Düşünmediğimiz Riskler ve Karmaşık Nedensellik

Yeni dünyanın bulaşıcı hastalıklar, iklim değişikliği ve siberterörizm gibi yeni risklerine karşı ülke olarak ne kadar hazırlıklıyız?
Düşünmediğimiz Riskler ve Karmaşık Nedensellik

Küreselleşmenin olumlu yanlarını sıralarken ulaşım teknolojilerinin gelişmesiyle insan, fikir ve ürünlerin bir ülkeden diğerine saatler içinde ulaşabildiğini, iletişim teknolojilerinin gelişmesiyle ise fiber optik kablolarla enformasyon ve verilerin saniyeler içerisinde kıtalararası yolculuk yapabildiğini sıralıyor, yeni ve hızlı bir dünyada yaşadığımızdan heyecanla bahsediyoruz.

Bunlar doğru, ama aynı yolcu uçaklarının bulaşıcı hastalık taşıyan insanları, aynı kabloların tesisleri ve veritabanlarını çökertecek virüsleri de taşıyabildiğini hesap ediyor ve gerekli önlemleri alıyor muyuz?

Özellikle Türkiye`de siyasi ve ticari kurumların riskleri öngörecek sistem ve süreç inşa etme konusunda zayıf olduğu bilinen bir gerçek. Riskler ivedi bir tehdit haline gelmeden üzerinde kafa yorulmuyor. İvedi tehdit haline gelince ise zaten oldukça geç oluyor. Soma`da da, Musul Konsolosluğu baskınında da, ekonomide de buna tanık olduk. Ekonomik, siyasi ve geleneksel güvenlik risklerinin yanında yeni dünyanın yeni risklerine karşı da etkili stratejiler yaratmamız gerekiyor.

Bugün Türkiye`yi tehdit etmesine rağmen üzerinde pek düşünmediğimiz risklere bakalım; Dünya, Afrika`nın batısında kontrolden çıkarak Sierra Leone, Liberya ve Gine`de 1000`e yakın insan hayatına mal olan Ebola virüsünü konuşuyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tedavisi olmayan ve hızla yayılan Ebola virüsü konusunda uluslararası acil durum ilan etti.

Ebola`nın yarattığı risk sadece sağlık riski değil. Yeni dünyada “karmaşık nedensellik/ complex causality” diyebileceğimiz bir gerçeklik var. O kadar bağlı, iç içe ve hızlı bir sistemde yaşıyoruz ki; bu yeni risk faktörlerinin potansiyel ekonomik ve makro siyasal zararları da bizi tehdit ediyor.

Örneğin; SARS virüsünün yayıldığı dönemde Çin ekonomisinde %1`lik, Hong Kong ekonomisinde %2.6`lık kayıp yaşandı. Ebola`nın siyasi olarak da Afrika kıtasındaki bazı devletleri istikrarsızlaştırabileceği ve “çökmüş devletler” yaratabileceği tehlikesi konuşuluyor.

Henüz Türkiye`de karşılaşılmış bir Ebola vakası yok fakat risk mevcut. Sağlık Bakanlığı Ebola konusunda bir açıklama yayımladı ama alınan önlem sadece Afrika`dan gelen yolcuları izleme yönünde. Bu gayet anlamsız çünkü virüsün semptomları 21 gün gizli kalabiliyor. Kalabalık ve yoğun nüfusa sahip Türkiye`nin bulaşıcı hastalıklarla mücadele ve korunma konusunda kapsamlı bir yol haritası ve tam teşekküllü sağlık tesisleri yok.

Peki ya doğa olayları? İklim değişikliği konusu Türkiye için “lüks” görülen risklerden. Halbuki içinde bulunduğumuz karmaşık sistemde iklim değişikliğinin etkisi çevreye verdiği zararla sınırlı değil.

Washington`daki prestijli düşünce kuruluşlarından Center for American Progress`in (CAP) yaptığı araştırma iklim değişikliği ve Arap Ayaklanmaları arasındaki ilişkiyi irdeliyor. Sıcaklık artışları nedeniyle yaşanan kuraklıktan ötürü buğday fiyatlarındaki ani artışın (2010 Haziran tonu 157$ - 2011 Şubat tonu 326$) büyük bir buğday ithalatçısı olan Mısır`da “Tahrir Ayaklanmasında” önemli rolü olduğunu iddia ediyor.

Fiyat artışının nedeni 2010-2011 döneminde kuraklık nedeniyle Rusya, Kanada, Avustralya ve Ukrayna`da azalan buğday üretiminin Çin Hükümetini endişelendirmesi ve Çin`in bu ülkelerden piyasa fiyatının üzerinde büyük alımlar yapması oldu.

Libya, Suriye ve Mısır`da otoriter idarelere uzun zaman katlanan halklar mesele ekonomi ve gıdaya gelince seslerini yükselttiler. Sadece bu bile karmaşık nedensellik gerçeğini gösteren ve her şeyin birbiriyle ilişkide olduğunu kanıtlayan bir örnek. Bu kesinlikle 'küresel ısınma olmasa kuraklık olmaz, kuraklık olmasa hükümetler düşmezdi' demek değil! Bu riskler süreci tetikleyen ve çarpan etkisi yapan riskler olarak görülebilir.

Siber güvenlik de e-devlet uygulamasına ve dijital ortama geçmekte olan ülkemiz için ciddi risk unsurları taşıyan diğer bir göz ardı edilen konu. Bugün e-devlet uygulaması sayesinde birçok işlemimizi internet üzerinden yapabiliyoruz. Peki ülkenin internet/dijital altyapısı ne kadar sağlam? Sosyal medyayı mahkeme kararıyla yasaklayarak enformasyon akışının önüne geçebileceğini düşünen bir yönetim bu konuda gereken sofistike önlemleri alabiliyor mu?

Dış politikamız nedeniyle bölgede bu denli düşman yarattığımız bir konjonktürde devlet kurumlarının veritabanlarını, altyapı tesislerini, vatandaş bilgilerini, devlet sırlarını dijital ortamlarda koruyabiliyor muyuz? Hızlı tren ve nükleer reaktör gibi sofistike altyapı projeleri dijital alanla fiziki alanı birleştiriyor. Bu tesislerin sistemlerine müdahale edebilme gücü bir kitle imha silahı yaratma anlamına geliyor.

Özetle gelecek risklere yönelik öngörü, senaryo analizi, planlama ve savunma stratejileri oluşturma konusunda zayıfız. Halbuki dünyanın önemli aktörlerinden biri olmaya aday Türkiye`nin daha kapsamlı, detaylı ve etkili bir güvenlik politikası çerçevesi inşa etmesi gerekiyor.

Bu yeni riskler konusunda planlama yaparken de günümüz zihin haritasının da ilerisinde düşünebilmeliyiz. Albert Einstein’ın dediği gibi, ‘’Mevcut tehditleri yaratan zihniyet ile gelecekteki tehditlere karşı koymak mümkün değil. Tehdidi yaratan aklın ötesinde ve ileriyi gören daha kapsamlı bir güvenlik anlayışına sahip olmalıyız.’’