Türkiye'nin 'değerli yalnızlığı' ya da 'etkisiz dış politikası'...

Türkiye'nin Ortadoğu politikasının, bölgedeki istikrarlı 'Türkiyeseverler' nezdinde acı uyandıracak bir manzara göstermesinin üzerinde durmak gerekiyor. Öncelikle ve özellikle, iktidar yetkililerinin, böyle bir 'algı' üzerinde durup düşünmesi gerekiyor.

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın liderliği ‘Türk Modeli’ için bir yük haline geldi mi?”

Yazı bu soruyla başlıyor ve sonra şu doğru ve Erdoğan’ın hakkını veren, onu öven tespitlerle devam ediyor:

“Yaklaşık on yıl, Erdoğan, Türkiye’ye yeni ve tarihi bir role önderlik etti. Cumhuriyet’in kuruluşundan beri ilk kez, siyasi yaşamı vesayeti altında tutan ordunun bu rolünü zayıflattı ve hatta onun bu rolünü sona erdirdi. Türkiye’yi ekonomik başarı ve istikrar yolunda yönetti ve bu, ülkeyi dönüştürdü ve dünyadaki 17’nci en büyük ekonomi haline getirdi. Bu nedenle, onun gibi birisinin Türkiye’nin gelişmesine, Türkiye’nin kazanımlarına ilişkin bir yük, hatta zararlı hale gelmiş olduğu gerçeğini kabullenmesi güçtür.”

Bu satırlar, ‘Erdoğan Nasıl ‘Türk Modeli’ni Mahvetti’ başlığıyla Lübnan’ın ünlü an-Nahar gazetesinde 7 Ağustos günü yayımlandı. Kahire’nin iki meydanında Müslüman Kardeşler’e karşı askeri darbe yönetiminin giriştiği katliamdan, Mısır’a kanlı bir çatışma ortamının yerleşmesinden bir hafta kadar önce.

Söz konusu yazının Cihad Zein imzası taşıması ilginç. Çünkü Cihad Zein, hâlâ Arap basınının entelektüel merkezi sayılan Beyrut’ta yıllar öncesinden başlayarak, AK Parti iktidarının, Tayyip Erdoğan’ın ve genel anlamda Türkiye’nin ‘en hararetli yandaşları’nın başında gelir. Defalarca Türkiye’ye geldi, çok sayıda panele, seminere, konferansa katıldı. Dolayısıyla, onun ne kadar ateşli bir Türkiye dostu ve Tayyip Erdoğan ile AK Parti sempatizanı olduğunu bilen çok sayıda Türk de var.

Dolayısıyla, öyle bir yazı başlığının Cihad Zein imzalı bir yazının başına oturması ve iktidarın son zamanlardaki ‘bölge politikası’na dair gayet eleştirel bir yazının an-Nahar’da onun kaleminden yayımlanması kendi başına dikkat çekici.

Zaten kendisi de mevcut iktidara destek olmuş olduğunu ve Türkiye’nin dış politikasını mevcut haliyle görmenin ona ve ona benzer Araplara nasıl ‘ıstırap verdiğini’ yukarıdaki satırlarının devamında dile getiriyor:

“Türk olmayan birçok kişi -ben dahil- uzun bir süredir, özellikle 1990’ların başlarından beri ‘Türk Modeli’ne bel bağladık; yani siyasi, demokratik ve ekonomik olarak gelişmiş ve doğal kaynaklara değil insan potansiyeline dayalı yüksek bir yaşam ve ulusal zenginlik standardına sahip bir Müslüman ülkeye. Kendisini çevreleyen her şeyden, özellikle İran, Suudi Arabistan, Irak ve İran’dan farklı olan bu eşsiz Müslüman modelin, Erdoğan ve Adalet ve Kalkınma Partisi dönemiyle irtibatlandırılan yanlış yönlendirilmiş dış politikalar nedeniyle zarar görmesini izlemekten acı duyuyoruz.”

Türkiye’nin Ortadoğu politikasının, bölgedeki istikrarlı ‘Türkiyeseverler’ nezdinde acı uyandıracak bir manzara göstermesinin üzerinde durmak gerekiyor. Öncelikle ve özellikle, iktidar yetkililerinin, böyle bir ‘algı’ üzerinde durup düşünmesi gerekiyor.

Suriye, Türkiye’nin bölge politikasının en büyük ‘sınav’ zemini idi. Sorun, zalim ve mezhepçi ve halkına ‘katliam’ yapmakta gözünü kırpmayan Başşar Esad rejimine karşı çıkmak değildi. Nitekim, ben de, üzerime büyük şimşekler çekme pahasına, Başşar Esad’a karşı çıkılmasını destekledim.

Sorun, bu ‘karşı çıkma’nın ne şekilde olmasında ve nasıl ‘sapması’nda ve ‘sonuç vermez’ hale gelmesinde oldu. Çünkü Türkiye’nin Suriye politikası, karşısına aldığı Şam rejiminin bir tür ‘aynadaki aksi’ne dönüştü. O, ne kadar ‘mezhepçi’ bir tavra bürünmüşse, bizimki de, tüm aksine iddialara karşılık, öyle bir eksene kaydı.

