Erdoğan İran konusunda ABD'yi ikna etti mi?

WASHINGTON - Başbakan Erdoğan'ı muhabbetle ağırlayan Amerikan başkentinde, kafalarda kalan en derin soru işareti İran meselesindeki tavrı oldu. Malum Erdoğan, "Nükleer silahlı İran istemiyoruz, ama..." diye başlayan...

WASHINGTON - Başbakan Erdoğan’ı muhabbetle ağırlayan Amerikan başkentinde, kafalarda kalan en derin soru işareti İran meselesindeki tavrı oldu. Malum Erdoğan, “Nükleer silahlı İran istemiyoruz, ama...” diye başlayan argümantasyonu Washington’da katıldığı her toplantıda gerek mesajlarıyla gerekse sorulara binaen tekrarladı. Anlaşılan o ki, ABD Başkanı Barack Obama, Türkiye’nin Tahran’ı uluslararası toplumla uzlaşmaya ikna edebileceği her türlü arabuluculuğuna açık bir duruş sergiledi. Gel gör ki, bu durum Türkiye’nin İran meselesine bakışı konusunda Amerikan kamuoyunu ikna ettiği anlamına gelmiyor. Belki de olmalarını beklemek saflıktır.
Erdoğan’ı yolcu ettikten sonra sohbet fırsatı bulduğumuz enerji meseleleriyle yakından alakalı bir Türk, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu’nun (UAEK) İran’la uranyum zenginleştirme pazarlıklarından sonuç çıkmaması halinde ABD’nin öncelikle Rusya ve Çin’i ikna ederek devreye sokumaya çalışacağı sıkı yaptırımlara dair şu enteresan tespitini aktardı: “Dünyada petrol ve doğalgaz boru hatları döşeme konusunda en önde gelen ülkelerden biri hangisidir bilir misiniz? İtalyanlar. Onlar İran’a yeni yaptırımlar devreye sokulacak diye hop oturup hop kalkıyor. Yaptırımlar tümden kalksa da boru hatları döşesek diye bakıyorlar. Ama hiç de seslerini çıkartmıyorlar. Niye çıkartsınlar ki, Erdoğan zaten yeterince konuşuyor.” Ona göre, Erdoğan gereksiz yere İran’a ‘kalkan oluyor’. Washington’dan görünen manzara bu.
İyi güzel hoş da Türkiye’den görünen manzara için ne diyeceğiz? İran meselesinde Erdoğan konuşmayacak da kim konuşacak? İran, Türkiye’nin salt doğusunda 300 küsur kilometre sınırını değil, olanca husumetlere ve rekabete rağmen ortak bir tarihi paylaştığı komşusu. Türkiye’nin önemli doğalgaz tedarikçisi ve ticaret ortağı. Allah muhafaza İsrail İran’ın nükleer tesislerini vurmaya kalkışırsa İtalyanlar en fazla borularını döşeyemez olur biter, lakin ceremesini Türkiye çeker.
İşte bu sebeple Washington’daki son gününde Amerikan başkentindeki ilk Türk düşünce kuruluşu olan SETA’nın panelinde konuşan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Yahudi kökenli ünlü bir Amerikalı gazetecinin çarpıcı bir sorusuyla karşılaşınca gayet çarpıcı bir yanıt verdi. Soru şuydu: “Başbakan Erdoğan, İran meselesinde İsrail’i işaret edip çifte standartlardan söz ediyor. Hangisi Türkiye’yi daha çok tehdit ediyor. Nükleer silahlı bir İran mı, yoksa nükleer silahlı bir İsrail mi.” Davutoğlu’nun yanıtı ise şöyle oldu: “Türkiye’nin bu konuda üç temel prensibi var. Birincisi bütün ulusların nükleer teknoloji elde etme hakkı vardır. İran’ın da, İsrail’in de. Türkiye’nin de. İkincisi bizler açık biçimde nükleer silahlara karşıyız. Bunu salt bir bakan olarak değil, bir akademisyen ve bir insanoğlu olarak da söylüyorum. Nükleer silah kullanımının hiçbir biçimde ahlaken meşrulaştırması mümkün değil. Asıl hedef nükleer silahlardan tamamen arındırılmış bir dünya olmalı. Nükleer bir İran da istemiyoruz, nükleer bir İsrail de. Bizi hangisinin daha kötüsü olduğuna dair bir seçim yapma durumuna sokmamalısınız.”
Elbette bakan sözlerinin daha iyi anlaşılması için 1990’lardaki Çernobil faciasından sonra bugün bile Türkiye’nin kuzeyinde başka yerlerdekinden çok daha fazla kanser vakaları görüldüğüne işaret etti. Türkiye-İran sınırının İsrail’in hassas teknolojik cihazlarının dahi ayırt edemeyebileceği karmaşıklıkta olduğunu da anımsattı. İranlıların yaşama hakkının savunulması gerekliliğini de. Aynı şekilde İran bu silahları İsrail’e karşı kullanmaya kalkışırsa daracık bir toprak parçasıdaki kutsal yerleri de tehlikeye atmış olacağını vurguladı.
Bakanın üçüncü prensip olarak saydığı da elbette soruna diplomasi yoluyla çözümün gerekliliği oldu. Bu noktada da dinleyicilere bugüne kadar İran’a uygulanan yaptırımların hiçbir işe yaramadığını anımsattı Davutoğlu.
Lakin izlenimim o ki ‘dökülen diller’ ‘sağır kulaklara’ çarpıyor. İş İran’ı nükleer programından ötürü köşeye kıstırma siyasetine gelip dayandığında Türkiye’ye karşı kaşlar havaya kalkıyor. Türkiye’nin 1980’lerdeki İran-Irak savaşında bütün dünya Tahran’a yüklenmişken komşusuna ambargo uygulamayıp tarafsız kalmışlığı filan unutuluyor. Türkiye’nin müttefiklik icabı tıpkı bizim coğrafyaya çook uzak memleketler gibi tavır almıyor olmasına mana verilemiyor. O vakit Türkiye’de kimileri soruyor: “BM Güvenlik Konseyi’nde yeni yaptırım kararı çıksa ne yaparız?” Aslında belki de sorulması gereken asıl sorular şunlardır: “Türkiye bölgesinde hızla yükselmesini sağlayan ve dünya çapında takdir toplayan çabalarını heba edecek böylesine bir karara ortak olabilir mi?”