Tel Abyad: Erdoğan-Davutoğlu'na bir yenilgi daha...

"IŞİD'le komşuluk" sırasında Akçakale-Tel Abyad sınırını açık tutan ama, Tel Abyad'a hükmeden Kürtler olunca "sınırda tehdit" algılamasına kapılan "Erdoğan-Davutoğlu çizgisi"nin "Suriye politikası" yenilgi üzerine yenilgiye uğruyor.

HDP’nin başarısıyla simgelenen 7 Haziran seçim sonuçları kadar Türkiye’nin yakın geleceğini etkileyecek önemde bir başka gelişme daha varsa, o da Tel Abyad’ın Kürt güçler tarafından IŞİD’den kurtarılmasıdır!

Akçakale-Tel Abyad hattı ve Tel Abyad’ın arabayla bir saat kadar güneyindeki Rakka’ya kadar bölge, Rakka-Halep arası; benim kişisel tarihimdeki özel yerinden ötürü hep özel ilgi alanımda kalmıştır. Dolayısıyla, söz konusu bu coğrafi alanda, son günlerde yaşanan ve etkisini önümüzdeki uzun vâdeye yayma potansiyeli taşıyan çok önemli gelişmeleri an an izledim.

“… 1971 Haziran ayının son günü Türkiye’deki askeri müdahaleden ötürü aranmakta iken ülkeyi terk etmiştik. Türkiye’den kaçabilen solcuların bir kısmı Batı Avrupa ülkelerine sığınırken, lise yıllarımı geçirdiğim Tarsus’tan tanıdığım Kürt kökenli bir kahvecinin Urfa’nın Akçakale ilçesindeki kaçakçı akrabalarının kurduğu bağlantı marifetiyle Suriye’nin yolunu tutmuştum. Daha sonraları Türkiye’nin en tanınmış gazetecilerinden biri olacak becerikli bir yoldaşımızın hazırladığı sahte nüfus belgeleriyle Ankara’dan, Suriye sınırındaki küçük sınır kasabasına ulaşmış, orada bizi bekleyen kaçakçı koluyla buluşmuştuk. İşleri gereği her gece sınırın iki tarafına gidip gelen Kürt kaçakçılarla birlikte Harran Ovası’nda geniş bir kavis çizerek bir süre yürüdükten sonra, anlaşmalı oldukları jandarma sınır karakoluna varmış ve kumandana yüklü bir rüşvet ödeyip, Suriye’ye, Akçakale’nin karşısındaki Tel Abyad kasabasının yakınlarındaki bir köye kapağı atmıştık…

Gece karanlığında sadece Rakka’da kısa süreli bir mola verdikten sonra sabahın erken saatlerinde Halep’e vardık…” (Mezopotamya Ekspresi, s.51-52)

Aradan yıllar geçtikten sonra, 1971 Haziran’ındaki o “sınır geçişi”mizi anlatırken, “’Devlet-vatandaş işbirliği’ne ta o zaman somut olarak tanık olmuştum” diye takılırdım.

O topraklarda ironik anlamındaki “Devlet-vatandaş işbirliği” zamanla dönüştü. “Devlet-DAİŞ” yani “Devlet-IŞİD işbirliği”nden söz edilir oldu.

Akçakale-Tel Abyad hattının yaklaşık 100 kilometre kadar doğusunda Ceylanpınar-Serekaniye (Resulayn) yer alıyor. 2013 yılında, Serekaniye, aylar süren çatışmalardan sonra Kürt YPG güçleri tarafından an-Nusra’dan (el-Kaide’nin Suriye kolu) temizlendi. O sıralarda, AKP iktidarı Ceylanpınar’ı an-Nusra’nın “destek üssü” gibi kullandırdı.

Nusra, Serekaniye’den (Resulayn) Kürt güçler tarafından temizlendi. Onu, daha batıdaki Tel Abyad’dan, DAİŞ yani IŞİD uzaklaştırdı. Tel Abyad, IŞİD’in “Suriye merkezi” konumundaki Rakka’nın bir numaralı “lojistik üssü” olarak işlev gördü.

Ve, bütün bu zaman zarfında Türkiye’nin Akçakale-Tel Abyad sınır kapısı hiçbir zaman kapanmadı. Akçakale, tıpkı bir dönem Ceylanpınar’ın Serekaniye’ye ilişkin olarak “Nusra’nın destek üssü” rolünü üstlenmiş olması gibi, Tel Abyad’daki IŞİD’in “destek üssü” gibi çalıştı.

Dahası, Akçakale-Ceylanpınar arasındaki TİGEM çiftliğinin IŞİD silahlı unsurları tarafından bir karargâh olarak kullanıldığı defalarca yazıldı çizildi. O alan sivillere kapalı kaldı. Oysa, IŞİD’cilere de “açık”tı ve bu nedenle, “haber yasağı” konuldu. Hatta dün olduğu gibi “hoşa gitmeyen sorular” soran gazetecileri Urfa Valisi’nin  gözaltına aldırdığı da oldu.

