Devlerin gölgesindeki Ukrayna

Ukrayna par-lamentosunun 27 Nisan'da milletvekillerinin gırtlak gırtlağa geldiği, havada yumurtalar uçuşurken...

Ukrayna par-lamentosunun 27 Nisan’da milletvekillerinin gırtlak gırtlağa geldiği, havada yumurtalar uçuşurken, duman bombalarıyla manzaranın sise pusa bozduğu olaylı oturumuyla, Batı destekli ‘turuncu devrime’ nokta konuldu. Amerikalı siyaset bilimci ve devlet adamı Zbigniew Brzezinski, ünlü kitabı ‘Büyük Satranç Tahtası’nda, “Ukrayna olmadan Rusya, Avrasya’da imparatorluk olamaz” diye ilan etmişti. 2004’teki ‘Turuncu Devrim’ Rusya’ya set çekmek için Batı’nın önemli bir hamlesiydi. Ukrayna parlamentosundaki trajik manzaralar ise Rusya’nın ‘turuncu devrimle’ bir süreliğine Batı’ya kaptırdığı Ukrayna’yı ‘geri kazanması’ oldu. Yaşananlar elbette Doğu
Avrupa’nın ikinci en büyük ülkesi olan 46 milyon nüfuslu Ukrayna’nın tarihsel trajedisini yansıtıyor. Uygarlıklar arasında sıkışıp kalmış olmanın travmasını...
Ukrayna parlamentosunu karıştıran, geçen şubattaki başkanlık seçiminin galibi ‘Rus yanlısı’ Viktor Yanukoviç’in Rusya’dan doğalgazı yüzde 30 indirimli alma karşılığında Karadeniz’de Rus Donanması’na ev sahipliği
yapan Sivastopol Üssü’nün 2017’de dolan süresini 25 yıllığına uzatan anlaşmanın onaylanmasıydı. Bu anlaşma Rusya’nin jeopolitik oyununda can alıcı ihtiyacını giderirken, küresel ekonomik krizin iflasa sürüklediği
Ukrayna için de ilaç gibi. Bu ilacı Ukrayna’nın bir bölümü için ‘acılaştıransa’ doğu-batı eksenindeki bölünmüşlük manzarasının sebeb-i hikmeti olan Rusya ile sancılı birlikteliğinin tezahürü... 
‘Bölünmüşlük’ Ukrayna’nın Doğu Slav ahalisinin adeta kaderi. Bütünleşme çabalarıyle geçen 19. yüzyılda Ukrayna’nın büyük kısmı Rus imparatorluğuna katılırken, kalanı Avusturya-Macaristan imparatorluğunu seçer.
1. Dünya Savaşı ve 1917 Ekim Devrimi’yle çalkalanan bu coğrafyada, Kara Ordusu’yla
devrimci köylülere öncülük etmiş ünlü anarşist Nestor Mahno’dan anımsayacağımız ‘bağımsızlık’ rüyası filizlense bile ülke iç savaş sürecinde Polonya ile Bolşevikler arasında sıkışır. 1922’de Ukrayna Sovyeti’nin SSCB’ye katılmasıyla 20. yüzyıl sonuna dek sürecek Moskova hâkimiyeti başlar. Bu aynı zamanda Stalin’in emriyle 1930’larda 680 bin aydının öldürülmesi ile köylülüğü dönüştürme amacıyla girişilen sanayileşme politikalarının bedelinin ‘büyük kıtlık’ta 10 milyona yakın insanın canıyla ödendiği bir dönem. (Elbette bugün Ukrayna’daki Rus karşıtları ‘büyük kıtlığı’ ‘soykırım’ (Holodomor) olarak anarken, aynı bedeli bütün Sovyet halklarının ödediğini anımsamamayı tercih ediyor.) Nitekim Ukraynalılar 2. Dünya Savaşı’nda Almanlara karşı kahramanca dirense de ‘bölünmüşlüğün’ tezahürü Nazilere desteğin de eksik olmaması. Velhasıl 1950’lerden sonra ülke SSCB’nin ağır sanayi merkezlerinden biri olurken, çöküşle birlikte 1991’de nihayet gelen bağımsızlıkla Moskova etkisinin kırılması için 2000’leri beklemek gerekiyor. Yani Kiev’i turuncuya boyayan dalgayı...
