Nükleer diplomasi deyip geçmeyin!

Nükleer diplomasi etrafında yaşananlar hakikaten nefes kesici. Türkiye ile Brezilya'nın İran'la...

Nükleer diplomasi etrafında yaşananlar hakikaten nefes kesici. Türkiye ile Brezilya’nın İran’la 17 Mayıs’ta kotardığı nükleer takas anlaşmasına burun kıvırmakla iştigal eden yerli yabancı ahaliyi şoke etmeye yetecek denli hem de! Sadece geçen hafta yaşanan üç kilit gelişme, dünyanın artık ‘bildiğimiz dünya’ olmaktan çıkmaya başladığının ıspatı...

İsrail’in ‘uzun koridoru’
1 - “Nükleer silahım olsa da kötüye kullanmam.
Ben sorumlu bir gücüm. İran’a ise güven olmaz” diyen İsrail’in, Ortadoğu’nun yasadışı biçimde tek nükleer silahlı gücü olduğu ve hattızatında bu silahlarını eli kanlı ırkçı rejimlere satmaya kalkışmaktan çekinmeyecek denli pervasızlaşabileceği belgeleriyle ortaya serildi!
İsrail’in 1960’ların sonunda başlayan ve mimarı bugünkü Cumhurbaşkanı Şimon Peres olan nükleer silah programı ayağa düştü. İsrail, 1969’da ABD’deki Nixon yönetimiyle kararlaştırılan ‘belirsizlik siyaseti’ sayesinde, 1970 tarihli Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması’ndan (NPT) azade tutulup, nükleer programını uluslararası denetime açmadan serbestçe silah geliştirebilir olmuştu! Washington’ın İsrail açıklamadıkça pasif kabulüne dayanan ‘Uzun Koridor’ doktrini uyarınca İsrail; ‘resmen savaşta olduğu tüm ülkelerle barıştıktan’ ve ‘komşularının kitle imha silahlarını çöpe
attığından emin olduktan’ sonra nükleer silahlarından ‘vazgeçmeyi değerlendirme’ sözü vermişti. Dikkat edin ‘vazgeçmeyi değerlendirecek’! Bu anlaşmayı 2007’de Nixon Kütüphanesi’nin açıkladığı dönemin Ulusal Güvenlik Danışmanı Henry Kissinger’ın kişisel notu teyit ediyor.
Tabii biz faniler İsrail’in atom silahlarından 1986’da Dimona tesisinde görevli teknisyen Mordehay Vanunu’nun Sunday Times’a ifşaatlarından haberdar olduk. Kendisi bu yüzden 18 yıl hapis yattığı yetmemiş gibi hâlâ ikide birde içeri tıkılmakta! İsrail’i ele veren son olay eski Başbakan Ehud Olmert’in 2006’da bir söyleşisinde nükleer silahlı ülkeler listesini sayarken dilinin sürçüp ‘Amerika, Fransa, İsrail ve Rusya..’ demesi.
Velhasıl kimse 200’den fazla nükleer savaş başlığı olan İsrail’den hesap soramazken, geçen hafta ailesi Güney Afrika’dan ABD’ye göç etmiş Yahudi kökenli akademisyen Sasha Polakow-Suransky’nin ‘Anılmayan İttifak: İsrail’in Apartheid Güney Afrikasıyla Gizli İttifakı’ başlıklı kitabı zuhur ediverdi. Guardian gazetesi Foreign Affairs editörü de olan Polakow-Suransky’nin bugünkü Güney Afrika hükümetinin izniyle edindiği 7 binden fazla gizli belgeyi içeren kitabını haberleştiriverdi! Meğer Peres, 1975’te savunma bakanıyken ırkçı Apartheid rejiminin hüküm sürdüğü Güney Afrika’daki muadili Botha ile gizli görüşmelerle nükleer savaş başlığı satmaya kalkışmış da adamların parası yetmemiş! 

