"Ufkumuz dostluk ve barış" ise 'inkâr' dan vazgeçeceksin...

Başbakan Davutoğlu'nun, Hrant'ın ölüm yıldönümünde yayınladığı mesajın 'samimi' olduğuna inanılması isteniyorsa, Çanakkale'yi her yıl olduğu gibi bu yıl da 18 Mart'ta analım; 24 Nisan'ı karartmaya kalkışmayalım.

Pazartesi günü binlerce kişi yine Taksim’den Agos’a, Hrant Dink için yürüdü. Sırtından vurularak kaldırıma düşürülüşünün sekizinci yıldönümünde.

Bu yıl Agos’un penceresinden yapılan geleneksel konuşmayı Murathan Mungan yaptı. Saatler sonra İstanbul sokaklarında karşılaştığım birisi bana, “Sekiz yıldır yapılan en içerikli, en güzel konuşmaydı bu yılki” dedi. İçimden en az Karin Karakaşlı’nın ve Gülten Kaya’nın konuşmaları kadar güzel olduğu düşüncesi geçti.

Murathan Mungan, konuşmasının bir yerinde, Hrant yaşasa idi, mutlaka Gezi’de saf tutardı mealinde, doğru bir tespitte bulundu.

Gezi’yi kendisine karşı bir “darbe girişimi” gibi olarak değerlendiren ve topluma bu şeklide sunan iktidar partisi, tam da bu nedenle Hrant’ın temsil ettiği birçok değerle ters düşmüş olmasına ve oniki yıldır iktidarda bulunduğu ve Hrant Dink cinayetinin üzerinden sekiz yıl geçmiş ve adaletin yerine gelmesini savsaklamış olduğu halde, bu sekizinci yılda, bugüne dek hiç yapmadığı bir şey yaptı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu, Hrant Dink için “ölüm yıldönümü mesajı” yayımladı.

İlk bakışta güzel bir mesaj üstelik. Başbakan Davutoğlu’nun mesajından, Hrant Dink’in ölüm yıldönümünde Agos’ta iken haberdar olmuştum. Birkaç gün önce Dink ailesi mesajdan ve mesaj metninden haberdar edilmiş.

Mesaj, bir gün gecikmeyle geldi. O gün yani mesajın yayımlandığı önceki gün, Davutoğlu Türkiye’den ayrılmıştı. O gün, Davutoğlu’nun genel başkanlığını yaptığı iktidar partisi, eski bakanlarını Yüce Divan’dan kurtarmak için adını karalayıcı ve altından kolay kolay kalkamayacağı bir “ahlâk zaafiyeti” sergilemekle meşguldü.

Bununla beraber, Davutoğlu’nun Hrant Dink için yayımladığı “ilk” niteliğindeki mesaj, üzerinde durulmayı gerektirecek önemde. Daha önce altını çizdiğimiz üzere, “ilk bakışta güzel bir mesaj”. Şöyle:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin Osmanlı İmparatorluğu’ndan devraldığı önemli meselelerden birine duygu ve düşünceleriyle ışık tutmaya çalışan Hrant Dink aramızdan ayrılalı sekiz yıl oldu. Dink’in kederli ailesine ve tüm sevenlerine sabır diliyoruz. Hrant Dink, Ermeni kökeninden de, Türkiye’ye bağlılığından da ödün vermeden Türkler ile Ermenilerin ortak geleceklerini inşa edebilmelerinin yol ve yöntemini arayan değerli bir Anadolu aydınıydı.

Türk-Ermeni dostluğunu özünde birleştiren, köklü acıların aşılması, tarihi birlikteliğin hatırlanması için yüreğini ve aklını ortaya koyan Dink’in dostluk yoluna tuttuğu meşalenin ışığında zihinlerde ve gönüllerde kapılar açmak istiyoruz. Bu anlayışla, Türk-Ermeni dostluğuna inanan herkesi yeni bir başlangıca katkıda bulunmaya davet ediyor ve tüm Ermenilere seslenmek istiyoruz.

Savaş şartlarında başvurulan zorunlu yer değiştirme politikalarının, 1915 dahil, gayri insani sonuçlar doğurduğunu daha önce de açıklayan Türkiye, Ermenilerin acılarını paylaşmakta, iki halk arasında yeniden duygudaşlık kurulması için sabır ve kararlılıkla gayret göstermektedir. İlişkilerimizi esir alan husumetin aşılması için başta diyalog olmak üzere nasıl hareket edilmesi gerektiğinin ipuçlarını veren 23 Nisan 2014 tarihli taziye mesajı bu yaklaşımın en somut ifadesidir. Zamanı 1915’te donduran büyük travmayı geride bırakmanın yolu tabuların yıkılmasıyla başlar. Türkiye, kendi adına bu noktayı aşmış, geçmişten miras basmakalıp söylemleri, genellemeleri geride bırakmıştır.

