Peki Obama'nın ekseni nerelere kayıyor?

Dış politikada zor zamanlar yaşayanın salt Türkiye olduğunu zannedenlere...

Dış politikada zor zamanlar yaşayanın salt Türkiye olduğunu zannedenlere anımsatmakta fayda var. En az Türkiye kadar zorlanan biri var ki, o da ABD Başkanı Barack Obama’dan başkası değil! İktidara gelişi dünyada bin bir umudun yeşertilmesine vesile edilen Obama, iç siyasetteki belalar bir yana dış siyasette Amerikan emperyal gücünü baki kılmaya çalışırken, Ortadoğu vizyonu yüzünden 1.5 yılını İsrail’in ‘kırmızı çizgilerine’ basmamaya çalışarak geçirdi. ABD’nin İsrail’e Amerikan ulusal çıkarları pahasına kayıtsız şartsız desteğini ‘doğa kanunu’ sayanlara diyeceğim yok. Ama Obama kendisini seçen Amerikan halkına vermesi gereken hesapları dert ediniyor olsa gerek! Adamcağız, Bush yönetiminin ‘Ya bizimlesin ya değil’ şiarıyla başvurduğu kovboy yöntemlerini tersine çevirip en azından ‘uluslararası hukuk, müttefiklerle ortak hareket etme, barış ve diplomasi’ kelimelerini Amerika’nın lugatına yeniden sokmuşken, İsrail yüzünden ne hallere düşüverdi!

Irak’ta İran’la bilek güreşi
Topu topu bir yıl önce Kuran’dan ayetlerle süslenen şu meşhur Kahire konuşmasında İslam alemine neler vaad etmişti! Oysa Pew’ün geçen hafta açıklanan son anketinde Obama’ya itimadın düştüğü, Türkiye, Mısır ve Pakistan gibi ülkelerde yüzde 17’ye indiği, hatta ahalinin ABD askeri tehdidinden ürker olduğu saptaması herhalde kendisine iletilmiştir. Pew’a bakılırsa bunun sebeb-i hikmeti, Filistin-İsrail sorununu çözmekteki yetersizlikle Kahire hitabının beklentilerini karşılayamamasında. Obama, İslam coğrafyasındaki tüm cephelerde zorlanıyor.
ABD Başkanı, seçilmesinde etkili olan Irak’tan büyük ölçüde çekilme vaadini tutabilmek için kriz yönetimiyle idare ediyor. Nisanda binbir güçlükle yapılan seçimler sonrası üç aydır hükümet kurulamıyor. Bunun arka planında Bush yönetiminin açtığı pandoranın kutusundan Şiilerin çıkmasından ötürü, Irak’ta İran’la girişilen bilek güreşi yatıyor. Dolayısıyla nereden nasıl çıkılacak? 

Afganistan’da akıbeti meçhul savaş
Afganistan’da siyasi, askeri ve ekonomik cephelerde Amerikan üstünlüğü için nafile mücadele verilmekte. Amerikan askeri makinesi akıbeti meçhul bir savaşın içinde Afganları onarılmaz ölçüde perişan edecek şekilde debelenip dururken, savaşın taşındığı Pakistan içinden çıkılamaz hale gelmekte. ‘Aman canım, böylesi ABD’nin işini geliyordur’ deyip geçen çıkabilir. Lakin icabında Amerika’nın da bir savaş kapasitesi var! İşte VietnamÖ 

Türkiye’yle papaz olmak
ABD lideri, rahmetli Edward Said’in eski bir dostu olarak Filistin-İsrail anlaşmazlığının Ortadoğu’daki, hatta İslam toplumlarını radikalleştirdiği ölçüde dünyadaki ‘bütün sorunların anası’ olduğunu kavramakta zorlanmasa gerek. Bu sebepten bu sorunu öncelikli meselesi kılmışken, nereden nereye savruldu! Atmaya kalkıştığı her adım İsrail’e dolandı, İsrail göstermelik olarak dahi Obama’ya hareket alanı bırakmadı; İsrail’in aslında hiç istemediği iki devletli çözüm, Filistinlilere üzerinde yaşayabilecekleri bir toprak parçası kalabilmesi için Yahudi yerleşimlerin dizginlenmesi, ‘nükleer silahlardan arındırılmış’ OrtadoğuÖ şimdi de İsrail yüzünden dünya çapında Amerikan çıkarları için aslında kilit konumda olan Türkiye’yle papaz oluyor! 

