Füzeyle kalkıp radarla oturursak vay halimize!

'Kılıç kalkan' havası estirmeye pek meraklıyız. Lakin ABD'nin sonunda NATO'ya mal etmekte olduğu 'İran hepimizi tehdit etmekte' tezine dayandırılan şu 'füze kalkanı' projesi insanı telaşlandıracak hale geliyor. Rivayet o ki kurulacak füze savunma sisteminin göbeğine Türkiye'yi yerleştirme arzuları var.

Kılıç kalkan’ havası estirmeye pek meraklıyız. Lakin ABD’nin sonunda NATO’ya mal etmekte olduğu ‘İran hepimizi tehdit etmekte’ tezine dayandırılan şu ‘füze kalkanı’ projesi insanı telaşlandıracak hale geliyor. Rivayet o ki kurulacak füze savunma sisteminin göbeğine Türkiye’yi yerleştirme arzuları var. Bu durum ise Türk dış politikasının yönelimi açısından son derece ürkütücü.

Obama ‘yumuşattı’
Soğuk Savaş sonrası kendisine ‘yapacak işler yaratan’, misyonunu dünyaya yayıp Afganistan’a fena halde ‘batmış’ NATO, yeni savunma konsepti çerçevesinde bir güvenlik mimarisi şekillendirmek peşinde. İşte ABD Başkanı Barack Obama bu mimarinin çerçevesine, selefi W. Bush’un saldırgan üslubu yüzünden Avrupalı müttefiklerin yüz çevirdiği ‘füze kalkanı’ planlarını yerleştirmeyi pek güzel başardı. Yumuşatarak elbette... Obama ‘aşamalı uyarlanabilir yaklaşım’ ile (Phased Adaptive Approach) 2020’ye dek kıtalararası balistik füze tehdidine karşılık verecek bir sistem kurgusu getirdi. Ve en mühimi işin içine NATO’yu da kattı.
Bush yönetimi ‘İran’ı hedef alıyorum’ sayıklamasına karşın karambolde Rusya’yı da menzile soktuğundan ‘füze kalkanı’ planları Moskova’ya toslamıştı. (Bkz. 2008’deki Münih konferansında Vladimir Putin’in Rus füzelerini Avrupa başkentlerine çevirme tehdidi.) Obama ise Rusya’yla ‘reset’ (yeniden başlangıç) düğmesine bastı, Bush’un Rusya’nın burnunun dibine (Çekya ve Polonya) kalkan yerleştirme planlarından ‘vazgeçti’. Dolayısıyla kalkana temel itirazları Rusya’yı tedirgin etmemek olan Avrupalıların gönlünü kazandı. Misal NATO’nun askeri kanadı için hep sorun teşkil etmiş Fransızlar, bırakın itirazı, kalkana mali destek dahi vaat etti. Almanya’nın da itirazı yok. İki ülkenin tek arzusu sürece Rusya’nın da ‘katılması’. Bu hafta Almanya ve Fransa liderleri Angela Merkel ile Nicolas Sarkozy’nin Rusya lideri Medvedev’i ağırlayacağı güvenlik zirvesini izlemekte fayda var.
Durum bizim için daha sorunlu. Türkiye’nin henüz hiçbir şeyi kabul etmediği ve her türlü planı etkileme potansiyeli olduğunu not düşelim. Lakin Amerikalılar alenen sistemin Türkiye topraklarına kurulmasını istiyor, özellikle radar kısmının. Sistem şu haliyle Türkiye’nin tümünü korumaktan ziyade Avrupa’yı koruma amaçlı. Diğer yandan hava savunma sistemlerine dair zafiyetleri bilinen Türkiye için mali açıdan cazip. Zira pahalı füzeler almak gerekmeyecek.

