Genelkurmay'dan PKK'ya karşı mücadelede samimi özeleştiri

YAŞ sürecinde istifa eden eski Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner'e ait olduğu öne sürülen ses kayıtları terörle mücadeleyle ilgili bir özleştiri niteliğinde.
Genelkurmay'dan PKK'ya karşı mücadelede samimi özeleştiri

HABER-ANALİZ


Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner’e ait olduğu ileri sürülen bir ses kaydı dün internet sitelerine düştü. Son derece ilginç konuşmaları içeren ses kaydı, otantik olması halinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) PKK’ya karşı 27 yıllık mücadelesinin samimi bir özeleştirisine karşılık geliyor.

Kontrolsüz mayınlar

Koşaner, TSK tarafından sınır hattı da dahil olmak üzere döşenen mayınların kontrolsüz biçimde döşenmiş olmasından duyduğu rahatsızlığı şöyle dile getiriyor:
“Koşaner: Huduttakinin bile işareti yoktur. Adam gidiyor basıyor. Bilmem ne yapıyor. Haberimiz yoktu. Ekip gönderdik Ankara’dan. Geldiler sırayla bitirdiler. Bilmiyorum, bitti mi daha devam ediyor mu?
Subaylar: Devam ediyor komutanım.
Koşaner: Bunlar çok tehlikeli şeyler. Bunları kim döşemiz biz.
Subay: Evet komutanım.
Koşaner: Biz. Şimdi ben desem ki yetkililere yav bizimkiler mayın döşemişlerdi 10 sene evvel, 20 sene evvel başıboş bırakıp gitmişler. Ne derler? Döşerken aklınız nerdeydi derler. Maalesef döşeyen yine biziz. Di mi?
Subay: Evet efendim.”
Çok sayıda sivilin başıboş mayınların kurbanı olması bir yana ordu personelinden de kayıpların yaşandığı bir gerçek. Örneğin 27 Mayıs 2009 tarihinde Çukurca’da 7 askerin mayın patlamasıyla şehit olmasının sonradan bir PKK saldırısı değil, görevli komutanın emriyle döşenen MKE yapımı 120 mm’lik bir havan mühimmatının patlamasının sonucu olduğu ortaya çıktı. Savcılığın soruşturma dosyası Genelkurmay’a gönderildi.

Komuta/koordinasyon zaafiyeti
Koşaner, PKK ile mücadelede koordinasyon eksikliğine dikkat çekip, teknolojik imkanların sahada etkin şekilde yansıtılmamasından şöyle şikayet ediyor:
“Koşaner:Bizi sıkıntıya sokan konulardan bir tanesi emir komuta birliğini bazen sağlayamıyoruz. Nerede bir operasyon varsa sorumlusu mutlaka bir komutanlık olacak. O bölgenin sorumlusu.
İHA’dan görüntü almak gibi büyük bir nimet var. Olayın olduğu yere süratle bir İHA’yı getirip masamızın başından ekrandan adım adım görebiliyoruz. Öyle mi? Görebililiyoruz. İHA’dan görüntü gören komutan mutlaka operasyona müdahale edip sevk idare etmeli.
Neden bunu söylüyorum. Önümüzde örneği var. Verelim örneğini, hepimiz öğrenelim. Bir daha o hataya düşmeyelim. İşte bu Hantepe mantepe olayında operasyon yapan komutan daha doğrusu sorumlu komutan 1. Komando Tugay komutanıydı ve kendisi arazideydi. Orada bilmem ne tepesindeydi. Ama ekrana bakan komutanlık civardaki komutanlığımızın ona müdahale etme yetkisi yoktu. Böylece bir koordinesizlik oldu, zamanında müdahale edemedik.”
Koşener’in sözünü ettiği Hantepe baskını PKK tarafından 20 Temmuz 2010 tarihinde gerçekleştirildi. İHA’ların çatışma başladıktan yarım saat sonra olay yerine intikal ettiği ve on beş dakika sonra da görüntü almaya başladığı Genelkurmay tarafından açıklanmıştı. Koşaner’in müdahalede gecikmeyi koordinasyon eksikliğine bağlamasına rağmen o günkü Genelkurmay açıklaması hava şartları nedeniyle helikopterlerin ilk görüntü alınmasından 2 saat sonra olay yerine intikal ederek kaçış yollarını ateş altına aldığı yönündeydi.

