Yolsuzluk balçığı ile iktidar sıvanmaz

'Darbe', 'Paralel devlet', vs. söylemi 'yolsuzluklar'ın üzerini kapatmaya yetmiyor. Mecburen 'özgürlükler'in üzeri örtülmek isteniyor.

Radikal internet sitesi dün “Bu haber 4 saat sonra kendiliğinden silinecektir” şeklinde bir uygulama başlattı. Niye olduğunu ve ne olduğunu Eyüp Can dünkü Radikal’de yazdı.

Olağanüstü çarpıcıydı. Radikal internet sitesi gece-gündüz yüz binlerce ‘tık’ alıyor. “4 saat içinde kendiliğinden silinecek” haberlerinin önemli bölümü, internet yasası yürürlüğe girdiği vakit, gerçekten de o süre içinde silinecek türden haberlerden oluşuyordu.
Haramzadeler adlı sitede dolaşıma sokulan yolsuzlukla ilgili tapeleri içeren haberler bunlar.

Haramzadeler, dolaşıma gireli beri, iki haftadır iki kez 50 bin izleyiciye vardığı vakit sabote edildi, kaldırıldı; çok kısa bir sonra tekrar yayımını sürdürdü. Cuma günü üçüncü kez faaliyete geçtikten sonra, dün öğleden sonra saatlerinde 90 bin izleyiciye ulaşmıştı.
‘İnternet çağı’nın ‘demokrasi ve özgürlük mücadelesi’nin alanlarından biri, ister istemez, internet oluyor. Hangi internet yasasını çıkartmaya kalkarsanız kalkın, aklınıza nasıl bir baskı yapmak gelirse gelsin, ‘demokrasi ve özgürlük mücadelesi’nin internet ortamında yürütülmesini -4 saatlik ama arka arkaya gelen sürelerle de olsa- engelleyemiyorsunuz.

Bakû ve Kerkük’ü bilenler bilir; o iki petrol bölgesinde Ateşgah ve Baba Gurgur diye bilinen alanda toprağın altından fışkıran metan gazı, adeta ‘ilahi alev’ gibi yanar. Toprağın altından çıkan alevleri çiğneseniz, üzerini örtseniz bile, az öteden, toprağın altından portlar ve yanmaya başlar.

Haramzadeler sitesinin mütemadiyen kapatılmasına rağmen, tekrar toprak altından çıkıp yanan metan gazı gibi ‘yolsuzlukları ortaya çıkartan ve ‘kanıtlayan’ tapeleri yayımlamak üzere yine bir yolunu bulup internet ortamına girmesi de böyle bir şey.
Radikal’in internet sitesinin, Haramzadeler ve başka kaynaklara dayanarak ‘4 saat içinde kendiliğinden ortadan kalkacak’ haberler yayımlaması ve Haramzadeler’in izleyici oranından çok daha geniş bir izleyici kitlesiyle, ‘bilgi’yi yayması da böyle bir şey.
Bunlara bir de geçen hafta olduğu gibi, dün de grup toplantısında ‘Alo Fatih’ tapesi dinlettiren ana muhalefet lideri, CHP Genel
Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu ekleyin; Tayyip Erdoğan’ın medyaya ve ‘ifade özgürlüğü’ne nasıl müdahale ettiğini ve Habertürk’e yerleştirdiği ‘siyasi komiser’i ‘Alo Fatih’in onun sesi karşısında ‘Buyrun Efendim’li, ‘Anladım Efendim’li ‘emir eri’ halini, milyonlarca kişi, ister istemez, duyacak, öğrenecek.

‘Yolsuzluk’ öyle bir ‘balçık’ ve siyasi iktidarınızın ‘güneşi’ni onunla sıvayamazsınız. Zira, ‘yolsuzluk’ bir siyasi iktidarı mahvedecek en büyük felakettir, bir kere ortaya çıktı mı, iktidarınız dikiş tutmaz. Ne yapsanız tutturamazsınız.

Siyasi iktidarlar için bir ‘sürdürülemezlik’ hali, ‘yolsuzluğa bulaşmak’ ise en az onun kadar, hatta ondan da önemli ve öncelikli olanı ‘zulüm’dür. Bir siyasi iktidar bir kez ‘zulüm’ ile anılmaya başlarsa, dikişleri hiç tutmaz.

Gezi’den bu yana öyle oldu. (Belki de Roboski’den itibaren. Belki Roboski katliamına ilişkin ortaya konulan duyarsızlık, Gezi’deki zulmün habercisiydi.) Gezi’den beri her şey zaten tersine döndü. Gezi’nin vahşice katledilen ‘genç simgeleri’ oluştu. İşte Ali İsmail Korkmaz!

Aradan aylar geçti, ‘Ali İsmail Korkmaz’ adı daha da büyüdü. Pazar günü Kadıköy’de 300 binden fazla insan onun için yazılmış marşı söyleyerek, ‘Türkiye İçin Adalet’ ve ‘Fenerbahçe İçin Adalet’ yürüyüşünde, Bağdat Caddesi boyunca Bostancı’dan Kızıltoprak’a kadar aktı.

