Avrupa'nın viagrası... Türkiye'nin vitamini...

Avrupa'daki Türkiye yandaşları sıkı sıkıya sarılacakları sloganı buldu: 'Türkiye Avrupa'nın...

Avrupa’daki Türkiye yandaşları sıkı sıkıya sarılacakları sloganı buldu: ‘Türkiye Avrupa’nın viagrası olacak’... Dünyanın da işitmeye alışması icab edecek türden bir slogan bu. Daha önce kullanan olmuş mudur bilmem, ben ilk kez Oxford Üniversitesi‘nden Kalypso Nikolaidis’ten işittim. Nikolaidis, geçen cuma Bahçeşehir Üniversitesi’nin Dr. Fuat Keyman ve Dr. Nora Fisher tarafından yürütülen ‘Küreselleşen Dünyada İstanbul’ projesi kapsamında düzenlediği ‘Avrupa-Türkiye Projesi 2030 İlişkiler Üzerine Düşünceler’ panelindeki çarpıcı konuşmasında kullandı bu sloganı. “Bugün sizinle paylaşacağım bir sırrım var. Avrupa’da bir komplo var şu anda” diyerek önce herkesin iyice kendisine kulak kesilmesini sağladı, ardından lafı gediğine oturttu: “Türkiye’yi içeri almak.. Türkiye Avrupa’nın viagrası olacak!” 
AB’nin 2007 liderler zirvesinde ‘yaşlı kıtanın’ karşılaşacağı tehditlerin tespiti ve çözüm yollarını saptamak üzere görevlendirdiği eski devlet başkanı, sendikacı, işadamı ve akademisyenden oluşan 12 kişilik çalışma grubunun üyesi Nikoloidis. Onları kimileri ‘Akil Adamlar’ (Wise Man) diye ansa da resmi isimleri ‘AB Düşünce Grubu’ (EU Reflection Group). Fransa’nın ‘Türkiye takıntılı’ Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, bu grubun herşeyden önce Avrupa’nın sınırlarını Türkiye’yi dışlayacak şekilde sıkı sıkıya belirlemesini umduysa da pek başarı kaydedemedi. Grubun geçen mayısta yayınladığı, haziranda da AB zirvesine sunduğu raporda, Sarkozy’nin arzusu hilafına AB’nin genişlemeye devam etmesi ve taahhütlerini yerine getirmesi gerektiği salık verilirken, Türkiye izmen zikredilen tek ülke oluvermişti. 

Bir istihdam meselesi ki...
AB Düşünce Grubu’nun raporu özetle ‘yaşlı kıtanın’ başındaki belalar ve onu canlandıracak fikirleri içeriyor. Sorun AB’nin ekonomik ve sosyal modelini sürdürmekte ciddi biçimde zorlanacak olması. Raporda dünyada güç dengelerinin değişmekte olduğu, merkezin Asya’ya kayacağı tespiti yapılırken, nüfusu hızla yaşlanan Avrupa’nın ciddi sosyal ve demografik sorunlara gebe olduğunun vurgulanması boşuna değil. 2050’ye kadar AB işgücünün 68 milyon düşeceği hesaplanıyor. 30 yıl içinde 100 milyon göçmene ihtiyaç var. Ama bu göçmen politikalarıyla bunun nasıl olabileceği meçhul. Kaldı ki göçmen demek bir sürü sorun demek. Bunun en bariz örneklerini Avrupalılar bugün Müslümanların ‘sembolleriyle barışmakta’ zorlanarak gösteriyorlar. İsviçre’deki minare referandumu bir örnek. Şu günlerde de Fransa’da hazırlanan yasa sebebiyetiyle peçe tartışması ısınacak.
Elbette Avrupa’nın derdi salt nüfus azalması ve göçmen meselesi değil. Nitekim raporda yeni teknolojiler geliştirmekte zorlanma, AR-GE üstünlüğünün yitirilmeye başlanması, enerjide bağımlılığın bir türlü kırılamaması da sayıp dökülüyor. 27 üyeli gevşek bir birlik olmanın AB’ye bir başka maliyeti dış politikada ve savunma politikalarında aktif ve etkin bir aktör olamamak. 

Ya viagra kullanmak istemezlerse?
Türkiye ise olanca yapısal sorunlarına karşın Avrupa’nın 6. büyük ekonomisi, dinamizmi ve nüfus potansiyeli güçlü, enerji kaynakları dört bir yanından geçtiğinden öyle ya da böyle transit rotalar ekseninde. Avrupalılar da artık Türkiye’ye salt bir işgücü deposu olarak bakmıyor, pazar potansiyelinin ayırdında. Lakin iş mesele ‘değerler Avrupası’na geldiğinde karışıyor. Avrupa’da ise değerleri ‘demokrasi, insan hakları ve serberst piyasa’ diye saymakla yetinmeyip AB’yi ‘Hıristiyan klübü’ olarak görmez isteyenler hiç de azınlıkta değil. Bunlar için 72 milyonluk nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman bir ülkenin Avrupa’da ürküntü yaratmaması mümkün değil. İşte bu yüzden ‘Ya Avrupa viagra kullanmayı arzulamazsa’ diye sormadan etmemek de lazım. Misal Avrupa vatandaşları ‘İstemez kalsın, biz kendi değerlerimizle bizbize daha iyiyiz. İçeride refahımızı sağlama alalım, huzurumuz olsun kafi’ itirazı getirirse? 

Tevatürleri püskürtmek...
Hattızatında Avrupa’nın bugünden yarına belli bir eğilimi mevzu bahis değil. Küresel ekonomik krizle vurulmuş ‘yaşlı kıta’ adeta ‘can havliyle’ düşünür hale geldi. ‘Euro zone’ gerekli mi değil mi tartışmaları, iki Avrupa’nın belirme olasılığı dahi gündeme taşınıyor. Türkçesi ‘Avrupa bir yerlere evrilirken, bu sürece Türkiye’nin müdahil olması iki tarafın da hayrına. Ucunda tam üyelik olsa da, olmasa da. Zira Türkiye Avrupa’nın viagrasıysa, Avrupa da Türkiye’nin vitamini... AB sürecinin yeniden canlanması, Türkiye’nin dışa açık imajını pekiştirecek, hem eksen kayması tevatürlerini püskürtecek, hem de iç siyasetteki tedirginliği dizginleyecek potansiyeli taşıyor. Yeter ki sürecin içi iyi doldurulabilsin.