'Türklerin onuru'ndan 'Kürt silahlarının bırakılması'na

Siyaset, İmralı'da 'sağlanan mutabakat'a ayak uydurabilirse altı ayda önemli ilerlemeler sağlanabilir.

Tarhan Erdem’in dünkü Radikal’de ‘Terörde başarı hedefiyle nereye kadar?’ başlıklı yazısı kesip saklanması gereken yazılardan. Özellikle yazının şu son bölümü:

“Kürt meselesi Kürtlerin meselesi olmaktan çoktan çıkmıştır. Kürtler söylemesin; gençliğinden beri siyaseti yakından izleyen 80 yaşına gelmiş bir Türk olarak ben söylüyorum: Hiçbir sorunumuzu Kürt meselesinin dışına çıkaramayız, çıkarmadan hiçbir meselemizi çözemeyiz, çözemeyeceğiz.

Bunları, ‘Türk’ kelimesini ‘tenzili rütbeye uğratmak için’ yazmıyorum, tam tersine, Türklerin onurunun yüksek bir mertebede tutulmasını sağlamaya çalışıyorum.

Onur, diğerinden alınarak sahip olunan bir değer değildir. Herkesin onuru birlikte yüksek olabilir. Bu nedenle Kürtlerin onurlarının korunmasını isteyen Türkler, gerçekte kendi onurlarını yüceltmektedirler; onlara haklarını vermekte zorlananlar da kendi onurlarını tartışmaya sunmaktadırlar.

Kürtlerin yönetime katılma, kültürel ve siyasal haklarını vermek, Kürtlere bir hak ihsan etmek değildir; bütünüyle Türkiye’nin maddi ve manevi büyümesini, insanının yücelmesini sağlamaktadır; tersi onurumuzu rahatsız etmektedir.”

Kocaman teşekkürler Tarhan Bey; Kürtlerin haklarını savunarak yıllarını tüketmiş ve tüketmeye devam eden, benim ve benim gibi Türklerin, Kürt haklarını savunurken aslında kendi ‘Türklük onurumuzu korumaya çalıştığımızı’ bu kadar veciz ifade etmiş olduğunuz için.

Tarhan Erdem’in yazısının en çarpıcı bölümü, hükümet söylemini esas aldığımız takdirde, umut uyandıran ‘İmralı görüşmeleri’nin olumlu sonuç vereceğine ilişkin kuşkularını ifade ettiği satırları. Zaten yazının ‘Terörde başarı hedefiyle nereye kadar?’ şeklindeki başlığı ‘ana fikri’ni yansıtıyor:

“Eğer devletin istihbarat birimleri’ ile Öcalan, görülen farkın siyaseten bir süre korunmasını kararlaştırmışlar da iki taraf yol haritasında anlaşmışsa mesele yok. Ancak böyle değil de İmralı için hedef Kürt meselesinin siyasal, sosyal ve ekonomik yanlarıyla çözülmesi iken, hükümet, ‘Hedef terörle mücadelede başarıdır, sonrası devletin işidir’ diyorsa, işimiz çok zordur.”

Zor olmaktan öteye, böyle bir ‘çizgi’ izlenerek, varılacak ‘adres’ yoktur. Başta Başbakan ve yakın çevresinin kamuoyuna söyledikleri, ‘yeni süreç’in sadece ‘silah bıraktırmaya’ yönelik ve ‘terörle mücadele’ çerçevesinde ‘terörü sona erdirmek’le ilgili olduğu.

‘Müzakere’ sözünden bile hazzedilmiyor. ‘Görüşme’ ve ‘diyalog’ sözcükleri seçiliyor.

O şekilde ifade edilen ‘hedef’e, kendisine ve izleyicilerine hiçbir şey verilmeden, bir ‘al-ver’ ilişkisine girilmeden, bu kez, ‘Abdullah Öcalan enstrümanı’ kullanılarak ulaşılmaya çalışıldığı anlatılmak isteniyor.

Bunun ne ‘inandırıcılığı’ var, ne de bu yolla herhangi bir sonuç alma şansı mümkün olabilir. ‘Söylenenler’e kulak tıkayıp, ‘söylenmeyenler’ üzerinde durmak daha anlamlı olacak. O nedenle, Tarhan Erdem’in aktardığımız satırlarının ilk bölümüne asılalım: “Eğer devletin istihbarat birimleri ile Öcalan, görülen farkın siyaseten bir süre korunmasını kararlaştırmışlar da iki taraf yol haritasında anlaşmışsa mesele yok.”

