Türkiye: Suriye'ye "kafiye" olmak...

Taraflardan biri "geri adım" atmadığı takdirde, bu "gidişat"ın "yol işareti", ne yazık ki, bir tür "iç savaş"tır.

Dağlıca’da 2011’den bu yana en yüksek sayıda şehit  asker haberinin travması geçmeden, bu kez, Iğdır’dan geldi insanların içini karartan haber. Dağlıca şehitlerinin cenaze günü, Iğdır’da 14 polis için cenaze kaldırılacağı duyuruldu.

48 saat arayla, bu kadar yüksek sayıda güvenlik gücü kayıplarına eşlik eden Cizre’den gelen güvenlik güçlerinin ateşiyle hayatını kaybeden çocuk ölüm haberleri, sokağa çıkma yasağı ilân edilmiş ilçeler, hatta Diyarbakır gibi merkezler; ülkenin tehlikeli biçimde “iç savaş”a doğru yol aldığına işaret ediyor.

Ülkenin hemen her yerinde herkes kendi arasında bu “ihtimal”den söz ediyor. Türkiye, yaklaşık bir buçuk ay sonra seçime gidecek bir ülkeden ziyade. “iç savaşe gidiş yolunun taşlarını döşeyen” bir ülkeyi andırıyor.

Bunca zamandır Türkiye’nin “Suriyelileşmesi” tehlikesine dikkat çekmek için dilimizde tüy bitti, kalemimizde mürekkep kalmadı.

Kimisine göre, bu hal, daha şimdiden, zaten bir “iç savaş hali”, kimisine göreyse tam anlamıyla “iç savaş” değil ama “gidişat” o yönde.

Bu “gidişat”ı durdurmanın, insanlarımızın kanının akmasını durdurmanın yolu-yordamı ne olabilir?

“Gidişat”ın tarafları tutturdukları yolda ısrarlıysalar, yol-yordam göstermeye çalışmak da pek işe yaramaz.

“Gidişat”tan kastımız, “iç savaş” hali. Peki, “taraflar”ı kim?

Başlıca iki tarafı var: İktidar ve PKK.

İktidardan kasıt, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan. Devlet gücünü de o temsil ediyor, 7 Haziran’dan beri hükümeti etkisizleştirmiş ve anlamsız kılmış olduğu için, “yürütme gücü”nü de o temsil ediyor.

“Gidişat”ın iki ana aktöründen biri olarak kendince “çıkış yolu”nun ne olduğunu, “çıkış yolu” olarak neyi gördüğünü dün rektörlere yaptığı konuşmada açıkladı. Şöyle dedi:

"Bu saatten sonra devletin ve milletin razı olabileceği tek çözüm terör örgütünün silahlarını bırakmasıdır. Ya devlete teslim edilecek ya da üstüne beton dökülüp kullanılamaz hale gelecektir. Artık bunun dışında görüşülecek hiçbir şey yoktur. Devlet de millet de gereken sabrı göstermiştir. Somut adım atacak olan terör örgütüdür. Terör örgütünün silah bırakması konusunda en büyük görev bölgede yaşayan halkımıza düşüyor."

Cumhurbaşkanı’nın daha önce de dile getirdiği ve çeşitli hükümet ve AKP yetkilileri tarafından da değişik vesilelerle ifade edilmiş bu görüşünün özeti, PKK’nın “teslim olmayı” kabul etmesidir.

Böyle bir gelişme, hiç şüphesiz, Türkiye’deki “kan banyosu”nu sona erdirir ve çok arzulanan bir gelişme de olabilir ama “gerçekçi” mi, değil mi?

PKK’nın Erdoğan’ın istediğini yapmaya niyetli bir hali var mı? Bu yönden herhangi bir işaret söz konusu mu?

Şayet yoksa, -ki, yok- bunu Tayyip Erdoğan’ın görmüyor olması da düşünülemeyeceğine göre, Cumhurbaşkanı,

40 yıldır varolan ve sonuç vermediği ortaya çıkmış olan “söylem”e geri dönerek, böyle bir “pozisyon” almayı benimsiyorsa, bundan, kendisi için kısa vâdede “olumlu siyasi sonuç” elde etmeyi umuyor demektir.

Nitekim, Erdoğan’ın böyle bir hesap güttüğünü içeride-dışarıda gören çok kişi var ve Daily Beast’te yazan Thomas Seifert, şu gözlemde bulunuyor:

“Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, güneydoğu Anadolu’da Kürt asilerin üzerinde artan baskı kurmanın iki aydan kısa süre sonra yapılacak seçimlerde oy sağlayacağı hesabını yapıyor. Ama, Türk askerlerine son yıllar içindeki en ağır kayıpları verdiren Kürt asi saldırılarının birdenbire alevlenmesi, Türkleri, Erdoğan’ın ülkeyi kendi siyasi amaçları için savaşa sürükleyip sürüklemediği konusunda meraka sevketti. PKK’lı asilerin son saldırısının şoku öyle sarsıcı oldu ki, hükümet ve genelkurmay,  16 askerin hayatını kaybetmiş olduğunu açıklamak için 24 saatten fazla beklediler.  Bu rakam, 2011’den beri bir çatışmada erişilmiş en yüksek can kaybı.”

