Yeni paradigma, yeni algı, Kürt yeni yılı, Newroz Pîroz Be...

Çözüm sürecinin nereye ve ne şekilde yol alabileceğinin en önemli göstergesi bugün Diyarbakır'da ortaya çıkacak.

Türkiye’de ‘Kürt Sorunu’nun çözümü doğrultusunda büyük umutları harekete geçiren ‘İmralı Süreci’nin –Tayyip Erdoğan’ın tercihi ‘Çözüm Süreci’ denmesi- nasıl, nereye ve ne şekilde yol alabileceğinin en önemli göstergesi bugün Diyarbakır’da ortaya çıkacak. Abdullah Öcalan, günlerdir beklenen ve yakın çevresince ‘tarihi’ olarak nitelenen açıklamasını ‘Nevruz-Newroz’ kutlamaları sırasında ilan edecek.

Tüm Türkiye’deki asıl ve ‘somut’ beklenti, ‘çatışmasızlık’ yani ‘kalıcı’ ya da ‘sürekli ateşkes’ ilanına eşlik edecek olan PKK’nın ‘sınır dışına çekilmesi’ ilanı. Bu konuda iki buçuk aydır yapılan spekülasyonun haddi hesabı yok. Her şey bugün belli olacak.

Her şey, nasılsa bugün belli olacağına göre, bunun üzerinde uzun uzun laf üretmenin de gereği yok. Nasıl olsa, yarından itibaren ‘tarihi açıklama’nın içeriği üzerinden yazılacak ve konuşulacak çok şey olacak.

Abdullah Öcalan’a ilişkin olarak Newroz arefesinde son işaretleri dün Özgür Gündem gazetesiyle söyleşisinde BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş verdi. Demirtaş, hafta başında İmralı’da Öcalan ile görüşen üç kişiden biriydi. Demirtaş, Öcalan’ın “Ben üzerime düşeni yapıyorum, hükümet bu fırsatı kaçırmamalı, Meclis de üzerine düşeni yapmalı. Bu, bir isyandır; ben de bu isyanın lideriyim” dediğini belirtti.

Abdullah Öcalan’ın ‘sorun’un söz konusu boyutuna ve kendisine ilişkin bu değerlendirmesini okuyunca, aklıma şu satırlar geldi:

“Teslimiyet ve ‘tasfiye’, PKK açısından, sorunun nihai çözümü yönündeki girişimlere başlamak, yani ‘silahlara veda’ ve ‘dağdan iniş’ sonucunu elde edecek gelişmeleri başlatmak bakımından birer ‘non-starter’ işlevi görmekte, yani ‘tartışmayı başlamadan bitiren’ bir tutumu ima etmektedir. Teslimiyet ve tasfiye odaklı politikalar izlenmeyecekse... yeni bir kavramsallaşmaya yönelmek ve bu kavramsallaşmanın ifadesi olacak yeni paradigma üzerinden konuya yaklaşmak elzemdir. Bu da PKK olgusunu ‘terörizm’, PKK’nın kendisini ‘terör örgütü’ ve mensuplarını ‘terörist’ olarak tanımlamak yerine, durumu bir ‘Kürt isyanı’ olarak tanımlamayı gerektirmektedir.” (Dağdan İniş-PKK Nasıl Silah Bırakır? Kürt Sorununun Şiddetten Arındırılması, TESEV Yayınları, Haziran 2011, s.25)

Ak Parti iktidarı ya da Tayyip Erdoğan hükümeti, karşısında bulunduğu ‘olgu’yu böyle mi görüyor; yani ‘terörizm’ yerine ‘Kürt isyanı’ olarak mı tanımlıyor?

Hayır. Ancak, fiilen ‘yeni paradigma’ algısıyla konuya yaklaşıyor. Aksi halde, İmralı’da neredeyse beşinci ayına girmiş olan görüşmeleri nasıl izah edebiliriz? İkisi son on beş gün içinde, bir buçuk aylık bir süre zarfında, üç farklı BDP’liler heyetinin –en sonuncusunda BDP Eşbaşkanı da var- üç kez İmralı’ya gidebilmesini, gidenlerin ayrıca Kandil’e gidip başlarına bela gelmeden PKK yöneticileriyle görüşmüş olmalarını neyle açıklayabiliriz?

Dahası, Öcalan’ın ‘sınır dışına çekilme’ye dair verdiği “TBMM de işin içine girmelidir” ve “Geri çekilmeyi ‘Âkil Adamlar’ denetlemelidir” cinsinden sinyallere, hükümet canibinden gelen olumlu karşılıkları nasıl yorumlayacağız.

Gerek Adalet Bakanı Sadullah Ergin ve gerekse Beşir Atalay, Abdullah Öcalan patentli bütün bu taleplerin göz önüne alınabileceğini söylediler. Başbakan Tayyip Erdoğan, TBMM faslını doğrulamayan bir dil kullansa ve “Bu günlerde bin kez düşünüp bir kez konuşulmalı” demiş olsa da ‘Âkil Adamlar üzerinde çalıştıklarını’ bildirerek, Abdullah Öcalan patentli önerilerin gündemlerinde olduğunu ve hatta kabul gördüğünü ima etmiştir.

Bütün bu gelişmeler çok yenidir ve ‘yeni paradigma’ algısı ile ilgilidir. Bununla birlikte, bütün bunlar, Abdullah Öcalan’ın yeni düşünceleri ya da yeni önerileri değildir.

