"Vatanseverlik 2015" ve "temel vatandaşlık görevi"...

İktidarın "şeytanlaştırma"ya çalıştığı HDP'yi kurda kuşa yem ettirmemek, Türkiye siyaset sahnesindeki yerini korumak ve hatta güçlendirmek de "temel vatandaşlık görevi"dir.
"Vatanseverlik 2015" ve "temel vatandaşlık görevi"...

LONDRA - “Gidişat...” başlıklı dün yayımlanan yazıyı bir Londra sabahına uyanır uyanmaz yazmıştım. Aradaki saat farkı nedeniyle, Londra’da hayat başlamamıştı ama Türkiye, son haftalardaki “kanlı gündemi”ne adım atmıştı bile.

Londra’da ikinci günün sabahına Selahattin Demirtaş ile uyandım. Uyanır uyanmaz elime aldığım Financial Times gazetesinde bugüne kadar dış basında yayımlanmış, galiba, en çarpıcı ve en etkileyici Selahattin Demirtaş söyleşisi ile.

Söyleşinin özel önemde sayılması gereken son bölümü şöyle:


"...Düşmanlıklar derinleşir, her gün yeni saldırılar ve karşı saldırılar olurken, HDP'nin yıpranmaktan kaçınması daha da zorlaşacak.


HDP milletvekilleri 2012'den bu yana hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan'a mesaj götürüp getirdiler ve bu da partinin PKK'nın siyasi sözcüsü olduğu suçlamalarını beraberinde getirdi.

Ama Demirtaş bunu reddediyor ve pazar günü Doğubayazıt'ta bir askeri merkeze yönelik iki askerin ölümüne düzinelercesinin yaralanmasına yol açan intihar saldırısı da dahil olmak üzere, PKK'nın misilleme taktiklerini 'kirli' diye tanımlıyor."

‘PKK'ye Türkiye'ye karşı savaşı durdurması çağrısı yaptık. Bu çağrıyı her gün tekrarlıyorum. İki taraf da ellerini tetikten çekmeli ve silahlar susmalı’ diyor.

Bununla birlikte, Demirtaş'ın, bir ara 40 binden fazla insanın ölümüne yol açmış olan Türkiye’yi bu çatışmadan kurtarması umudunu yaratmış olan  barış sürecinin çökmesi nedeniyle kimi suçladığı açık. 'Erdoğan büyük bir korku ve paranoyayla yaşıyor’ diyor ‘ve ülke bunun bedelini savaşla ödüyor. Biz barışa bağlıyız.' ”

(HDP'den dün yapılan açıklamada son bölümde şöyle söylediği belirtildi: "Ceylanpınar'da da uyuyan, yatağında gece uyuyan 2 polis katledildi, o da çok provokasyon kokan kirli bir eylemdi ve onu da büyük ihtimalle PKK'ye yakın kişilere yaptırdılar. Ve bir anda PKK'ye karşı büyük bir saldırı dalgası başladı.")

Ceylanpınar'daki polis cinayetleri, gerçekten buram buram "provokasyon" koktuğundan HDP'den yapılan bu düzeltme açıklaması akla uygun görünüyor. (CÇ)

 

Selahattin Demirtaş’ın FT söyleşisi, altını çizerek yazıyorum, “olağanüstü önemli” ve Türkiye’de kimin “ulusal barış”a bağlı ve barıştan yana olduğunu, kimin “savaş kışkırtması” yaparak, “toplumu böldüğünü” tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya koyuyor.

Ne var ki, Demirtaş’ın bu gerçekten “cesur” çıkışından yola koyularak, “atın önüne arabayı koymamak” da lâzım. Zira, bugün Türkiye’de “esas sorun” ve Türkiye’yi kanlı bir çatışmanın içine sürükleme riski taşıyan gelişmelerin kaynağı PKK’nın, Demirtaş’ın “kirli” olarak nitelediği “misillemeleri” değil; Tayyip Erdoğan’ın imzasını taşıyan ve o “kirli” olarak görülen ve “kanlı” sonuçlar veren “misillemeleri”ne davetiye çıkartan “saldırgan” politika.

“Tehlikeli iktidar hesapları” uğruna, “çatışmasızlık durumu”na son veren, “Çözüm Süreci”ne nokta koyan ve ülkede kan dökülmeye başlanmasına, yeniden “anaların ağlaması”na yol açan politika.

Nitekim, FT söyleşisinde Selahattin Demirtaş bunu açıkça dile getiriyor. Söyleşinin o bölümünden satırlar:

“İktidar, çoğunluğunu kaybettirdiği için, HDP’nin siyasi bedel ödemesine çalıştı’diyor. ‘Bize saldırıyorlar ve aldığımız oyları ve kamusal itibarımızı yok etmeye çalışıyor ki, erken seçim ilân edebilsin ve tek başına iktidara gelebilsin.’