Durum budur. Bildiğimiz kadarıyla, İmralı’daki Abdullah Öcalan ile kendisiyle görüşen ‘kanal’, aralarında anlaşmış olmanın ötesinde, ‘hızla yol almak’ konusunda da aynı düşüncededirler de ‘siyaset’ –Ak Parti, hükümet, BDP, PKK (Kandil+Avrupa+Cezaevleri)- bu ‘hız’a ayak uydurmaya ne kadar hazırlar? Soru da bu; sorun da burada.

Bu konuda ‘yol gösterici’, Abdullah Öcalan’ın 2009 tarihli ‘Yol Haritası’nda yer alan ‘üç aşamalı eylem planı’. Bu planın ilk aşamasının ne olduğuna, dünkü yazımızda değinmiştik. İlk aşama ‘PKK’nın çatışmasızlık ortamını kalıcı olarak ilan etmesi’ idi.

Bunun yapılabilmesi için, ikinci aşamada yapılacaklar üzerinde mutabık kalınması geliyor. ‘İkinci aşama’da, ‘hükümetin inisiyatifiyle, hukuki engellerin kaldırılması için TBMM’den geçirilmesi gereken yasalar, yasalarda yapılacak değişiklikler’ öngörülüyor. ‘İkinci aşama’nın –özellikle hükümetin terörle mücadele hedefi açısından- en çarpıcı yanı, ‘PKK’lıların sınır dışına çıkarılması’ konusu.

Bu, Abdullah Öcalan’ın sözcükleriyle şöyle ifade ediliyor:
“... PKK, yasadışı konumdaki varlığını ABD, AB, BM, Irak Kürt Federe Yönetimi ve Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin içinde bulunacağı bir kurul denetiminde Türkiye sınırlarının dışına çıkarabilecektir. Daha sonra bu güçlerini kontrollü olarak değişik alan ve ülkelerde üslendirebilecektir. Bu aşamada, kritik olan nokta, PKK siyasi tutuklu ve hükümlülerinin serbest bırakılmasıyla, PKK silahlı güçlerinin sınır dışına çekilmesinin birlikte planlanmasıdır. ‘Biri diğersiz olmaz’ ilkesi geçerlidir.”

2009’dan 2012’ye üzerinde birtakım ‘rötuşlar’ yapılmış olsa da –olabilir- üç yıl içinde Abdullah Öcalan, ‘yol haritası’ndan ve ‘üç aşamalı eylem planı’ndan tümüyle vazgeçmiş ve bir ‘ağırlaştırılmış müebbet hükümlüsü’ olarak ‘karşılıksız bir teslimiyet’ pozisyonunu mu benimsemiştir? Hiçbir karşılığı olmayacak şekilde, PKK güçlerinin sınır dışına çıkartılmasını ve ‘otoritesini’ kullanarak, Kandil’i ‘silahları topyekûn ve sonsuza dek bırakmaya’ mı zorlayacaktır?
Öyle olacağı pek inandırıcı gelmiyor.

Hele, ‘Eylem Planı’nda, ‘nihai çözüm’ü ifade eden ‘Üçüncü Aşaması’nın hemen altında yer verdiği şu paragrafı hatırlarsak, yukarıdaki soruların cevabı da kendiliğinden ortaya çıkar:

“Bu aşamalı planın hayata geçmesinde Abdullah Öcalan’ın konumu stratejik önem arz etmektedir. Öcalan’sız yürüme şansı çok sınırlıdır. Dolayısıyla konumuna ilişkin makul çözümler geliştirilmek durumundadır.” (Dağdan İniş-PKK Nasıl Silah Bırakır? Kürt Sorununun Şiddetten Arındırılması, Tesev Yayınları, Haziran 2011, s. 110)

Son bir hafta içinde yapılan açıklamaları ve atılan adımları anlamlandırabilmek için bir ‘çerçeve’ sunmaya çalışıyoruz.
İçerde yani İmralı’da ‘sağlanan mutabakat’a, dış dünya da ‘siyaset’ (Ak Parti’den BDP’ye, hükümetten Kandil’e) ‘ayak uydurabilirse’, 2013’ün ilk çeyreği ya da ilk yarısında ‘dramatik’ ilerlemeler sağlanabilir.

Yoksa?

Yoksa, son bir buçuk yıldan daha kötü noktalara gideriz.

Şimdilik, ‘temkin’le davranıp, ‘ihtiyat’ı elden bırakmadan, ‘umutlar’a destek olmaya devam edelim...