Öcalan’ın 2009 Ağustos tarihli ‘Yol Haritası’ndaki ‘Eylem Planı’nın şu bölümünü bir kez daha hatırlayalım:

“... Eğer demokratik çözüm planının ana hatları üzerinde devletin temel kurumlarıyla hükümetin mutabakatı oluşursa ve Kürt tarafıyla birlikte demokratik güçlerin de desteğini alırsa muhtemel uygulamalar-aşamalar şu yönde gelişebilir:

a. Birinci Aşama: PKK’nın çatışmasızlık ortamını kalıcı olarak ilan etmesi. Bu aşamada tarafların provokasyonlara gelmemeye, güçleri üzerindeki kontrollerini sıklaştırmaya, kamuoyunun hazırlamaya devam etmeleri gerekir.

b. İkinci Aşama: Hükümetin inisiyatifiyle TBMM’nin onayından geçmiş ve hazırlayacağı önerilerle hukuki engellerin kaldırılmasına yardımcı olacak bir Hakikat ve Uzlaşma Komisyonu’nun teşkil edilmesi. Komisyonun teşkilinde tüm taraflar arasında bir mutabakat aranacaktır. Af müessesesi bu komisyonda yapılacak itiraf ve savunmalara bağlı olarak önerilerek TBMM’ye sunulacak. Bu biçimde yasal engellerin kaldırılması halinde PKK, yasadışı konumdaki varlığını ABD, AB, BM; Irak Kürt Federe Yönetimi ve Türkiye Cumhuriyeti yetkililerinin içinde bulunduğu bir kurul denetiminde Türkiye dışına çıkarabilecektir. Daha sonra bu güçlerini kontrollü olarak değişik alan ve ülkelerde üslendirebilecektir. Bu aşamada önemli olan kritik nokta, PKK siyasi tutuklu ve hükümlülerinin bırakılmasıyla PKK güçlerinin sınır dışına çekilmesinin birlikte planlanmasıdır. ‘Biri diğersiz olmaz’ ilkesi geçerlidir.

c. Üçüncü Aşama: Demokratikleşmenin anayasal ve yasal adımları atıldıkça tekrar silahlara başvurmanın zemini kalmayacaktır. KCK faaliyetlerinin yasallık kazanmasıyla PKK’nın Türkiye sınırları dahilinde faaliyet göstermesine gerek kalmayacaktır. Her bakımdan legal demokratik siyasal, sosyal, ekonomik ve kültürel faaliyetler esas alınacaktır.

Bu aşamalı planın hayata geçmesinde Abdullah Öcalan’ın konumu stratejik önem arz etmektedir. Öcalan’sız yürüme şansı çok sınırlıdır. Dolayısıyla konumuna ilişkin makul çözümler geliştirilmek durumundadır.”

Unutmayalım, Nevruz’a 24 saat kala, Selahattin Demirtaş, Abdullah Öcalan’ın “Bu bir isyandır, ben de isyanın lideriyim” demiş olduğunu nakletti.

Dolayısıyla Abdullah Öcalan’ın bugün öğrenilecek olan ‘tarihi açıklaması’, yukarıdaki görüşlerinin çerçevesinde ve o ‘ruh’un yansıması olacak. 2009’dan 2013’e dört yıl geçti. Yani, yukarıda aktardığımız bölümleri, bugün ‘güncellenmiş’ olarak işiteceğiz. Bazı bölümlerinde ‘takdim-tehir’ yapılmış olacak. Bazı öneriler de ‘revizyon’a gidilmiş olacak.

Örneğin, ‘PKK’nın yasadışı konumdaki varlığı’nın ‘Türkiye dışına çıkması’nın denetiminde muhtemelen ABD, AB, BM sıralanmayacak. ‘TBMM güvencesi’ şartı, belki daha anlaşılır biçimde dile getirilecek. TBMM ile irtibatlı bir ‘Âkil Adamlar Komisyonu’ PKK’nın sınır dışına çekilmesinin ‘denetim mekanizması’ olarak söz konusu edilecek.

Abdullah Öcalan’ın bugün duyacağımız ‘tarihi açıklaması’ iki buçuk aydır belirli odaklar tarafından kamuoyunun inanması istenen türden bir ‘teslimiyet deklarasyonu’ olmayacak. ‘Kayıtlar ve şartlar’ın eşlik ettiği ama arzu edilen sonuçlar doğrultusunda bir ‘eylem planı’ ve buna uygun bir ‘takvim’i -herhalde- kapsayacak. Ve bugün varılacak nokta, anlaşılan o ki, bazı Kürt çevrelerinin bundan birkaç ay önce tasavvur edebileceği ölçülerdeki ‘çıta yüksekliği’nde de olmayacak.

Konunun –özenle es geçilen- şu yönünü de gözden kaçırmayalım: Abdullah Öcalan’ın temelden değişen bir düşüncesi ya da hiç dile getirilmemiş, yepyeni görüşleri yok.

Öyleyse?

Öyleyse, değişen, sorunun ‘çözüm güzergâhı’na ve bunun yöntem ve araçlarına dair hükümetin algısıdır.

Hükümetin bugün geldiği nokta, bizim aylar öncesinden savunduğumuz ve önerdiğimiz noktadır. Bugün gelinmiş olan noktadan pek memnunuz.

Ama daha gidilecek uzun ve çetin bir yol var. Önce, bugün Abdullah Öcalan ne diyecek ve nasıl diyecek; bir bakalım. Sonra yazacak, konuşacak, tartışacak çok şey olacak.

Ve, tüm halkımızın Nevruz’u kutlu olsun.

Newroz Pîroz Be!