Patreaus’un çıkışı ve geri adımı
Uluslararası sularda NATO’daki müttefikinin vatandaşları katlediliyor ve ABD Başkanı çizmeye çalıştığı imajın tersine uluslararası hukuk ihlaline gözyumar pozisyona düşüveriyor! İran konusunda ilan ettiği angajman politikasını ancak ‘havuç sopa’ taktiğiyle yürütülebilmesine şaşmamalı! Bu politikanın tezahürü olarak Türkiye, dünyanın yükselen gücü Brezilya’yla elbirliği edip nükleer gerilimde diplomatik çözüm çabasına girişiyor, Obama kendi önerisini olumsuzlar hale geliyor. Aşağı tükürse sakal, yukarı tükürse bıyık! Tahran anlaşması tam da Obama’nın gönlünden geçenken, İsrail’i dizginlemek için alelacele BM’den yeni yaptırım paketi çıkartmak durumunda kaldı. Aslında İran’la hazır olmadığı bir çatışmaya bir adım daha itilmiş oldu. Gören gözler için pekala açığa düştü!
Hepsinin müsebbibi Filistinlilere mezalimiyle artık uluslararası planda iyice afişe olmakta beis görmeyen İsrail. CENTCOM’un başı Generel Petraeus’un ‘İsrail’e koşulsuz destek yüzünden Amerikan çıkarlarının tehdit altında olduğu’ saptaması yapmasını, sonra da Amerika’daki Yahudi lobisine toslayıp geri adım atmasını hafife almamalı. 
Obama’nın giderek İsrail’e daha fazla ‘rehin düştüğü’ ortada. Bu da ‘Türkiye’nin neocon’lara’ rehin düşme riskini artırıyor. Ama diğer yandan bu ‘rehinelik’ haline karşı manevra alanları varken, Türkiye Obama’nın öylece buruşturup atabileceği bir ülke değil. Yukarıda saydığım tüm sorun alanlarında beğenelim beğenmeyelim oynayacağı önemli roller ve kozları olduğunu da unutmamak lazım.

Bedellerden ürkmemek elde değil
Türkiye, Bush döneminde ABD’nin bölgeyi biçimlendirmekteki başarısızlığı sayesinde; Obama döneminde ise vizyon çakışmasını da iyi değerlendirerek kaçınılmaz olarak öne çıktı. Ve ortaya koyduğu vizyon gereği kendisine çeki düzen verirken, yakın ve uzak çevresinde karşılıklı ekonomik bağımlılıklarla iyi komşuluk ilişkileri yaratarak, barış ve istikrara dayalı bir düzeni zorladıkça İsrail’e toslaması kaçınılmazdı. Ulusların dünya sahnesine dikkate değer bir güç olarak çıkması içte/dışta statükoyu zorlayabildikleri ölçüde mümkün oluyor. Bu da maalesef bedelsiz değil, hiçbir ülke için bedelsiz olmamıştır. İç siyasetteki yapısal sorunlar; kamplaşmanın derinleşmesi, ekonomide genel tablo iyi görünse bile sıradan vatandaşın bunu hissedememesi ve en mühimi Kürt sorununa siyasi çözüm üretememe sonucunda PKK’yla açık savaş psikolojisine dönüş eklenince, ödenecek bedellerden ürkmemek elde değil.
Mesele şu ki, Türkiye Yeni Zelanda değil. Bırakın risk almayı, böylesi bir coğrafyada durmak bile bedel ödemeye kafi. Durduk yere bedel ödemek yerine risk alıp bedel ödemek, ehveni şer değil mi? İsrail’in, İran’ın, ABD’nin her gün risk aldığı bir coğrafyada, maalesef risk almayana düşen tek var; kaybetmek! Sözün özü, eksen kayması tartışmalarının dönüp dolaşıp geldiği nokta bu zaten!