Gelgelelim, söz konusu bölgede son günlerde yaşananlar, 7 Haziran’dan sonra Türkiye’nin Tayyip Erdoğan-Ahmet Davutoğlu ikilisi tarafından temsil edilen “Suriye politikası” bakımından da AKP iktidarının “makûs talihi”ni ifade ediyor, çünkü Tel Abyad, Amerikan desteğindeki Kürt güçler ve Arap müttefikleri tarafından IŞİD’in elinden kurtarıldı.

Kürt YPG, IŞİD’e karşı karadan yürütülen savaşın belkemiğini oluştururken, onun hayli küçük ölçekte de olsa, Kobani’de de birlikte savaştığı Arap müttefiki Burkan el-Fırat (Fırat Volkanı) da Özgür Suriye Ordusu bayrağını sınıra dikti.

Burkan el-Fırat, AKP iktidarının değil, Kürt YPG’nin ÖSO üyesi olan müttefikidir. Türkiye’nin, uzun Suriye sınırının değişik bölgelerinde değişik ama ortak özellikleri “Selefi-Cihadçı” olan “müttefikleri” var. Hatay sınırının güneydoğu tarafında, İdlib’de Ahrar eş-Şam ve Nusra, Halep çevresinde bu güçlerin ittifakıyla oluşturulmuş bulunan Ceyş el-Fetih (Fetih Ordusu), ağırlıklı olarak Ahrar eş-Şam, çok yerde Nusra ve Akçakale-Tel Abyad hattında IŞİD!

Zaten tam da bu yüzden ABD ile artık gizlenemeyen sürtüşme açığa çıktı. AKP iktidarının ayağının kaydığı 7 Haziran seçimlerinin üzerinden 48 saat geçmeden Obama’nın G-7 Zirvesi sonunda Türkiye’nin sınırda IŞİD’e karşı “yeterli önlem almadığı” eleştirisini yöneltmesi, dikkatlerden kaçacak gibi değildi.

Keza, Tayyip Erdoğan’ın da 7 Haziran’dan sonra ağzını açtığı ilk fırsatta, Tel Abyad’dan IŞİD’in temizlenmesinden, bölgenin Kürt güçlerin eline geçmesinden duyduğu rahatsızlığı dillendirmişti. Üstü kapalı bir ABD eleştirisini de buna ekleyerek, "İşte buyurun, bakın sınırımızda Tel Abyad’da, Arapları ve Türkmenleri uçaklarla vuran Batı, ne yazık ki onların yerine terör örgütü PYD ve PKK’yı yerleştiriyor. Buna biz nasıl olumlu bakabiliriz? Bu Batı’ya biz nasıl samimi olarak bakabiliriz" demişti.

“IŞİD’le komşuluk” sırasında Akçakale-Tel Abyad sınırını açık tutan ama, Tel Abyad’a hükmeden Kürtler olunca “sınırda tehdit” algılamasına kapılan “Erdoğan-Davutoğlu çizgisi”nin “Suriye politikası” yenilgi üzerine yenilgiye uğruyor.

Murat Karayılan, 22 Eylül’de Kobani’nin düşeceği sanılırken, Tayyip Erdoğan bunu “müjde” gibi yayarken; “Kobani değil, Tel Abyad düşecek” dediği vakit, çok kişi buna burun kıvırmıştı. Ama onun dediği gerçekleşti.

Tel Abyad’dan IŞİD’in uzaklaştırılmasıyla, Cezire ve Kobani Kürt kantonları arasındaki coğrafi kesinti de giderilmiş oluyor. Ve Türkiye,  sınırlarının dibinde 200 kilometre uzunluğunda bir hatta, HDP’yi destekleyen ve HDP’nin de desteğini alan PYD’nin ağır bastığı bir “Kürt yönetimi” ile “komşu” oluyor.

Tayyip Erdoğan, “Kuzey Suriye’de böyle bir oluşuma izin verilmeyeceğini” bir süre önce söylemişti. Şimdi 7 Haziran’da, başta Kobani’ye yönelik tavrı nedeniyle, hem Türkiye’nin Kürt halkının neredeyse tümünü, hem de seçimi kaybetti. 7 Haziran, Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin kaderi üzerindeki tek başına vereceği kararların önüne set çekti. 7 Haziran’dan bir hafta sonra ise, Erdoğan’ın Kuzey Suriye’deki hesapları da şaştı.

Suriye’de gelinen noktanın, en az onun kadar sorumlusu Ahmet Davutoğlu. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin izlediği Suriye politikasına, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı sırasında çok ağır nitelemelerle karşı çıktığını Ahmet Sever’in kitabı sayesinde kamuoyu şimdi öğrenmiş bulunuyor.

Erdoğan ile Davutoğlu’nun “Kürt karşıtı ve fiiliyatta IŞİD yanlısı” Suriye politikası, Tel Abyad’ın “düşmesi”yle çökmüştür.

AKP ile koalisyon yapılmasını tasavvur edenlerin, kafasında acaba nasıl bir “Suriye politikası” vardır?

“Gelin sizinle beraber olalım, şu şu bakanlıkları paylaşalım” diye kapılarını çalması halinde Davutoğlu’na ne soracaklar, ne söyleyeceklerdir?

7 Haziran’dan ve Tel Abyad’ın IŞİD’in elinden alınmasından sonra hayat, AKP ve kör yandaşları için daha da zor.

Çok zor…