İran'da bağırmayanların çığlığını işitene dek...

İran'ı nükleer programı yüzünden havuç-sopa taktiğiyle köşeye sıkıştırmaya çalışırken, asıl dertleri Tahran'da farklı bir rejim görmek olanların da, İranlıların ahvaline dair samimi kaygılar taşıyanların da dikkati bu ülkedeki toplumsal mücadelelerde.

İran’ı nükleer programı yüzünden havuç-sopa taktiğiyle köşeye sıkıştırmaya çalışırken, asıl dertleri Tahran’da farklı bir rejim görmek olanların da, İranlıların ahvaline dair samimi kaygılar taşıyanların da dikkati bu ülkedeki toplumsal mücadelelerde. 2009’u derin sarsıntılarla geçiren İran’ı 2010’da çok daha zorlu bir sürecin beklediği aşikâr. 12 Haziran’da aşırı muhafazakâr Mahmud Ahmedinecad’a ikinci dönemin yolunu açan şaibeli cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası kanla bastırılan muhalifler’in, yılmayıp yine sokağa dökülürken bu kez açıkça rejimi ‘diktatörlük’ diye nitelemeleri, İslam Devrimi’nden 30 yıl sonra kurumsal yapıdaki sıkışmışlığının göstergesi. Gel gör ki, toplumsal mücadelelerdeki olmazsa olmaz denklemi unutmamalı: Bağırmayanların çığlıklarını işitinceye dek büyük dönüşümler hasıl olmaz.
Reformcuları yılın son ayında sokağa sevk eden Şii hiyerarşisinin en yetkin din alimi Büyük Ayetullah Montazeri’nin 87 yaşında Kum’da ölmesi oldu. Rejim, Humeyni’nin bir zamanlar ‘Hayatımın mahsulü’ dediği, ama sonra devrimin en baştan evlatlarını yiyerek hedeflerinden saptığını açıkça söylediği için iftiraya uğramış Montazeri’ye en ufak saygıyı dahi esirgedi. Onu ekarte ederek ‘Ayetullahlığı’ ne denli hızlı kazandığını unutmuş dini lider Ali Hamaney, bir zamanlar öğrencisi olduğu Montezari’nin ardından ‘çok sıkıntı çekmesinin sebebi yaşadıklarını hak etmesi’ mealinden bir beyanda bulundu. Resmi yayın organı IRNA utanmadan ölümü şöyle duyurdu: “Hüseyin Ali Montazeri öldü. Kendisi seçim sonrası olaylarda göstericilerin sembolü olarak hareket etmiş ve temelsiz beyanları devrim karşıtı medya tarafından memnuniyetle karşılanmıştı.”
Montazeri, İran anayasasına konulmasına katkıda bulunduğu velayet-i fakih kavramının sonucunu öngörememesinin ızdırabını çok çekmiş olmalı. Ona göre bu bir ‘danışmanlık mekanizmasıydı’, halkı demokratik yöntemlerle seçilmiş yöneticiler idare etmeliydi. İnsan unsuru mevzu bahis olunca evdeki hesap çarşıya uymuyor işte! Montazeri’nin geçen yaz sandığa hile karıştırıldığı için oylarını geri isteyen İranlıların hissiyatına tercüman olması kaldı geriye: “Güce, baskıya, insanların oylarını değiştirmeye; öldürmeye, kapatmaya, tutuklamaya başvurmak; Stalinist ve Ortaçağ’a ait işkenceler uygulamak; gazeteleri sansür etmek, kitle iletişim araçlarına engellemeler koymak; toplumun aydınlarını yanlış gerekçelerle hapsetmek ve sahte itiraflara zorlamak gayrımeşrudur.”
Şimdi Montazeri’nin ruhani liderliğinin yokluğunda, İslam Devrimi’nin yeşilini bayrak yapıp kendilerini ‘Yeşil Hareket’ diye anan reform cephesine Mir Hüseyin Musavi, Mehdi Kerrubi ve Muhammed Hatemi liderlik etmeye çalışıyor. Üç liderin de sistem içindeki rollerini akılda tutarak, Yeşil Hareket’in itirazlarını şöyle özetlemek mümkün: ‘Rejimin; cumhuriyet karakterinin altının oyulup topyekûn teokrasiye evrilmesi, sivil hak ve özgürlüklerin kısıtlanması, ‘dış tehdit’ bahanesiyle militarist karakterin öne çıkmaı, ekonominin ‘liberalleşme’ ayağına rejimin temel dayanağı haline gelen Devrim Muhafızları ve Besiçlere peşkeş çekilmesi’.
Lakin Yeşil Hareket hâlâ çok zayıf. Geçen hafta yeğeni sokak ortasında infaz edilen Musavi’nin, “Gerekirse ölürüz” dedikten sonra Humeyni’nin Şah’a “Bizi öldürün, o zaman daha güçleniriz” çıkışını anımsatması manidar. Yani ellerindeki tek güç rejimin gemi azıya alması. Ülke çapında muhalefet örgütlenmesi yokken, ulaşım, iletişim dahil kilit sektörlerden grev gibi rejimi zorlayacak haberler de gelmiyor. 
Hamaney’in muhafazakâr ulema ve Devrim Muhafızları’dan muhalif liderlerin tutuklanması baskısıyla karşılaştığı muhakkak. Lakin bunun işleri çığrından çıkarabileceğini de hesaplıyordur dini lider. Manzara öyle bulanık ki, Devrim Muhafızları ile Besiçlerin şubatta devrimin yıldönümünde darbeye kalkışacağını dahi iddia edenler çıkıyor. Onlar zaten Hamaney/Ahmedinecad yönetimi sayesinde iktidardayken, kim kime darbe yapacak!
Gelişmelere dair fikir beyan edebilmek için Kum’daki ulema arasındaki dengelere bakmak lazım. Özellikle Devrim Muhafızları ve Besiçler üzerinde etkisi muazzam olan açık teokrasi savunucusu ve Ahmedinecad’ın ideoloğu Misbah Yezdi’ye. Eski hocası Montazeri’nin sözlerini dikkate almayan Hamaney, muhakkak Yezdi’nin dini liderlikte gözü olduğunu biliyordur. Sokaklarda açık hedef haline gelmeye başladığından, rejim içinde uzlaşmayı sağlayamazsa iplerin elinden kayıp gidebileceğini de öyle...
İran’ın uzun bir karmaşa dönemine girdiği açık. Nükleer program bahane edilerek ortaya atılacak faydasız yaptırımlar da, dış müdahaleler de İranlıları birleştirmekten öte işe yarayabilir mi? Bu karmaşada reform cephesinin en az ihtiyacı, Batı’nın rejimin ekmeğine yağ sürmesi. Tabii bu durumda öncelikle Murdoch’un London Times gazetesinde geçen ay ortaya attığı türden had safhada ‘atmasyon’ kokan nükleer silah haberlerinin kaynağı olan İsrail’i ‘sakin durmaya’ ikna etmek...