Cihad Zein, bu konuya şu satırlarıyla değiniyor:

“Türkiye’nin Suriye politikası kontrolden çıkıyor, sadece Esad rejimini çabucak alaşağı etmekte başarısız kaldığı için değil, aynı zamanda oradaki savaşın bir Sünni-Alevi mezhepçi iç savaşa dönüşmekte olduğu, daha da kötüsü, Türkiye’nin Şii İran ve Irak hükümetlerinin tam karşısında yer aldığı bir bölgesel Sünni-Şii savaşına dönüşmesinden ötürü.”

Türkiye, kim ne derse desin, bu görüntüdeki bir ‘Suriye iç savaşı’nda S. Arabistan ve Katar ile birlikte bir ‘Sünni eksen’ görüntüsü vermeye başlamıştı.

Mısır’daki gelişmeler, Türkiye’yi daha da büyük sıkıntılara soktu. Mısır, Suriye üzerinde oluşmuş olan ‘Sünni ekseni’ dağıttı. S. Arabistan, Mısır’daki askeri rejimin en sıkı destekçisi. ABD Başkanı Obama bile eleştirirken, Avrupa liderleri Mısır’la ilişkilerini gözden geçirmekten söz ederken, S. Arabistan Kralı Abdullah ‘katliam’a arka çıktı; Müslüman Kardeşler’i ondan başka ‘teröristler’ diye niteleyen yok.

Ne var ki kendisini Mısır’daki Müslüman Kardeşler’le Türkiye’deki iktidar kadar ‘özdeşleştiren’ de yok. Bu ‘özdeşlik hali’, Türkiye’nin Mısır’ın bugünü ve geleceği üzerinde –hatta Müslüman Kardeşler’in de yararına olacak şekilde- bir rol oynama şansını tıkıyor.

Bir ‘bölgesel güç’ olma iddiası güderken ve dış politikası da bu amacıyla uyumlu iken, Türkiye’nin bölgede ‘yalnızları oynaması’nın ve etkisizleşmesinin nedeni nedir?

Basit cevap; ‘Sünni-mezhepçi’ bir hüviyet kazanan yanlış dış politika. Cihad Zein, sözü geçen yazısında bunu şu cümlelerle dile getiriyor:

“Türk modeli, bölgedeki en çekici özelliğini yitiriyor: Modern demokratik bir devletin politikalarını mezhepçi kutuplaşma üzerine oturtmaması. Oysa şimdi, en seçkin (demokratik) Sünni devlet, mezhepçi ve Şii olan İran’daki ve mezhepçi ve Sünni olan Arap ülkelerindeki gibi, mezhepçi bir hükümete dönüşüyor.”

Yazısının daha ileri bir bölümünde, ‘Sünni mezhepçiliğin’ daha da ötesine geçen keskin bir gözlemde bulunmuş: “Erdoğan’ın duruşu, Türkiye’yi bölgedeki bir başka Müslüman Kardeşler hükümetiymiş gibi bir görüntüye sokuyor.”

Tabii, bu satırlar, Mısır’daki katliamdan önce yazılmıştı. Tam da şu günlerde Müslüman Kardeşler’le ortaya konulan dayanışmanın ‘meşru gösterilebilmesi’nin vicdani gerekçelerinden söz edilebilir.

Bununla birlikte, şöyle bir Türkiye dış politikasının ‘sorunlu’ olduğuna herhalde itiraz edilemez: Mısır’la ilişkileri en bozuk ülke Türkiye. Şimdi büyükelçiler de geri çağrıldı, yani resmi ilişkiler kopuş durumunda. İsrail ile ‘özür’ noktasından sonra ciddi bir ilerleme yok. İlişkiler donmuş vaziyette. Yani Doğu Akdeniz’de ‘yok’ hükmündeyiz. Suriye’de rejim ile düşmanız. Komşu Irak hükümetiyle çok mesafeliyiz. Lübnan’da Türkiye vatandaşlarının güvenliğini koruyamaz haldeyiz. Mısır’daki gelişmelerde askeri rejimi kollayan S. Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile yakın bir ilişkiyi korumamız mümkün gözükmüyor. İran ve Rusya karşısında ise çaresiziz.

Bütün bunlara karşılık, ‘kurumsal parçası’ olduğumuz Batı dünyası, başta Avrupa ve üstü kapalı biçimde ABD, Mısır üzerinden sürekli hakaret hedefimizde. İktidar sahiplerinin kafasında ‘kötülüğün kaynağı’ olarak ‘Batı medeniyeti’ görülüyor.

İktidarın beyin takımı, bu saçma sapan dış politikayı İngilizce yazdıkları ve dış dünyaya pazarladıkları metinlerde ‘precious loneliness’ (Değerli Yalnızlık) olarak icat ettikleri bir kavramla sunuyorlar.

‘Değerli Yalnızlık’ diye dış politika olmaz.

Olursa, Ortadoğu’da ‘Türk Modeli’ diye bir şey kalmaz; Türkiye, bölgede etkisiz kalır...