İsrail'in aklını başına devşirtmek...

'Özür dilemek', bir kimsenin yaptığından duyduğu pişmanlığın ifadesidir. Özünde samimiyet değil, mecburiyet olunca özünde manasızlaşır.

‘Özür dilemek’, bir kimsenin yaptığından duyduğu pişmanlığın ifadesidir. Özünde samimiyet değil, mecburiyet olunca özünde manasızlaşır. Türkiye’nin Davos sürecinden beri İsrail politikalarını istikrarlı biçimde eleştirmesi karşısında, intikamını Türk büyükelçisi Oğuz Çelikkol’u ‘alçak sandalyeye’ oturtarak almaya kalkan İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, Türk devleti ve halkından ‘el mahkum’ özür diledi. Resmi metinde ‘özür’ kelimesi yer alsa da, hiç de ‘gönülden’ olmadığının anlaşılması için Ayalon’un bir gün sonra (cumartesi) “Başka eleştiriler olursa, Türk elçisini sınırdışı ederiz” tehdidi savurmasına gerek yoktu. Lakin bu bile oldu.
Doğrusu ortaya çıkan tablo, İsrail halkı için pek elim. Çok değil bir yıl önce Gazze’yi yerle yeksan eden ‘Dökme Kurşun’ operasyonu esnasında, henüz Barack Obama Beyaz Saray’a yerleşmemişken, selefi George W. Bush’u “Bana Bush’u bağlayın’ diye arayarak dünyanın süper gücünün başkanına bir telefonla BM Güvenlik Konseyi’nin ateşkes çağrısında çekimser oy kullandırtmaya muktedir bir başbakanları vardı (Ehud Olmert). Bakın şimdi liderlerinin ‘el mahkum’ özür diler halde görüyorlar. Ne için? Bölgede Türkiye’yi kaybetme riskinden. En nihayetinde bu tür siyasiler bir gün gelir koltuktan olur lakin hatalarının bedelini halkları öder.
Türkiye’ye gelince... Ayalon’un hiç bir zeka pırıltısı taşımayan çocuksu eylemini bireysel çerçevede alenen ‘küçümsedi’ Ankara; ama devletler arası düzeyde burnundan da kıl aldırmadı, Türkiye’nin ağırlığına halel getirilmedi. Ayalon’un adeta onurunu ayaklar altına alacak şekilde resmen özür dilemesi sağlandı.
Öte yandan bu resmi özürden ‘aşırı haz duyma’ tezahürlerindeki hastalıklı ruh halini de görmeliyiz. Geçen hafta sağduyusuna çok güvendiğim, dininde imanında bir dostumdan işittiklerim karşısında doğrusu şaşa kaldım. “İsrailliler bir gün kutsal topraklardan sürüldüğünde yine Türkiye’ye sığınacaklar” deyiverdi! Ne yani, amaç ‘üzümü yemek değil, bağcıyı dövmek mi?’ Araplarla Yahudilerin barış içinde yanyana yaşayacakları bir çözüm yerine, illa birisine rövanşist bir sürgün reva görülecek. Peki bu tuhaf vizyonun İsrail’in 40 yıldır yaptıklarından farkı ne?
İsrail politikalarını, acımasız işgali sonuna kadar eleştirmeli. Ayalon’un da mensubu olduğu aşırı milliyetçi ‘Evimiz İsrail’ partisinin lideri olan Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ın Filistinlilere ‘böcek’ gibi sıfatlar yakıştırmasını, tepelerinde nükleer bomba patlatma emellerini gizlemeyen ırkçılığını kabul etmek ne mümkün! Fakat bu zihniyete cevap ‘Yahudilerin sürülmesini arzulamak’ mı olmalı? O vakit Lieberman’lardan ne farkımız kalır?
Kanaatim o ki, giderek bölgenin bir numaralı gücü haline gelen Türkiye’nin İsrail’in Filistinlilere reva gördüğü, tüm Ortadoğu’yu sürekli savaşın gölgesinde yaşatan büyük istikrarsızlık kaynağı politikilarını eleştirirken, yeni bir aşamaya geçmesinin vaktidir. Sürekli aynı eleştirileri aynı üslupla tekrar ederseniz muhatabınız bir süre sonra hiç kulak asmaz olur. O vakit yeni şeyler söylemek icab eder. Şu sıralar moda tabirle dile getirirsek, Türkiye’nin belki de ‘İsrail açılımı’ yapması gerekiyordur.
Nihayetinde İsrail’in işi artık daha zor. Öncelikle kurdukları ‘güvenlik devletinin’ bir gün varoluşuı temin edemeyeceği ihtimalini ciddiye almaları lazım. Kutsal toprakları Filistinlilerle paylaşmak zorunda olduklarını idrak etmek durumundalar. 40 yıldır kanırta kanırta Filistinlileri sürmeye çalışıyorlar, lakin başarıları tartışmalı. Filistin halkı hala orada, inatla direniyor. Yerleşimler yoluyla kutsal topraklara yayılma siyasetleri bugün bile işe yarar görünmüyor. Peki ya 10 yıl, 20 yıl sonra? Misal, bugün hiç düşünülmeyen olur da, ABD güçten filan düşerse?
Haftasonunda Haaretz’de okudum. Atandığında ‘Yahudi lobisinin adamı’ başlıkları atılan, İsrail ordusunda görev de yapmış Obama’nın sağkolu Beyaz Saray Genel Sekreteri Rahm Emanuel, iki hafta önce İsrail’in Los Angeles konsolosu Jacob Dayan’a “İsraillilerden ve Filistinlilerden bıktık usandık” resti çekmiş: “Barış sürecinde ilerleme yoksa, Obama yönetimi bu çatışmayla iştigal seviyesini azaltacak. Zira uğraşacak çok şeyimiz var!” Beyaz Saray bu sözleri yalanlasa da Dayan, Emanuel’in rahatsızlığını dile getirdiğini doğruladı. İşin içinde manipülasyon filan yoksa, ABD’nin pozisyonu açısından enteresan.
Kıssadan hisse. İçinde yaşadıkları İslam coğrafyasıyla biteviye kavga, Yahudi halkının çıkarına mı? Lieberman ve Ayalon gibilerinin, veya Türkiye’ye ‘Ya İsrail ve Batı’yı seçeceksiniz, yahut da İslam alemini’ türünden tuhaf mesajlar yollayan Tzippi Livni gibi ‘ılımlı’ addedilen İsrailli liderlerin anlamadığı, AK Parti iktidarının İsrail için karşılıklı tavizler açısından eşsiz fırsatlar yarattığı. İsrailli liderler, elbette tam arzuladıkları gibi olmasa dahi varlıklarını ilelebet baki kılacak çözüme ulaşmak için Türkiye’nin bölgesine dair vizyonunu iyi analiz etmeli...