Asıl dert başka
Ama asıl dert başka. ABD Dışişleri Sözcüsü Philip Crowley, açıkça “ABD’nin ‘Aşamalı Uyarlanabilir Yaklaşım’ modelinin temelinde, İran’dan yükselen füze tehditlerine karşı koyulması amacı yatıyor. Avrupalı müttefiklerimizin de İran füzelerinin Avrupa’ya yönelttiği açık tehdidin farkında olduğunu düşünüyorum” dedi. Pentagon yetkilisi Jim Townsend geçen hafta açıkça “Balistik füze tehditlerinin nereden gelebileceğine baktığımızda, bize göre Türkiye çok fazla ön cephelerde. Coğrafi açıdan, Türkiye, füze savunma sisteminin bazı bölümlerine ev sahipliği yapmada iyi bir yer” buyurdu!
Durup bir düşünelim: ‘21. yüzyılda bölgesinde ağırlığı artan Türkiye’ saptamasıyla ‘komşularla sıfır sorun’ vizyonu geliştirmişsiniz. Etrafınızda barış ve istikrar havzası yaratarak siyasi, ekonomik ve kültürel etkileşim içinde nüfusunuz ve ekonomik potansiyelinizle bir güç olmak istiyorsunuz. Komşu ülkelerle vize duvarlarını yerle yeksan etmekteyken, o da ne (!) gökkubbenizde bir ‘füze kalkanı ağı’ germeniz istenmekte!
‘Canım bunlar saldırı silahı değil, savunma silahları’ deseniz neye yarar. ‘Kime karşı’ diye sorarlar. İran elbette Türkiye’nin en sıkı dostu değildir, tarihi rekabet ve bir sürü meselede güvensizlik vardır. Ama yüzyıllardır şuna güvenilir: ‘Bu iki millet birbirine tetik çekmez’. Şimdi eğer bir blok adına kendinizi başka birilerine karşı ‘savunma’ pozisyonunda görüyorsanız, karşınızdakini de ‘tehdit’ sayıyorsunuz demektir. Peki Türkiye bunu ‘açılım’ yaptığı komşularına da kendi ahalisine de izah edebilir mi? Edemez elbette. Olsa olsa, esasen psikolojik bir kavramlaştırma olan ‘sıfır sorun politikasını’ birebir anlamıyla algılayarak yerden yere vuran ve ‘Zaten tekin bir coğrafyada yaşamıyoruz, herkes kötü, bu füzeler de kalkanlar da bize lazım. Hem Batılı müttefikleri küstürmemek lazım’ diyenler zil takıp oynamaya başlarlar!
Bu açıdan Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ‘Türkiye’nin Soğuk Savaş’taki gibi cephe ülkesi olmayacağı’ vurgusu eşliğinde ‘hiçbir komşudan tehdit algılaması içinde olmadıklarını’ söylemesi mühim.Ama aynı zamanda bu sözler kasımdaki NATO zirvesinin Türkiye için çetin geçeceğine işaret...

Radar haber salıyor, füze vuruyor
ABD’nin fikir babası olduğu ‘füze savunma kalkanı’, düşman füzelerini tespit edecek radar sistemi ile bunları yok edecek ‘önleyici’ füzelerden oluşuyor. Sistem gereği bazı ülkelere radar sistemleri, bazılarına da ‘önleyici füzeler’ yerleştirilmesi gerekiyor. Radar olası düşman füzeyi yolda tespit edip haber salıyor, önleyici füzeler derhal yok ediyor. Yani sistem ayrılmaz bir bütün. Dolayısıyla ‘radar’a evsahipliği yapmakla ‘önleyici füzelere’ yapmak arasındaki fark nedir, orası meçhul. NATO siyasi kararı 19-20 Kasım’da ittifakın Lizbon zirvesinde verecek. Proje onaylanırsa gelecek yıl devreye sokulacak. Sistem Avrupa’yı İran’dan koruma üzerine bina ediliyor. Maliyetin çoğunu ABD karşılayacakken, diğer NATO ülkeleri için sisteme bağlama maliyeti 10 yılda 200 milyon dolar olarak hesaplanıyor.