Rusya'nın başına taş mı düştü?

İnsan düşünmeden edemiyor; 'Rusya'nın başına taş mı düştü' diye... Yıllardır nükleer programı etrafında dönen krizde İran'a kalkan olmuş Moskova, ne oldu da ortağından yüz çeviriyor?

İnsan düşünmeden edemiyor; ‘Rusya’nın başına taş mı düştü’ diye... Yıllardır nükleer programı etrafında dönen krizde İran’a kalkan olmuş Moskova, ne oldu da ortağından yüz çeviriyor? Yahut işi tümden sırtını dönmeye vardırır mı? Bu sorulara yanıt bulmak ve isabetli öngörüler için resmi söylemlerin perde arkasını anlamakta fayda var. Hele nükleer programından ötürü İran’a BM Güvenlik Konseyi’nden yeni yaptırımlar çıkarılmasının eli kulağında olduğu görüşü almış başını gitmişken... Ve Konsey’in veto hakkına sahip üyeleri ABD, Britaya ve Fransa’ya ilaveten Rusya’nın olur vermesi, Çin’in de çekimser kalarak başını çevirmesi halinde, geçici üye Türkiye’nin zorda kalacağı konuşuluyorken...
Rusya’nın resmi pozisyonu şöyle okunuyor: ‘İran yüzde 3.5 oranında uranyum zenginleştirirken tınmayan Moskova, yüzde 20’ye çıkınca, üçe katlayıp atom silahı yapabilecek hale gelmesinden kaygılı’ymış! ‘Küçük resimden’ bakıp asıl bilek güreşini görmemek, Rusların pozisyonunu anlamayı ve sonuçları öngörmeyi güçleştirir. Öyleyse ‘büyük resme’ bakalım.
Bush yönetiminin gidişatıyla nefes alan Rusya, Obama yönetiminin ilişkilerde ‘yeniden başlangıç (reset)’ düğmesine basmasından beri Washington’ın ‘karşılıklı saygı ve çıkarlara dayalı yapıcı ilişki’ vaadinin ne kadarını yerine getireceğinin hesabında. Rusya’nın açtığı ilk kart Afganistan desteğiydi. Lakin Moskova için hayati olan ‘stratejik savunmasına’ halel gelmemesi ve yeniden süper güç olarak ‘caydırıcılığını’ teslim ettirmek. Bunun için NATO’nun (özellikle Gürcistan ve Ukrayna’ya) genişlemeyi durdurması, ABD ile nükleer silahlarda indirim öngören START-I anlaşmasının yenilenmesi çok mühim. Bush varken, START’tan bahseden yoktu ve Moskova’nın derdi Doğu Avrupa’da Polonya ve Çekya’ya füze kalkanı projesiydi. Obama, bu projeyi tümden durdurmasa da, ‘dondurdu’. Batı ittifakının Ağustos 2008’de Gürcistan’daki acı yenilgisiyle askıya aldığı NATO-Rusya ortaklık Konseyi’nin canlandırılmasına da geçit verdi. Bunları, Rusya’nın 2009 sonuna doğru İran meselesinde adım adım yaptırımlara göz kırpması izledi.
Şimdi ‘geriye kaldı Çin’ diye düşünülüyor. Peki, Rusya ‘çantada keklik’ mi? İran mevzusunda ABD-Rus uzlaşması pekala olası. Peki, ya bedelleri? 
