Atatürk köşesinin kaldırılmasının iptaline sevinmedim

6 yıl önce özel eğitim kurumlarındaki Atatürk Köşesi'nin kaldırılmasına neden olan yönetmelik, Atatürkçü Düşünce Derneği'nin açtığı dava sonrasında iptal edildi.

Herkes öyle ya da böyle çocukluğunda bunu yaşamıştır. Sizi çok seven aileniz; o zamanlar anlamadığınız ve belki hiçbir zaman da anlamayacağınız bir sebeple çok değer verdiğiniz bir şeyi, bazen size bir süreliğine yasaklar.

Bu birlikte uyuduğunuz en değerli oyuncağınız da olabilir, birlikte olmaktan müthiş zevk aldığınız oyun arkadaşınız da. Bazen giymeyi çok sevdiğiniz mor çiçekli fırfırlı eteğinizdir bu, bazen de her vurduğunuzda devleştiğiniz o patlak meşin topunuz.

Bir süreliğine; o en değer verdiğiniz arkadaşınızla görüşmeniz yasaklanır. Fırfırlı eteğiniz rafa kaldırılır… Oyuncağınız, meşin topunuz yetişemeyeceğiniz bir yere konur.

Varlığını bilirsiniz. Oradadır. Ama bir süre Ona ulaşamazsınız.

Sebebini bile tam anlayamamışsınızdır.

Ne acıdır o duygu ama. Nasıl derin bir hüzün verir.

Gururunuzdan, mağrur duruşunuzdan ödün de vermezsiniz, gözleriniz değil içiniz ağlar. Kalbinizde ise inceden bir sızı.

Sonra gün gelir, o sebepsiz ve manasız cezanız dolar. O en sevdiğiniz oyuncağınız, patlak meşin topunuz, giydiğiniz an sizi bir prenses yaptığını sandığınız eteğiniz size geri verilir. Cezanızın bitmesi sürpriz değildir size. Zaten cezanın biteceğini bilirsiniz. Adı üzerindedir çünkü, ‘’sebepsiz ceza’’dır.

Sahip olduğunuz en değerli şeyin neden sizden alındığına bile henüz bir anlam verememişken size geri verildiğine sevinmenizi beklerler. Bir de teşekkür beklerler üstelik. ‘’Hadi ama, gülsene! Sevinmedin mi?‘’

Hayır. Sevinmedim. Aksine hala öyle mutsuzum ki.

Asla sevinemezsiniz. Onu sizden almalarının sizdeki izi, hüznü, burukluğu, onur kırıklığı, matemi günlerce haftalarca sürer. Çünkü o zaten sizindir. Zaten sizin olan şeyin sizden alınıp, hediye misali size yeniden lütfedilmesini bir türlü hazmedemezsiniz.

Fazla söze hacet yok.

Türkiye Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığı; 6 yıl önce, Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün resim köşesinin Özel Öğretim Kurumları’ndan kaldırılmasına yönelik yönetmelikte değişiklik yapmış ve o günden bugüne tüm özel öğretim kurumlarının kurucu, müdür, müdür yardımcısı, rehberlik ve tüm idari işler ve yönetici odalarına En Büyük Türk Atatürk’ün resmini asma zorunluluğunu kaldırmıştı.

Bu değişikliğin sebepsiz yere, hiçbir mantıklı gerekçe öne sürülmeden yapılması bir yana; dört yanı çerçeveli heybetiyle odalarımızda hep bizi izleyen o yüce gücün artık arkamızda olmayacak olması yeri doldurulmaz bir boşluktu.

Yıllar yılı hata yaptığımızda kaş çatan, iyi bir iş çıkardığımızda sanki gülümseyen, ama öyle ya da böyle her mesai bitimi sırtımızı sıvazlayan o güç artık bembeyaz bir duvardı.
Oysa O'na öyle alışmıştık ki.

Milli Eğitim Bakanlığı’nın sebebini anlamadığımız kararı sonucunda Milli değerimizi, yıllarca oturduğumuz yönetici koltuklarımızın arkasındaki o eşsiz gücü kaybetmiştik.
Nedenini anlayamadık. Sorgulayamadık. Soru soracak mercii bulamadık.

Bugün ise; MEB’in 6 yıl önce hazırladığı bu yönetmelik sonrasında Atatürkçü Düşünce Derneği’nin MEB’e açtığı dava neticelendi ve Danıştay 8. dairesinin verdiği kararla, Atatürk Köşesi’nin kaldırılmasıyla ilgili yönetmelik değişikliği bugün iptal edildi.

Yani sahip olduğumuz en değerli şeyin; Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün resim köşesini okullarımıza asmamıza yeniden izin verildi.
Başından beri zaten bize ait olan bu hakkın; Ulu Önderimiz Atatürk’ün fotoğrafını okullarımıza asmamızın bizlere yeniden müsaade buyrulmasına sevindim mi?

Hayır. Sevinmedim. Aksine hala öyle mutsuzum ki.

Çünkü o zaten bizimdi. Zaten bizim olan şeyin bizden alınıp, hediye misali bize yeniden lütfedilmesini ve sevinmemizi beklemelerini bir türlü hazmedemiyorum.
Sevinmedim.

Yüreğimde hala o buruk hüzün.. Hala o onur kırıklığı… Hala o ince derin sızı.