İki kadim halkın birbirini anlama ve birlikte geleceğe bakma olgunluğuna ulaşmaları mümkündür. Aynı coğrafyayı ve uzun bir tarihi paylaşan Türkler ve Ermeniler, tüm meselelerini yalnızca kendi aralarında konuşabilirler; çözüm yollarını da yine yalnızca birlikte arayabilirler. Karşılıklı güven ve işbirliği anlayışını geliştirmemiz; 800 yıllık ortak tarihimizin ışığında birbirimizi yeniden tanımamız; insani ilişkiler içinde olmamız elzemdir. Bu anlayışla Ermeni dostlarımızı Türkiye’yi daha fazla ziyaret ederek karşılıklı önyargıları kaldırmaya davet ediyoruz.

Ayrıca, Ermeni kültür varlıkları ile Osmanlı/Türk kültürüne değerli katkılarda bulunmuş Ermeni şahsiyetlere hak ettikleri biçimde ve önemle sahip çıkmaya devam edilecektir. Acılara ortak olmak, yaraları sarmak ve tekrar dostluklar kurabilmek arzumuz samimidir. Ufkumuz dostluk ve barıştır.”

Hrant Dink’i gayet doğru tanımlayan “mesaj”, ardından “Ermenilere seslenme” niyeti ile aslında 1915’in 100. yıldönümünde “revize edilmiş resmi görüş” namına “Hrant’ı araçsallaştırma” yoluna gitmiş oluyor.

“Hrant Dink, Ermeni kökeninden de, Türkiye’ye bağlılığından da ödün vermeden Türkler ile Ermenilerin ortak geleceklerini inşa edebilmelerinin yol ve yöntemini arayan değerli bir Anadolu aydınıydı” diye gayet doğru bir “giriş” yapan mesajın “çıkışı” yani sonu da mükemmel sayılabilir:

“Ermeni kültür varlıkları ile Osmanlı/Türk kültürüne değerli katkılarda bulunmuş Ermeni şahsiyetlere hak ettikleri biçimde ve önemle sahip çıkmaya devam edilecektir. Acılara ortak olmak, yaraları sarmak ve tekrar dostluklar kurabilmek arzumuz samimidir. Ufkumuz dostluk ve barıştır.”
Heyecan verici. Ama şu ara bölüm olmasaydı:

“Savaş şartlarında başvurulan zorunlu yer değiştirme politikalarının, 1915 dahil, gayrı insani sonuçlar doğurduğunu daha önce de açıklayan Türkiye… Zamanı 1915’de donduran büyük travmayı geride bırakmanın yolu tabuların yıkılmasıyla başlar. Türkiye, kendi adına bu noktayı aşmış, geçmişten miras basmakalıp söylemleri, genellemeleri geride bırakmıştır.”
Burası olmadı işte. Bu, parlak kelimelerin ardına gizlenmiş bir türlü “inkârcılık”tır ki, ki Hrant, Ermeni diasporasının Türklere “ikrar”ı dayatmasına karşı çıkarken, Türklerin de “inkâr”dan kurtarılması üzerinde dururdu. Oysa, Davutoğlu’nun bu mesajının ifadesi, “inkâr”ın bir şekilde devamına işaret ediyor.

1915’le ilgili hiçbir noktayı aşmak bir yana, aşmak için yanına bile yaklaşmamış bir “resmî Türkiye” söz konusu iken, “Türkiye kendi adına bu noktayı aşmış, geçmişten miras basmakalıp söylemleri, genellemeleri geride bırakmıştır” deniliyor. Bu da doğru değil. Keşke öyle olsaydı.

Öyle olmuş olsaydı, bu yıl 24 Nisan gününü ilk kez “Uluslararası Çanakkale Anması” seferberliğine dönüştürmeye kalkan bir “Şark kurnazlığı”na başvurulmazdı.

Davutoğlu’nun mesajının, mesajda ifade ettiği gibi gerçekten “samimi” olduğuna inanılması isteniyorsa, Çanakkale’yi her yıl olduğu için bu yıl da 18 Mart’ta analım; 24 Nisan’ı karartmaya kalkışmayalım.

Yetvart Danzikyan, Agos’un son sayısındaki yazısına “Yüzleşin! Hrant’la, soykırımla!” diye başlık atmıştı. 19 Ocak yürüyüşünün en önündeki dev pankartın da üzerinde aynı ibare yazılıydı.

Danzikyan, yazısını şu satırlarla bitirmiş:

“Hrant Dink’I öldüren devlet içindeki mutabakatla yüzleşmek; hem de 100 yıl önce bu topraklarda olanla, 1915 yılında ve sonrasında sahneye konulan kötülüğün ne tür bir mutabakatla icra edildiği ve 100 boyunca ne tür bir mutabakatla inkâr edildiği, üzerinin örtüldüğüyle. Artık başlasak iyi olur.”
Davutoğlu’nun Hrant Dink’in ölüm yıldönümü mesajı “başlangıç” için iyi. Ama, artık “yüzleşme”ye başlasak iyi olur gerçekten.

Ve, bunun için ilk şart:

“Mesaj”da söylediğin gibi gerçekten “ufkumuz dostluk ve barış” ise “inkâr”dan ve “Şark kurnazlığı”ndan vazgeçeceksin…