki, Soma faciasını “Tek Adam”ın “siyasi esenliği”ne “halel getirmemek” öncelik halini alınca; çileli Soma halkına Başbakan ve “müşaviri” düzeyinde sille-tokat girişmek, Soma’ya Toma’larla saldırmak da mümkün olabildi. Bugüne kadar görülmemiş ölçülerdeki bu pervasızlık ve zalimlik gösterileri bile Soma’da gerçekleşebildi.

Ne de olsa, medya üzerinde kurulmuş olan amansız baskı ve denetim, bunların milyonlarca insanın gözleri önüne gelmesini engelliyor. “Tek Merkez”den yönetilen ve aynı gün, aynı konuda, aynı manşeti atmakta hiçbir beis görmeyecek kadar gazetecilik mesleği ile ilişkisini kesmiş “Alo Fatih medyası”ndan zaten beklenmezdi, ama iktidarın başının “gazabı”ndan korkan diğerleri de Soma görüntülerini habercilik namusu ölçülerinde kamuoyunun önüne getiremediler.

Adam tokatladığı izlenimini veren Başbakan’ın, özel timcilerin kollarından tutup yere yatırdığı savunmasız bir protestocuya kalleşçe tekme atan (ayağı acıdığı için bir de rapor almış) “Başbakan Müşaviri”nin görüntüleri, sadece sosyal medyada dolaşabildi.

Dünyanın yarım-yamalak demokrasilerinde bile, 301 işçinin pisi pisine can verdiği bir maden faciası üzerine, “siyasi sorumluluk” söz konusu olur, hiç değilse birkaç kişi istifa eder. Nitekim, Çalışma Bakanı Faruk Çelik, dün, “Siyasi sorumluluk varsa bu oturulup konuşulabilir. Kimin ne kadar sorumlu olduğu konuşulabilir. Maden ocakları benimle ilgili değil. Madenler konusunda bizim bakanlığımızın görevi teftiş ile sınırlı. Ocaklar, ruhsatlar ve işleyiş ise tamamen Enerji Bakanlığı’na bağlı” dedi.

Bu ne demek?

Enerji Bakanı “istifa etmelidir” demek. Ama, Çalışma Bakanı’nın da istifa etmesi şart.

Niçin?

Çünkü “Bizim Çalışma Bakanlığı olarak kendi görevimizi yapamadığımız şeklinde bir iddia varsa, her platformda yaptıklarımızın hesabını vermeye hazırız. Ben o madenlerin denetiminden sorumluyum. Yüzde 1 dahi başarısızlık söz konusuysa o koltukta oturmamız mümkün değil. Koltuk sevdalısı değilim” diyen de o. Ve, maden ocaklarının en sonuncusu iki ay önce yapılmış denetiminde, “Noksan Yok” diye rapor verilmiş. Dolayısıyla, Çalışma Bakanı da istifa etmelidir.

Enerji ve Çalışma bakanlarının istifa etmeleri durumunda, 17 Aralık’ta 4 bakan kaybetmiş olan “Beyefendi”, 13 Mayıs Soma Felaketi nedeniyle 2 bakan daha kaybetmiş olacak. Cumhurbaşkanlığı seçimine doğru hükümeti kevgir gibi görüntü vermiş olacak. Yolsuzluk ile sorumsuzluk ile kötü yönetim ile beceriksizlik ile lekelenmiş bir hükümetin bir numaralı sorumlusu kalkıp, “Seçin beni; Cumhurbaşkanı olarak tepenizde bir 10 yılda daha oturmak istiyorum” mu diyecek?

Bu yüzden, Soma konusunda “şeytan taşlamak” ile “cambaza bak” politikasıyla, hedef şaşırtacak, hatta giderek daha da saldırganlaşacaklar; çünkü iktidarlarını en fazla sarsan gelişme, Soma’dır.

Prof. Umut Özkırımlı’nın dün T24’te yazdığı şu satırları dikkate getiriyorum;

“Size göre suçlu “aklını Erdoğan’la bozanlar”.  

Nasıl bozmasınlar peki? Siz gazetecilik kariyeriniz boyunca Türkiye’de:  

1- 300 kişinin öldüğü bir katliam sonrası olay mahalline gittiğinde  yakınlarından haber bekleyenleri “ahlaksızlıkla” suçlayan, bir vatandaşa/göstericiye “bu ülkenin Başbakanını yuhalarsan tokadı da yersin” diyen, sonra da o göstericiyi bizzat tokatlayan bir Başbakan gördünüz mü?

2- Tokatladığı vatandaşa /göstericiye “İsrail dölü neden kaçıyorsun” diye hitap eden, yani açıkça ırkçı bir terim kullanan bir Başbakanla karşılaştınız mı? (Merak etmeyin, ilk başta ben de inanmamıştım. Ama sosyal medyaya düşen son videoda bu kelimeler açıkça duyuluyor. Erişim yasaklanmadıysa link’i burada: https://vine.co/v/MXrQDg6gjOb)

3- İki özel tim görevlisi/polis tarafından yerde kıstırılmış birini gözü dönmüş bir şekilde tekmeleyen, bu görüntüyle dünyanın belli başlı tüm yayın organlarına manşet olmuş müşavirini görevden almayan, bırakın görevden almayı, ertesi gün yanında başka bir geziye götürerek gövde gösterisi yapan bir Başbakan gördünüz mü?..

Her siyasetçinin seveni, sevmeyeni vardır. Ama her siyasetçinin yaşlı anneleri meydanlarda yuhalatanı, ölü yakınlarına hakaret edeni, sokakta adam tokatlayanı yoktur.

Var mıdır?”

Şöyle de söylenebilir: Demokrasilerde yuhalanan başbakan vardır ama vatandaşını tokatlayanı yoktur.

Soma’da toprak altında can veren 301 işçimiz, vicdansızlıkta sınır tanımayan, zulümde de tanımayacağını ortaya koyan bir iktidarımız bulunduğunu gün ışığına çıkarttı.

“Tek Adam” için, herşey “O’nun için feda olsun” hali.

“Hastalıklı” görünüyor ama öyle değil. “İktidar çıkarları” ile ilgili bir hal bu. Çünkü artık “O”, “kimsesizlerin kimsesi” değil; “iktidar”ı, “yeni vesayet rejimi”ni, yeni iktidar elitinin vazgeçemeyeceği çıkarlarını temsil ediyor.

301 madenciye Allah’tan Rahmet dilerler. Ne de olsa “Fıtrat” ya da “şirket hatası”…

Ama “O”ndan vazgeçemezler.