Türk dış politikası=Şark kurnazlığı

2013'ün "değerli yalnızlık" diye bir kavram icat edip "uluslararası tecrit"e sürüklenmiş ülkesi, 2015'te, Çanakkale kahramanlığını, Anadolu'nun her yanında Ermenilere karşı yapılan gaddarlığın karşısına dikerek, "Şark kurnazlığı"yla "uluslararası alanda manevra"ya bakıyor.

2015’in ilk ayının ilk yarısında, Türk dış politikasının nasıl olacağının ilk işaretleri geldi. Anlaşılan, “Şark kurnazlığı”, dış politikamızın esası olacak.

Dış politikada hasar, 2011’de başladı. 2012’de ivme kazandı. 2013’te tamiri imkânsız boyutlara varmaya başladı. Dış politikanın başarısı ya da iflâsının temel ölçüsü, realpolitik üzerinden anlaşılır. Realpolitik açısından iflâs manzarası öyle bir haldeydi ki, manzarayı örtmek için, “değerlere bağlı” dış politika masalı söylenmeye başlandı ve AKP iktidarının dış politikasının, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ellerindeki iflâsı “değerli yalnızlık” diye kavramsallaştırılmaya kalkışıldı.

“Değerli yalnızlık”, içte ve dışta alay konusu oldu. Bugün itibarıyla, Türk dış politikasının “manzara-yı umumiyesi”, 2015 başında “değerli yalnızlık” günlerini bile aratacak halde.

“Değerli yalnızlık”ın yerine “Şark kurnazlığı”nın ikame edildiği farkediliyor. Çanakkale Savaşları’nın 100. Yıldönümü’nün Tayyip Erdoğan için büyük ve gösterişli bir uluslararası diplomatik seferberliğe vesile yapılacağı ortaya çıktı.

Cumhurbaşkanı’nın, birkaç gün önce Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’i Ankara’da kabulü sırasında, “Aliyev kardeşimi davet ettim. İnşallah, 24 Nisan’da gelir, Çanakkale’de beraber oluruz” dediğini işittiğimde şaşırmıştım.

24 Nisan, tüm dünyada “Ermeni soykırımı”nın ya da Türkiye Ermenilerinin eskilerinin diliyle söylenirse “Kırım”ın, Obama’nın her yıl Ermenice olarak telaffuz ettiği “Metz Yeghern”in yani “Büyük Felâket”in yıldönümü olarak anılıyor. Hatta, Tayyip Erdoğan, geçen yıl 24 Nisan’da bir sürpriz çıkış yaparak, 24 Nisan için bir “taziye mesajı” yayımlamıştı.

Bugüne dek, 24 Nisan ile Osmanlı Ermenilerinin başlarına gelen ile anavatanlarında sayılarının artık küçücük bir azınlık haline onları dönüştürecek şekilde azalmalarına yol açan büyük felâket arasında bir bağlantı vardı ama Çanakkale Savaşları ile özel bir bağlantı hiçbir vakit olmamıştı.

Bu yıl, 24 Nisan’ın da 100. yıldönümü; Çanakkale Savaşları’nın da. Tam 24 Nisan günü, Tayyip Erdoğan’ın yanına İlham Aliyev’i alıp Çanakkale’ye gidecek olması, ilk bakışta, geçen yılki “taziye mesajı”nı iptal edecek, insanların acılarıyla adeta alay niteliği taşıyacak bir davranış gibi gözüküyordu. Böylesine bir pervasızlık hayret uyandırıcı idi.

Dahası varmış. Meğerse, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan’a da bir “davet mektubu” gönderilmiş ve Çanakkale Savaşlarının yıldönümünü birlikte yaşamak için, Tayyip Erdoğan, Sarkisyan’ı da 24 Nisan günü Çanakkale’de olmaya davet etmiş.

Bir hükümet yetkilisi, “Çanakkale Savaşları’nın 100. Yıldönümünde sizi aramızda görmekten mutluluk duyacağız” ibaresi taşıyan davet mektubunun Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan’a da gönderilmesine gerekçe olarak, “Çanakkale’de Mehmetçik saflarında savaşan ve şehit düşen askerlerin içinde çok sayıda etnik kökenden gençler bulunduğunu” belirterek, “bunların arasında Ermeniler de var. Bir nevi birlikte savaştık, o yüzden Sarkisyan da davet edildi” açıklamasını yapmış.