Aynı akşam, Fenerbahçe Stadyumu’nda 50 bin kişilik sarı-lacivert insan denizi, defalarca Ali İsmail Korkmaz için dalgalandı. Maç oynanırken Ali İsmail Korkmaz Marşı söylenirken herkes ama herkes saygıyla ayağa kalkarak tempo tutuyordu.

Ne yapacaksınız? Bundan sonra Fenerbahçe’ye Kadıköy’de maç yapmasını mı yasaklayacaksınız? Fenerbahçe’nin kendi stadındaki her maçta, bundan sonra, ‘Ali İsmail Korkmaz’ Marşı söylenecek.

Bu gibi durumlarda yapılabilecekler konusunda fazla seçenek yoktur. İyi-kötü bir ‘demokratik’ ülkedeyseniz, yapabileceğiniz de Meclis’ten baskı yasası çıkartmakla sınırlıdır. Tayyip Erdoğan onu yapıyor zaten. İnternet yasasıyla HSYK yasası ile özgürlükleri daraltıyor, ‘kuvvetler ayrılığı’nı adım adım kaldırıyor.

‘Yolsuzluk’ ve ‘zulüm’den ötürü ‘yakalandığınız takdirde’ –ki, iktidarın başına gelen budur- artık ‘duble yollar’ yerine ‘tek yol’ olarak ‘faşizan yapı taşları’nı döşemeye başlarsınız.

Tayyip Erdoğan’ın adım adım ‘faşizm’ yönünde yürümekten, bir ‘baskı rejimi’ kurmaktan başka çaresi yok. Çünkü, Gezi’ye yanlış yaklaştı. Ders almadı. Ayrıca, 17 Aralık’ta ortaya çıkan manzara da onun ‘geri dönüş’ yolunu kesti.
‘Darbe’, ‘Paralel devlet’, vs. söylemi bir yere kadar. ‘Yolsuzluklar’ın üzerini kapatmaya yetmiyor. Yetersiz kalındığı noktada ise mecburen ‘özgürlükler’in üzeri örtülmek isteniyor.

Tayyip Erdoğan, Türkiye’nin bundan sonra hangi yönde yol alacağının, hepimizi ‘nasıl bir Türkiye’nin beklediği’nin ipuçlarını şu sözlerle ifade etti:

“… Bu alçaklığın, ihanetin hesabı da bu hainlerden sorulur. Bir an bile olsun rehavet içinde olmayacağız. Boş bulunmayacağız. 17 Aralık darbe girişimi tam anlamıyla çökmüştür. Geri tepmiştir. Ekonomiye, milli kurumlara yönelik saldırı tamamen püskürtülmüştür. Şu anda paralel yapının başını çektiği ittifakın iki hedefi kaldı, biri 30 Mart seçimleri, diğeri de çözüm sürecidir.”

Tayyip Erdoğan konuştuğu sıralarda, ‘sosyal medya’ her zaman olduğu gibi hareketliydi. Bir genç kadın, “Başbakan’ın korkularını gördükçe onu gözümde fazla büyüttüğümü anladım. Basit korkuları olan, küçük bir adammış” diye yazmıştı.

Bir dindar, medyaya laf yetiştirmesi ve Habertürk gazete ve televizyonunda haber ayrıntılarına ‘Alo Fatih’ üzerinden müdahale etmesine ilişkin olarak “Bu kadar gazete okuyacağına keşke biraz Kur’an okusa da kendine gelse” tweet’ini atmıştı.

Bir başkasının tweet’i ise şöyleydi: “Gerçeklikten koptuğunun bile farkında değil… Yalan hikâyeleri gerçekmiş gibi sürdürüyor… Ne kadar daha?”

Söz konusu tweet’lerin hiçbiri tanınan isimlere ait değildi. Çok kısa bir süre öncesine dek, AKP Milletvekili ve dahası Kültür Bakanı olarak siyasi iktidarın bir parçası olmuş, ‘içeriden’ ve aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihinin tüm ‘askeri darbeleri’ni yaşamış ünlü bir ismin, Ertuğrul Günay’ın tweet’i de dikkatimi çekti:

“Bu ülke çok darbe gördü; rüşveti/ yolsuzluğu ortaya çıkaran emniyet/ adalet mensubu kamu görevlilerine ‘darbeci’ dendiğini ilk kez görüyor!”

Tayyip Erdoğan’ın dünkü konuşmasından ‘yolsuzluk’tan hesap vermemek için ‘darbe’ ve ‘paralel devlet’ söylemi kadar ‘çözüm süreci’ sığınağından, bir anlamda ‘Kürtler’den medet ummaya çalışacağı anlaşılıyor.

‘Çözüm süreci’, Tayyip Erdoğan için ‘cankurtaran simidi’ olacak şekilde araçsallaşabilir mi? ‘Kürtler’, Tayyip Erdoğan’ın anti-demokratik iktidarının payandası olurlar mı? Bunlar mümkün mü? Hele şu ‘internet çağı’nda...

Göreceğiz…