Devran dönüyor
2 - BM’de bir aydır süren NPT gözden geçirme konferansında 189 ülkenin benimsediği nihai bildiride, ilk kez İsrail parmakla gösterildi. Ortadoğu’nun nükleer silahlardan arındırılmış bölge ilan edilmesini öngören bildiri 2012’de bölgesel konferans düzenlenmesi çağrısı eşliğinde kabul edilirken, İsrail’in NPT’yi imzalayıp nükleer tesislerini denetime açması istendi. Üstelik NPT imzacısı olarak sivil programı için yüzde 20 oranında uranyum zenginleştirmeye zaten hakkı olan İran ‘ihlalci’ diye anılmadı.
ABD yönetimi bozuk atsa bile bildiriye onay verdi. Obama, ABD’deki nükleer zirvede de silahsızlanma çağrısı yaparken İsrail’i katmak durumunda kalmıştı. İsrail’in nükleer programını kurmasına Britanya ile Fransa’nın yardımları olduğu biliniyor. Lakin bunca yıl nükleer teknolojisini nasıl ilerletti, silah üretecek nükleer materyali kim sağladı? Bunlar mühim sorular. Zira nükleer güçler İsrail’e yardım etmişse ‘NPT ihlalcisi’ konumuna düşer. NPT nükleer silahlı güçlere bu silahların yayılmasını önleme yükümlülüğü veriyor. 

ABD nasıl ‘tufaya düştü’?
3 - ABD, Türkiye ile Brezilya’ya takas anlaşması için bozuk atmaya kalkışmışken, aslında anlaşmayı nasılsa İran kabul etmez hesabıyla bizzat Barack Obama’nın sahiplendiği ortaya çıkıverdi!
Takas anlaşması İran’ın bir hafta içinde UAEK’ya bildirimde bulunup, bir ay içinde 1200 kilo düşük düzeyde zenginleştirdiği uranyumu Türkiye’ye emanet etmesini, bir yıl içinde Tahran’daki tıbbi araştırma reaktöründe kullanılmak üzere Batı’dan nükleer yakıt çubukları almasını içeriyor. İran elindeki uranyumun çoğunu ülke dışına çıkarmaya yanaştığından derdinin silah yapmak olmadığını da ispatlayacak şekilde güven yaratıyor. Gel gör ki, ABD, bunu kafi bulmayıp, geçen yıl vazgeçmiş göründüğü İran’ın yüzde 20 oranında uranyum zenginleştirmeyi durdurması şartına geri döndü ve aniden BM’ye yaptırım tasarısı sunuverdi! Birileri bundan pek memnun kalıp Türkiye ve Brezilya’yı ‘bak işte yüzlerine gözlerine bulaştırdılar’ diyerek ‘aşağılamaya’ kalkıştı! Brezilya Cumhurbaşkanı Lula da Silva da Obama’nın anlaşmadan daha birkaç hafta önce kendisine yazdığı ve benzeri Başbakan Tayyip Erdoğan’da bulunan mektubunu ifşa ediverdi! Meğer Türkiye ile Brezilya’nın sağladığı anlaşma tam da Obama’nın istediğiymiş! ABD yönetimi şimdi lafı eveleyip geveliyor ama mektup açık. 

Yapacaklarına binaen verilen Nobel...
Rusya ve Çin, derin küresel hesapları için İran’a yaptırım tasarısına yeşil ışık yakmış görünseler dahi bunu ABD’nin arzuladığı ‘felç edicilikten’ çıkarıp İran’daki ticari çıkarlarına halel getirmez hale soktu. Geçen hafta Çin ve Rusya’nın yanı sıra pek çok ülke ve uluslararası örgütten de takas anlaşmasına destek beyanatları geldi.
Kıssadan hisse; İran’ı köşeye sıkıştırması için Obama’nın ensesinde boza pişiren neoconların işi kolay değil. Yaptıklarından ötürü değil ‘yapacaklarına’ binaen Nobel Barış Ödülü almış Obama, hakikaten ‘kovboy diplomasisinden’ vazgeçecekse; İsrail’e dokunmadan yapamaz, Türkiye ve Brezilya gibi ülkelerin ilkesel çıkışlarını görmezden gelemez. Obama ancak İsrail’i din ve ırk temelli bir devlet kalarak zeitgeist’e (zamanın ruhu) direnmekten vazgeçirip, kutsal topraklarda dipdibe yaşamak zorunda oldukları Filistinlilerle eşit vatandaşlık temelinde hakikaten demokratik bir ülkede birlikte yaşamaya ikna edebilirse, başarı kaydedebilir. 21. yüzyılda Araplar böylesi bir İsrail’le barışmaya dünden hazırken, Türkiye de bunun en büyük destekçisi olacaktır. İran’ın elinden en önemli kozu alacak ve Ortadoğu’yu nükleer silahlardan arındıracak yol buradan geçiyor...