Türkiye'nin 'Akdenizli' kimliği var mı?

Eski İspanyol Büyükelçisi bir gün 'Siz Türkler Akdenizli değilsiniz. Akdenizli özellikleriniz yok sizin' deyiverdi.

İspanya’nın bir önceki Türkiye büyükelçisi (yanlış hatırlamıyorsam Joan Klos) İspanya Sanayi Bakanlığı yapmış ve Barcelona Belediye Başkanlığı’nın ardından Ankara’ya atanmış bir sıkı Katalan idi. İstanbul’a geldiğinde, Büyükdere’deki Osmanlı döneminden kalma eski büyükelçilik konutunda entelektüel söyleşiler düzenlemekten zevk alırdı.
Bir gün, İstanbul’da ikamet eden tüm İspanyol gazetecilerin de katıldığı Büyükdere’deki davetlerinden birinde, bize dönüp “Siz Türkler Akdenizli değilsiniz. Akdenizli özellikleriniz yok sizin” deyiverdi.
Çokkimlikliliğimiz konusunda iddialı biz Türkler, derhal cevap yetiştirmeye giriştik. Hem Avrupalı hem Ortadoğulu-Asyalı; hem Akdenizli hem Karadenizli hem Balkanlı hem Kafkasyalı vs. vs. olduğumuza dair bildik, ezber, basmakalıp klişeleri art arda sıralamaya başladık.
Katalan büyükelçi hiç oralı olmadı. “Bakın” dedi, “ben sadece İspanya’nın resmi tutumu gereği değil; kendi görüşüm olarak da Türkiye’nin AB’ye tam üyeliğini hararetli destekliyorum. Ama siz AB’ye girerseniz Akdenizli karakteristiklerinizle AB’de yer alamazsınız. Daha ziyade Orta Avrupa ülkelerine benzer karakteristikler taşıyorsunuz” diye devam etti.
Ben atıldım, “Akdenizli karakteristiklerden neyi kastediyorsunuz?” diye sordum.
“Akdenizliliğin iki temel karakteristiği vardır; ikisi de sizde yok” karşılığını verdi. “İlki siesta. Siesta olmadan Akdenizlilik olmaz. Akdenizlilerde siesta engellenemez. Sizde yok. Siz çok çalışkansınız. Orta Avrupalılar gibi ha bire çalışıyorsunuz. Siesta yapmayı aklınıza bile getirmiyorsunuz. İkincisi, askerlik. Akdenizlilik demek askerlikle hiç ilginizin olmaması demektir. Oysa siz hem büyük orduya sahipsiniz hem de askerlikle övünmeye teşnesiniz. Akdenizlilik bu iki şeyin tam zıddıdır.”
Başkanlık seçimini henüz geride bırakan bir Akdeniz ülkesine, Fransa’ya, üstelik Fransa’nın Akdeniz kentlerinden birine uçarken uçakta okuduklarım, bana bu anekdotu hatırlattı ve Türkiye’nin ‘Akdenizli kimliği’ olup olmadığını bir kez daha düşündürdü.
IHT’de Maureen Dowd’un, Fransa’nın yenik cumhurbaşkanı ile yeni cumhurbaşkanı hakkında eğlenceli bir yazısı vardı. “Bir önceki seçimde Nicolas Sarkozy karısını kaybetti. Bu seferkinde Fransa’yı” diye başlıyor yazısı.
Sarkozy’nin seçimi kaybettiği gece Bastille’de şu pankart göze çarpmış: “Kaybol ortadan seni küçük budala.”
Sarkozy, 2007’de Sosyalist aday Segolene Royal’e karşı seçim kazanmıştı. Segolene Royal, bu son seçimi kazanan François Hollande’ın ‘uzatmalı kız arkadaşı’ydı. Bayağı ‘uzatmalı’ ama Royal’in hepsi Hollande’dan en büyüğü 27 yaşında dört çocuğu var. Evlenmemişler. Birlikte yaşamışlar.
2007 seçimine Nicolas Sarkozy-Segolene Royal yarışırken, Sarkozy’nin karısı Cecilia, New York’ta sevgilisi işadamı Richard Attias’ın kollarına atılmıştı. Segolene Royal’in o vakitlerde ‘Mösyö Royal’ diye anılan, dört çocuğunun babası François Hollande da hayli magazin sayılan Paris Match’ın güzel bir muhabiriyle, Valerie Trierweiler ile aşk yaşıyordu.
İşin ilginç tarafı, Valerie Trierweiler, dergisinin verdiği görevle Hollande-Royal çiftini izlerken, Hollande’a takılınca kocasından boşanmış, Hollande da Segolene Royal’den ayrılmıştı.