Tim komutanları yetersiz
Koşaner, küçük birliklerin yani timlerin yeterince sağlam ve eğitimli olmadığından yakınırken şunları söylüyor:
“2 terörist 30 askerimizi kaçırıyor. Yav rezalet, benim tim komutanı, unsur komutanı diye koyduğum arkadaşım önce mevzide silahını bırakıp da kaçarsa biz bu işi yürütemeyiz. Biz bu eğitimi yapmamışız, yetiştirememişiz demektir. Rütbesi de var kolunda. O orada silahını bırakıp da mevzisinden kaçarsa tabii ki mevzimiz çöker. Tabii ki zayiat veririz. Uzatmadan söylüyorum. Tim komutanı ve unsur komutanı her ikisi de kendi personelini göreceği yerde bulunur. Sesle, varsa telsiziyle timimin adamlarını tek tek sevk idare eder. Zamanı geldiği zamanda ateş açtırır. Yerinden kıpırdama der. Kaçma der. Ben buradayım der. Sevk idare eder onu. Nadiren böyle oluyor. Çoğu yerde çat pat dediğin zaman o oraya bu buraya. Birkaç gözü kara arkadaş dayanıyor, dikkat ediyor, şey yapıyor. Lider pozisyonunda olanlar piyasada yoklar. En acısı da silahını bırakıp gidenler. RojTV silahın numarasını da beraber gösteriyor. Öyle mi? Ben olsam o rütbelinin yerine insan içine çıkmam. Adama utanmıyor adam. Bunlarla iş yapamayız. Yoksa canı sıkılan çeker gider. Ondan sonra mevzimize de girilir. Bir sürü şehit veririz. Artık herşey milletin önünde açık arkadaşlar.”
Koşener’in dikkat çektiği nokta kendisinden önceki Genelkurmay Başkanı olan Orgeneral İlker Başbuğ’un PKK baskınlarıyla ilgili ortaya çıkan tabloya karşı sık sık söylediği “Her karakol kendini savunacak düzeyde personel ve silahla donatılmıştır” sözleri hatırlandığında anlamlı hale geliyor. Başbuğ’un zayiatlar karşısında ifade etmediğini Koşaner söylüyor ve saldıran PKK grubuna karşı genel olarak etkili savunma yapılamadığını gösteriyor.
Koşaner’in gözü kara birkaç arkadaş diye söz ettiklerine örnek olarak Hantepe’de mevzisini terk etmeyen ve şehit olan üsteğmen Çetin Aylar gösterilebilir. Üsteğmenin çatışma kararlılığını ancak yapacak fazla bir şeyinin olmadığını PKK tepe yöneticisi Murat Karayılan da ifade etmişti.

Dost ateşinden kayıplar
Koşaner’in eğitimsizlikten dost ateşiyle kendi personelinin vurulmasından da şikayet ederken şöyle konuşuyor:
“Kabahatlı biziz. Bakın yine örnek, dilimin ucuna geliyor, söylemek istemiyorum. Böyle timi mimi sahip olmazsa orada bir tane karaltı görür. Tak diye ateş eder. Başlar sesi duyan herkes ateş etmeye, basıldık diye. Arkadaşımızı bir erimizi alnından vururuz. Vurduk mu? Haberiniz var mı? Var değil mi? Olayı takip ediyorsunuz. Herkesin cebinde artık telsiz var, eskisi gibi değil. Bak ben ateş ediyorum. Herkes sussun diyeceksin. Herkes duyacak. Kimse bir şey yapmayacak. Bir kişi edecek. Ama eğitimle bunu yaparsanız olur. Kabahatli biziz.”
Koşaner’in şikayetçi olduğu dost ateşi kayıplarına bir örnek 1 Mayıs 2010 tarihinde Diyarbakır Lice’de Abalı Karakolu’ndan açılan ateşle Üsteğmen Ahmet Altınoğlu’nun şehit olmasıdır. Olay önce o sırada ateşkes pozisyonunda olan PKK’nın bir saldırısı olarak basına yansıtılmış, ancak daha sonra karakoldan yanlışlıkla ateş açıldığı ortaya çıkmış ve savcılık soruşturmasına konu olmuştu.