Batı, Soros’un Açık Toplum Enstitüsü eşliğinde demir attığı Ukrayna’yı, Rusya’nın elinden, 2004 seçiminde sandıktan devlet başkanı olarak çıkan dönemin başbakanı Yanukoviç’in hile yaptığı iddialarıyla kapıverdi. Yüksek Mahkeme’nin iptal ettiği, ama doğru dürüst soruşturma dahi yapılmamasından kuvvetle muhtemel ki, diğer tarafın da kirli çamaşırlarının eksik olmadığı seçim sonucunda, işbaşına ‘Turuncu Devrim’in damardan Rus karşıtı lideri Viktor Yuşçenko ile ‘prensesi’ Yulya Timoşenko geldi. Fakat hatırı sayılır Rus kökenli bulunsa bile nüfusun yüzde 78’i Ukraynalı olan ülkede ikilinin tutturabildiği oran yarı yarıyaydı. Beş yıllık yolsuz ve kötü yönetimlerine, NATO üyeliği için bastırarak Rusya ile biteviye didişmeleri ve Moskova’nın 2006 ve 2009’da doğalgaz vanalarını kapatıp Ukraynalıları ‘soğuktan kırması’ eklenince, miadlarının dolması kaçınılmazlaştı. Nitekim Yuşçenko şubattaki seçimde topu topu yüzde 5 oranında oy alıp ‘sıfırlanırken’, Yanukoviç’in karşısına Timoşenko’nun sürülmesi de işe yaramadı.
Velhasıl Batı, 2004’te hilekâr bellediği Yanukoviç’i bugün ‘turuncu devrim’ liderlerinden evla bulup meşruiyetini teslim etti. Halet-i ruhiyesini her daim bölünmüşlüğün belirlediği, lakin konjonktürün hiçbir zaman bunun fiiliyata dökülmesine elvermediği ülkesinde Yanukoviç’in işi hiç kolay değil. Ukrayna’ya gelecek 10 yıl için 40 milyar dolar tasarruf ettiren anlaşma karşılığında Rusya’ya Sivastopol’u veren Yanukoviç, elbette ABD’nin hâlâ ısrarla arzuladığı gibi NATO üyeliği rotasını tutmayacak. Washington’ın ‘Ukrayna’yı Rusya’dan ayırma ve Moskova’nın Avrupa ile Kafkasya’daki gücünü kırma stratejik objektifine’ uzak duracak. Yanukoviç, daha dün Rusya’nın, ilki Gazprom’uyla Ukrayna’nın Naftogaz’ının ortaklığı, ikincisi ise Beyaz Rusya ve Kazakistan’ın da katılacağı gümrük birliği kurulması önerilerine yeşil ışık yakmıştı.
Ama bugün ilkine olmasa bile ikincisine ‘Ben yokum’ derken; ABD’nin Rusya’yı zinhar dışladığı
Dünya Ticaret Örgütü’ne ülkesinin yeni girdiği gerekçesini göstermesi manidar. Yine de ne
IMF’ye ne de ‘keline sürülecek merhemi olmayan’ AB’ye güvenecek hali yok. Tek çıkarı Rusya ile ilişkileri dengelemek. Putin’in Sivastopol karşılığında Rusya’ya milyarlara mal olan doğalgaz anlaşması için, “Bu para için başbakanınızla birlikte sayın Yanukoviç’i de yiyebilirdim. Dünyadaki hiçbir askeri üs bu kadar para etmez” demesine bakarsak, Ukrayna’nın ‘ederinin’ yüksek olması lehine. Zira Rusya parayı salt Sivastopol için ödemiyor.