Beş yıl önceki seçimi Sarkozy’ye karşı kaybeden Segolene Royal, bu seçimi Sarkozy’ye karşı kazanan François Hollande’dan ayrılırken Sarkozy de Cecilia’dan boşanmış, ünlü İtalyan fotomodel ve şarkıcı, Mick Jagger ile Eric Clapton’ın eski kız arkadaşı Carla Bruni’yle hızla evlenmişti.
Çiftin yakın tarihte Guilia isimli bir kız çocukları oldu. Ama Fransızlar, uzun ve endamlı Carla Bruni’nin artık ‘Premiere Dame’ (‘First Lady’nin Fransızcası) olmadığına göre çirkin ve bodur Nicolas Sarkozy’yle devam edip etmeyeceğinin dedikodusuna başlamışlar bile.
Fransa’nın Akdenizli kimliği tartışılmaz.
Akdenizlilik, biraz bu yukarıdaki ‘trafik’in siyasi kültürle çelişmeme halidir.
Türkiye’nin en tepesindeki siyasi şahsiyetlerin böylesine bir ‘özel hayat performans’larının olması ve bu performanslarıyla siyaset sahnesinde ayakta kalabilmeleri düşünülebilir mi?
Gelelim Yunanistan’a...
Bu arada, Fransa ile aynı günde komşumuz Yunanistan’da da seçim oldu. Syriza adını taşıyan ‘Radikal Sol’ koalisyonu, yılların PASOK’unu bizdeki CHP’ye benzeten bir kaderle, üçüncü sıraya düşürerek ikinci sıraya yerleşti. Liderleri Alexis Tsipras’a (Çipras) ‘Yunan siyasetinin yükselen yıldızı’ deniyor.
52 sandalye kazanan Çipras’a hükümeti kurma görevi verildi. IMF destekli kemer sıkma paketine Radikal Sol Koalisyonu gibi karşı çıkan ve 33 sandalye kazanan ‘Bağımsız Yunanlılar’ ve 19 sandalye sahibi Demokratik Sol’un desteği arkasında. Ama Komünist Partisi –ki Çipras’ın Radikal Solu ona karşı- desteği olmadan hükümet kuracak sayıyı bulabilmesi zor.
Yine de Çipras ve Syriza’nın başarısı, tüm AB’yi ve uluslararası borsaları sarsmış durumda. Bu arada iki Syriza milletvekilinin (biri Manolis Glezos) ‘bir sol hükümetin özel banka kayıtlarına girebileceğini’ söylemeleri üzerine, Yunan bankaları yüzde 20’ye varan kayıplar yaşadı.
Manolis Glezos ismini on yıllardır bilirim. Efsanevi bir isimdir. Bizim Deniz Gezmiş gibi. Aralarındaki fark, öncelikle yaş farkı. Deniz hayatta yokken Glezos vardı. Glezos hâlâ yaşıyor. Deniz’i alçakça bundan 40 yıl önce astılar.
Manolis Glezos, İkinci Dünya Savaşı’nda Alman işgali sırasında, Atina’da Akropolis’teki Nazi bayrağını indirip Yunan bayrağını çeken, komünist ve ulusal kahramandır. Geçen pazar Syriza milletvekili seçildi.
Ne devamlılıktır ki daha Manolis Glezos sahneden ayrılmadan, 38 yaşında, kravat takmayı zul sayan Alexis Çipras adında bir Radikal Sol lider ortaya çıktı.
Şöyle bir düşündüm, 1980’lerde kâh Papandreu, kâh Mitsotakis’le tüm Yunanistan boyunca Yunan seçim kampanyasını izlerken, Yunanistan’ın iki komünist lideri, Florakis ve Kyrkos’u yakından tanırken, Çipras, ilkokulu yeni bitirmişti (Ben de onun şimdiki yaşlarındaymışım). Şimdi hükümet kurma görevi onda.
Radikal Sol, PASOK’un önüne geçti. PASOK, CHP’lileşmek tehlikesinde. Aslında PASOK’a da haksızlık etmemeli. PASOK, Yunan Cuntası’na karşı amansız bir mücadele üzerinden doğmuştu. CHP ise Türkiye’deki hiçbir askeri darbeden kendini ayırmadı (Ecevit’in 12 Mart’a karşı tutumu hariç).
Yunanistan, her şeyden önce, Ege’dir.
Yunanistan ile Ege’nin iki kıyısını paylaşıyoruz ve on yıllardır Ege ve Doğu Akdeniz üzerinde çekişiyoruz. Ege, Akdeniz’in iç denizi.
Yunanistan’da solun devamlılığı, halk içindeki köklerine (ne de olsa Yunanistan uzun ve kanlı bir iç savaştan geçti) ve siyaset skalasındaki konumuna bakalım, bir de Türkiye’ye.
Haritaya bakılırsa biz de Akdenizliyiz...