Mevzilenme hataları
Koşaner konuşmasında sınır karakollarının hatalı yapıldığı ve mevzilenme hatalarına da dikkat çekiyor:
“Arkadaşlar bir üssü, bir tepeyi korurken esas mevzi kazıp gömülmektir. Tabi kayalık sert yerlerdeyiz ve tabi kazıp gömülmek mümkün olmuyor çoğu zaman. Ne yapıyoruz o zaman? Kum bol. Kum torbasını üst üste koya koya kulübemsi hani karakolların etrafında nöbet kulübesi gibi böyle kulübeler meydana getiriyoruz. Bir de delik açıyoruz önünde, buradan gelecekler bakıcaz diye. Böyle bir koca hedef oluyor. Bazıları mevziye girdik deyince o kulübenin içine giriyorlar. Ondan sonra ilk rokette orası vuruluyor. Öyle oldu değil mi Hantepe’de. Üsteğmenimiz de orada gitti.Öyle mevzi mi olur. Lütfen kaldırın. Bize ne lazım. Bize ateş mevzii lazım. İşte Hantepe’de İHA’nın görüntüsüden bile belli. Koştular içine girdiler değil mi? Seyreden var mı? Vardır herhalde? Adam da geldi el bombasını üzerlerine atıyor. Şey atar gibi. Tam bir kepazelik halimiz. Neden işte lider yok ortalıkta. Lider yok. Bu hale geldik. Çok zayıfız bu konuda.”
Koşaner, mevzilenme hatalarından söz ederken Hantepe’de mevziye askerlerin girişinin İHA tarafından saptandığını söylemesi Genelkurmay’ın o tarihli açıklamasıyla çelişiyor. Çünkü açıklamada çatışma başlamasından 45 dakika sonra İHA görüntülerinin alınmaya başlandığı belirtiliyordu. Koşaner muhtemelen karakolları karıştırıyor. Çünkü baskınla ilgili PKK’nın açıklamasında da İHA’ların çatışmanın bitmesiyle geldiği ifade edilmişti.

İstihbarat eksikliği ve yeni taktik
Koşaner istihbarat eksikliği için subaylara polis, MİT ve halkla temasta olmaları talimatını verirken eski tarz arazi taraması ve operasyonlar yerine istihbarat üzerine operasyonlar yapılmasını istiyor:
“Polisle, itle MİT’le temas kurun onun için size diyorum ki arkadaşlar lütfen bulunduğunuz yerde nabız tutun. Bakın halkın içinde olun. Nabız tutmamız lazım. Terörle mücadelede hiç kimsenin talimatına ihtiyacımız yok. Kise bize harekatı azalt diyemez. Dese bile bunu kabul etmeyiz. Teröre karşı mücadelede bir adım bile geri duramayız. İstihbarat almadan taburla beraber arazide gezmeyeceğiz. İşte eskiden büyük bölgeleri aramak için taburlar hadi araziye diyorduk. Bu arada on kişi mayına basıyordu, beş kişi bilmem ne oluyordu. Düşüyordu, kalkıyordu, yaralanıyordu. Neticede de hiçbir şey bulamıyorduk, verdiğimiz zayiatla kalıyorduk. Onun için dedik ki istihbarata dayalı gerçek duyuma dayalı operasyon yapalım. Yani boşu boşuna birlik sevk etmektense bir bilgi alıp ona yönelmek. Ama o da boş çıkar, çıkar. Yüzde yüz garanti yok.”
Koşaner’in sözünü ettiği yeni tarz operasyonların PKK’yı sıkıştırmaya başladığı bizzat örgüt tarafından 15 Şubat 2010 tarihinde “Eskiye göre hafif ve hızlı hareket eden güçler, ani keşfe ve istihbarata dayalı bir tarzda hızla hareket ediyorlar. Operasyon ne zaman başlıyor ne zaman bitiyor anlamıyoruz” sözleriyle itiraf edilmişti.
Koşaner PKK’nın eylemsizlik kararlarının uygulanmasına ilişkin şöyle konuşuyor: “Biliyorsunuz seçime kadar eylemsizlik diye bir karar aldılar. bu da hakikaten eylemlerini yani kırsal kesimdeki eylemlerini azalttılar. Bu karar tabi kesinlikle bizi bağlamaz. Bizi hiç ilgilendirmez.” Koşaner’in sözleri PKK’nın “Biz eylemsizlik pozisyonundayız ama ordu üstümüze geliyor” yollu açıklamalarını teyit eder nitelikte görünüyor.
EMASYA’nın yerine yeni bir protokol üzerinde çalışıldığı söyleyen Koşaner şöyle konuşuyor: “EMASYA protokolü kalktığı için iller arasındaki harekette biraz sıkıntımız olacak gibi geliyordu. Ama arkadaşlarımız söylediler, valiler gene anlaştı filan diye. Biz bunu yeni bir protokolle yasal baza oturtmaya çalışıyoruz. Onu da hazırlar hazırlamaz size tekrar göndereceğiz. Ona şey yapacaksınız. O konulara sahip olacaksınız ve daha rahat edeceksiniz.”