Buna “pişkinlik” mi yoksa “uyanıklık” mı demek doğru olur, bilemiyorum. Bu gerekçeyle yapılan açıklamanın “sözün bittiği yer” olduğuna kuşku yok.

Sarkisyan’ın bir 24 Nisan günü, Çanakkale anmasında yer alacağını herhalde kimse tahmin etmiyordur. Çanakkale’ye onu davet edecek kadar “yüce gönüllü” bir cumhurbaşkanının bu “zarif daveti”ne icabet etmezse, ayıp etmiş mi sayılacak?

“Şark kurnazlığı” ile baş etmek kolay iş değildir.

24 Nisan için öngörülen Çanakkale kutlamaları büyük hazırlıkların konusu. 102 ülkenin devlet ve hükümet başkanlarına davetiye gönderilmiş. Savaş’ın 100. Yıldönümü nedeniyle Avustralya’dan 9000’e, Yeni Zelanda’dan 2000’e yakın kişinin gelmesi bekleniyormuş. İki ülkenin yani “Anzaklar”ın liderlerinin ve bu arada İngiltere Veliahtı Prens Charles’ın katılması da söz konusuymuş.

Davetiyeler 23-24 Nisan tarihlerini kapsıyor.

Çanakkale Savaşları’nın iki aşaması var. İlki deniz savaşları. İngiliz ve Fransız donanmaları, Çanakkale Boğazı’nın güneyinden geçmeyi zorladıkları ve “Çanakkale geçilmez” sözcüğünün dilimize kazanılmasını sağlayan direnişin tarihi 18 Mart. Her yıl o tarihte kutlanır zaten.

İkinci aşama, Gelibolu yakınlarından, Saros Körfezi’nden gelerek karaya çıkma girişimi. Mustafa Kemal’i “Anafartalar Kahramanı” yapan, Conk Bayırı’ndan Arıburnu’na en kanlı savaşlara sahne olan çıkartmanın tarihi 8-9 Ağustos. Avustralya ve Yeni Zelanda “milli kimlikleri”nin oluşmasında büyük rol oynayan, onbinlerce “Anzak”ın hayatını kaybetmesine yol açan, Çanakkale Savaşları’nın en kanlı bölümü o döneme ait.

Anzaklar’ın anmayı 25 Nisan’da yapmaları söz konusu.

Peki, 24 Nisan tarihi ile bütün bunların ne ilişkisi var?

Yok. Ama öyle bir “plânlama” yapılmış ki, 23 Nisan’da İstanbul’da bir “Barış Zirvesi” tasarlanıyor; bir gün sonra Tayyip Erdoğan, yanına hangi ülkenin devlet ve hükümet başkanı gelirse, onları alıp büyük bir gövde gösterisiyle 24 Nisan günü Çanakkale’de olacak.

Başta “Havuz Medyası”, televizyon kameraları –mümkünse, katılacak ülkelerin liderlerinin peşinden gelecek olan yabancılar da dahil- 24 Nisan’da Çanakkale’de olacak.

Böylece, yıllardır tedirginlik içinde beklenen 24 Nisan 2015 gününde “Ermeni soykırımı”na ilişkin tüm dünyada zirve yapması beklenen gelişmeler gölgelenmiş olacak.

Nereden baksanız, karşı argüman üretilmiş olacak. “Ermeni soykırımı” kadar, değişik kökenlerden, değişik dinlerden onbinlerce insanın hayatını kaybettiği Çanakkale Savaşları da dünyanın dikkatine sokulmuş olacak.

“Şark kurnazlığı” tanımlaması tam da böyle haller için ortaya çıkmıştır.

2013’ün “değerli yalnızlık” diye bir kavram icat edip kendini aldatmayı seçmiş, “uluslararası tecrit”e sürüklenmiş ülkesi, 2015 yılında, Boğaz’da ve Trakya topraklarındaki Çanakkale kahramanlığını, Anadolu’nun her yanında Ermenilere karşı yapılan gaddarlığın karşısına dikerek, “Şark kurnazlığı”yla “uluslararası alanda manevra”ya bakıyor.

Tutar mı?

Görmek ve anlamak için şunun şurasında üç ay kaldı.