Daily Beast yazısını okurken, Iğdır’dan 14 polisin şehit düştüğü haberi geldi. Arka arkaya bu kadar can kaybı, Tayyip Erdoğan’ın istediği “siyasi sonuçları” elde etmesini sağlar mı?

PKK’nin ise tam tersi yönde “hesap” yaptığı, Cahit Mervan imzalı yorumdaki şu satırlardan anlaşılabiliyor:

“Dikkat edilirse geçmişte bir Türk askerinin veya polisinin başına bir taş düşse açıklama yapan NATO ve Batılı devletler Oramar ve en son Iğdır'daki saldırılara yönelik dişe dokunur bir tepki ortaya koymadılar. Türk devletinin 'terör' retoriğine takılmadılar.  Bu 'sessizliğin' en büyük nedeni Erdoğan'ın başlattığı savaşın 'teröre karşı mücadele' olduğuna artık kimse inanmıyor.   

İncirlik ve diğer bazı askeri üstlerin DAİŞ karşıtı koalisyon güçlerine açılması karşılığında Erdoğan Suriye içlerinde ve Rojava Kürdistanı'nda, özelliklede Efrîn-Kobanê arasındaki bölgede oluşturmak istediği 'güvelikli bölge' için vize alamadı. Bunun için çeşitli provokasyonlar tertiplendi. 

Suruç katliamı ve peşi sıra gelen bazı olaylar, Erdoğan'ın orduyu Suriye topraklarına sürmesi için yetmedi. Dünya ve bölge güçleri Erdoğan ve adamlarının bu numarasına esaslı bir kırmızı kart gösterdiler.

Erdoğan ve adamlarının başka bir yanılgısı ise 'şehit cenazelerinden' elde edecekleri siyasi ranta ilişkindi. Bu da tutmadı. Tepkiler daha çok Erdoğan ve adamlarına yöneldi. Türkiye tarihinde görülmemiş düzeyde savaşı sorgulayan bir tepki ortaya çıktı. 'Katil Erdoğan' sloganları atıldı. Bakanlar cenaze törenlerinden kovuldu. Hatta bazı asker ve polisler 'cumhurbaşkanı, başbakan, bakan, vali veya herhangi bir yetkilinin cenazeme katılmasın' yönünde vasiyet ettikleri ortaya çıktı.

Yani 7 Haziran genel seçimler öncesi girişilen onca kanlı saldırıya rağmen Erdoğan, elde edemediği sonucu ülkeyi kaosa ve iç savaşa sürükleyerek elde edeceğini planlıyordu. Bu plan Varto, Silopi, Gever, Cizre, Sur, Farqin gibi ilçelerde halkın direnişi ve HPG gerillalarının son eylemleriyle boşa çıktı. Savaşın ve savaşla siyaseti dizayn etmek isteyen Erdoğan, inisiyatifi kaybetti.

Dün 'tek taraflı ateşkesi dahi kabul etmeyiz, diz çökecekler ve  kıyamete kadar savaş' diyenlerin şimdi ah vah  etmelerine gerek yok.

Ya adam gibi  başlattığınız bu kanlı savaşı sonlandıracaksınız, ya da bu savaş kıyamete gerek kalmadan sizi götürecek.”

Bu satırlardan ne anlamak gerekiyor?

Şunu: PKK, “silahlı çatışma”da “inisyatifi ele geçirdiği” ve bunun Erdoğan’ın “hesapları”nı boşa çıkarttığı düşüncesinde.

Doğru veya yanlış; böyle düşünüyor ve “kanın durması” şartını “PKK’ya karşı operasyonların durdurulması” olarak vurguluyor.

Olmazsa?

Olmazsa, “savaşa devam; çünkü zaten bu savaş Erdoğan’ı götürecek” demiş oluyor.

“Gidişat”ın iki tarafının birbiriyle bağdaşamayacak cinste, birbirine zıt ve görünürde “sıfır toplamlı” oyun plânları…

Taraflardan biri “geri adım” atmadığı takdirde, bu “gidişat”ın “yol işareti”, ne yazık ki,  bir tür “iç savaş”tır.

Bir “üçüncü taraf” ya da “taraflar” devreye girerse, bu yol kesilebilir, kan durdurulabilir.

Aksi halde, Türkiye, Suriye’nin “kafiye”si olur…