START-I anlaşması 5 Aralık’ta doldu, lakin yenisinde anlaşılamıyor. ABD’nin önerileri Rusya’nın ‘stratejik denge’ arzusunu karşılar gibi. Yine de Obama yönetimi, START süreciyle kalkan projesini ısrarla bağlantılandırmıyor. Ve İran’a karşı olduğu savıyla kalkandan vazgeçmiyor. Polonya’ya Patriot füzeleri konuşlandırma yanında, kalkanı Güney Avrupa’ya kaydırma stratejisi güdüyor. Balistik füzeleri havada imha edebilen RIM-161 SM-3 füzelerini taşıyan ve füze kalkanı işlevi gören Aegis sistemine sahip savaş gemilerinin 2015’e dek Romanya, hatta Bulgaristan’a konuşlandırılması planlanıyor. Rusya, bu silahları menzilleri itibariyle stratejik tesisleri için tehdit görmese bile, Montrö Anlaşması ortadayken, ABD’nin yabancı bir güç olarak Karadeniz’e ‘sızacak’ olmasından işkilli. Bu yüzden Rusya’nın NATO’daki Daimi Temsilcisi Dimitri Rogozin, “ABD askeri yapılanması Karadeniz’e gelirken nasıl sakin durabiliriz” diye sordu geçen hafta. ABD’nin ileride bu füzeleri ikinci jenerasyon önleyici füzelerle değiştirme olasılığı da düşündürücü bulunuyor.
NATO’nun yeni güvenlik konsepti tartışması da Rusya için tatmin edici olmaktan uzak. Genel Sekreter Anders Fogh Rasmussen, ittifakı ‘küresel bir güvenlik örgütüne’ çevirmeyi önerip, Rusya’yı işbirliğine çağırmıştı. Kulağa hoş gelse de, bu, aslında, Medvedev’in ‘yeni güvenlik mimarisi’ önerisine rakip. Zaten ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, 29 Ocak’ta Paris’te L’Ecole Militaire’deki konuşmasında, ‘NATO’nun bir değerler bütünü’ olduğunu belirtip, Rusya’yı Gürcistan yüzünden eleştirmiş ve ‘genişleme stratejisinin süreceğini’ söylemişken, Moskova’nın kasımda netleşecek yeni NATO güvenlik konseptinden beklentisi yüksek değil.
Hal böyleyken, iki yıldır ABD’nin Patriotlarıyla kıyaslanacak uzun menzilli S-300 hava savunma sistemlerini İran’a çeşitli bahanelerle teslim etmeyen Rusya, en son geçen çarşamba yeni teknik gerekçe ortaya koyduktan üç gün sonra teslimata sadık kalacağını duyurdu. ABD ve İsrail için İran’ın nükleer tesisleri etrafındaki savunmayı güçlendirecek S-300’lerin teslimatının önlenmesi kritik öneme haiz. İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun son Moskova ziyaretinin sebebi hikmeti buydu. Oysa Rus Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreter yardımcısı Vladimir Nazarov, “Bizden böyle taleplerde bulunan ülkeler Gürcistan’la yaptıkları anlaşmalara daha iyi bakmalı” diye çıkıştı. İsrail’in Tiflis’le son silah anlaşmasını kast ediyor olsa gerek! Elbette Rusya’nın, İran’a yeni yaptırım olacaksa bile, ‘savunma amaçlı’ dediği bu silahları kapsamasında gönülsüz olduğunu belirtmeli.
Medvedev’in kasımdaki ulusa sesleniş konuşmasında dış politika vurgusu ‘pragmatiklikti’. Lakin beklentileri karşılanmazsa, Rusya, İran meselesinde daha ne kadar pragmatik olur?
Rusya, İran’ın en büyük ticaret ortaklarından. 800 milyon dolarlık Buşehr nükleer santralini tamamlamak üzere. 300 küsur Rus şirketinin İran’da yatırımları mevcut. Küresel petrol rezervlerinin yüzde 20’siyle doğalgaz rezervlerinin yüzde 43’ünü elde tutan iki ülkenin değeri 100 milyar doları aşan 130 ekonomi projesi gündemde. İkili ticaretin 10 yıl içinde 2 milyardan 200 milyar dolara çıkarılması hedefi var.
Belki ABD ile hakiki bir ‘reset’ Moskova’yı ikna edebilir. Ama o vakit, İran konusunda ABD’nin karşısına Çin Seddi dikilebilir. Çin’le iştigal etmek de Google kavgası, Dalay Lama, Tayvan’a silah satışı ve serbest ticarette bilek güreşi demek. Kıssadan hisse, ne Çin ne de Rusya ‘çantada keklik’. En azından bedelleri ödenmeden...