Daha da açık bir şekilde, Demirtaş, Erdoğan’ı kendi başlatmış olduğu barış görüşmelerine tümüyle angaje olmamakla suçluyor.

‘Bugüne kadar AKP (Kürt sorununa ilişkin) tek bir çözüm projesi ve program sunmadı’ diye Demirtaş şunu da söylüyor: ‘Yapılması gereken budur. Ne zaman ki, görüşmelerde sıra AKP’nin kendi önerilerine geliyor, o anda görüşme masasını terkediyorlar.”

Tabii ki, iş onunla kalmıyor, harekete geçirilen “yeni dinamik”in kaçınılmaz sonucu olarak, eller tetiklere gidiyor, operasyonlar, bombardımanlar başlıyor ve bütün bunlar “misilleme” olması beklenerek, adetâ istenerek yapılıyor.

Erdoğan’ın, göstermelik “IŞİD’le savaş”ını, eş zamanlı olarak ve müthiş bir hızla “PKK’ye karşı savaş”a dönüştürmesinin “meşru gerekçesi”nin Ceylanpınar’da iki polisin uykularında öldürülmeleri olduğunu biliyoruz.

Olayın PKK’nin Türkiye’deki silahlı kolu olarak bilinen HPG tarafından internet sitesinde üstlenildiğini öğrendiğim anda, aklımdan “Bu hangi PKK acaba?” düşüncesi geçti. “Bu, içine ‘derin devlet’ kaçmış PKK’ye benziyor” görüşümü bazı insanlara açıkladım.

“Suruç Katliamı”nın kamu vicdanında büyük yara açtığı ve müthiş bir tepki uyandırdığı bir sırada, yitmiş 32 cana karşılık olarak 2 polisin canını almak “misilleme” değil, “Çözüm Süreci”ni noktalamak üzere iktidara altın tepsiyle fırsat sunmak anlamına gelirdi.

Bunun başta türlü bir “siyasi izahı” olamazdı.

Nereden bakılırsa bakılsın, PKK’nin bir “savaş örgütü” olduğu unutulmamalı. Asıl önemlisi, PKK’yi “barış zemini”ne çekebilmek. Zaten tam da bu nedenle, Abdullah Öcalan’ı “muhatap alarak” bir “Çözüm Süreci”ne girişmek, içindeki bir çok eksik ve gediğe rağmen, olumlu ve umut verici bir adımdı.

Erdoğan ve yandaşlarına sormak gerek: Bunca uzun zamandır, Abdullah Öcalan ile görüşürken, PKK’yı “dernek” olarak gördüğünüz için mi görüşüyordunuz? “Savaş örgütü” olmaktan çıkartmak, “barış zemini”nde buluşmak için görüşmüyor muydunuz? Ne için görüşüyordunuz?

Bu arada şu gerçek asla dikkatten kaçmamalı: “Kürt sorununun çözümü” ve “barış”, asıl olarak, “meşru zemin”de hareket edecek güçlü bir “Kürt temsiliyeti” ile kolaylaşabilir ve PKK’nin “savaş örgütü” olmaktan çıkarılacağı bir “süreç” gerçekten mümkün olabilirdi.

Bu anlamda, 7 Haziran muazzam bir fırsat yarattı. 80 milletvekili ile TBMM’de temsil edilen bir HDP, hem Türkiye demokrasisi ve hem de Kürt sorunun çözümü ve dahası “çözüm süreci”nin ivme kazanarak yürütülmesi bakımından çok büyük ve olumlu bir fırsat oldu.

Ama, 7 Haziran seçim sonuçlarını, vakit geçirilmeden “rövanşı alınması gereken” bir gelişme olarak görürseniz ve bu amaçla ilk ve acil olarak PKK’ye karşı elleri F-16 bombardımanlarını başlatacak şekilde tetiklere götürür, “PKK misillemeleri” için neredeyse dua edecek hale gelir ve bu yolla “HDP’yi şeytanlaştırma”yı amaçlarsanız, niyetiniz ne barış ve ne Kürt sorununu çözmektir.

Nedir?

Erdoğan iktidarı uğruna tüm ülkeyi ateşe atmaktır. “İç savaş” riskini bile göze alacak şekilde, Suriye’de izlenmekte olan “maceracı” politikayı, Türkiye içine de taşımaktır.

Bir önceki yazımızda vurgu yaptığımız hususu tekrar edelim: Bugün Türkiye’de “vatanseverlik”in bir numaralı ölçüsü, Türkiye’nin “iç savaş” yönünde sürüklenmesine “dur” diyebilmek, karşı koyabilmektir.

Selahattin Demirtaş bunu yapmaktadır.

İktidarın “şeytanlaştırma”ya çalıştığı HDP’yi kurda kuşa yem ettirmemek, Türkiye siyaset sahnesindeki yerini korumak ve hatta güçlendirmek de “temel vatandaşlık görevi”dir.