Çocuğunun öğretmeni olmaya çalışan anne babalar

Evdeki güven ve sevgi dolu sohbet ve paylaşımların yerini zamanlı zamansız sorgulamalar, endişe kokan irdelemeler alıyor. Öyle ki, çocuklarına her daim koşulsuz sevgi sunan anne babalar sevgilerine koşul, çocuklarının yaşamsal keyiflerine yasaklar koyar duruma geliyor.

İnsanoğlunun zaman zaman hissettiği en doğal, varoluşundaki en temel duygulardan biridir kaygı.

Kaygı, insanın kaynağı belirsiz bir uyaranla karşılaştığında yaşadığı üzüntü ve endişede; bedensel, zihinsel ve duygusal değişimlere neden olan uyarılmışlık halidir.

Gençlerin her anının sınav olduğu günümüzde ise bu kaygıyı hem sınava hazırlanan öğrenciler hem de aileler yoğun bir şekilde yaşıyor. Bu yoğun kaygıyı minimum düzeye indirmek için farklı metodlar deneyen pek çok anne baba var, ancak bu yazıda sayısı gitgide artan anne babaları konuşacağız.

Çocuğunun ebeveyni değil öğretmeni olmayı tercih edenler.

Bu yapıdaki ebeveynler şüphesizdir ki her anne baba gibi çocuğu için her daim en iyisini yapmanın peşinde olan ebeveynlerdir. Hatta bu velilerin, çocuklarıyla yaşama dair her şeyi paylaşan, konuşan, konsantrasyonları tamamen çocuğunun üzerinde olan son derece ilgili ve esasen ideale de yakın veliler olduğunu görüyoruz. Ancak bu ebeveynlerin; sınava hazırlık sürecinde aynı ilgiyi öğrencinin akademik süreçlerine gösteriyor olması noktasında sıkıntı başlıyor. Evindeki şefkat dolu anne babalarının yerini birden despot ve kuralcı bir eğitmen alınca neye uğradığını şaşıran çocuklar iç dünyalarında sıkıntı ve yalnızlık yaşamaya başlıyor. Sınav başarısını hayattaki tek amaç gibi göstererek çocukta isteksizlik ve tedirginlik yaratan bu tarz anne babalar ise, çocuklarının kaygılarını azaltmak adına onlara yardımcı olmaya çalışırken aslında yazık ki "çocuktaki kaygının” en belirgin unsuru olarak karşımıza çıkıyor.

Çocuğunun sınav hazırlık döneminde süreçlerin içinde aktif rol almayı tercih eden, hatta zaman zaman süreçleri yöneten veliler o esnada bir çocuğun yegane gereksiniminin; "huzurlu, sakin, mutlu, sevgi dolu bir ev ortamı, kendini değerli ve önemli hissettiren ve güvenen bir anne baba olduğunu”” yazık ki göz ardı ediyor.

Evdeki güven ve sevgi dolu sohbet ve paylaşımların yerini zamanlı zamansız sorgulamalar, endişe kokan irdelemeler alıyor. Öyle ki, çocuklarına her daim koşulsuz sevgi sunan anne babalar sevgilerine koşul, çocuklarının yaşamsal keyiflerine yasaklar koyar duruma gelirken, aynı zamanda çocuklarının sorumluluğunu paylaşan, çalışma planını yapan ve takip eden, sınavlarını değerlendiren bir öğretmene bürünüveriyorlar.

Karşılaştıkları bu tablonun kendilerinde yarattığı sıkıntıları bizlerle paylaşan öğrencilerimiz evlerindeki bu durumu bakın hangi cümlelerle tanımlıyor:

1."Deneme sınavları açıklandığında annem arkadaşlarımın sınavlarının nasıl geçtiğini soruyor. Cevap vermediğimde ilgisiz olduğumu söylüyor. Cevap verdiğimde ise benim önüme geçen arkadaşlarımı örnek gösterip benim yeterince çaba göstermediğim konusunda uzun konuşmalar yapıyor.”

2."Babam dergi ve gazetelerdeki sınav haberlerini kesip önüme koyuyor. Biz zaten bunları okulda ve dersanede görüyoruz. Bu beni germekten başka bir işe yaramıyor.”

3."Annem sınav sonucumu bir öğretmen edasıyla inceliyor ve rehber öğretmenim gibi başarımı değerlendiriyor. Anneme puanıma değil başarı sırama göre değerlendirme yapması gerektiğini bir türlü anlatamıyorum.”

4."Ben test soruları çözerken annem babam başıma dikilip süre tutuyorlar. İnanılmaz geriliyorum.”

5."Annem babamın en büyük merakı o gün kendimi nasıl hissettiğim ya da günümün nasıl geçtiği değil, her gün kaç soru çözdüğüm.”

6."Annem bana bir ders çalışma programı yaptı ve bunu uygulayıp uygulamadığıma dair bir çizelge tutuyor. Bir insan her gün birbirinin aynı ve robot gibi nasıl yaşayabilir?”

Yıl 2014. Aylardan Temmuz, günlerden Salı. Bugün Türkiye’deki öğretmen sayısı yaklaşık 300.000, okul sayısı yaklaşık 42.000, dershane sayısı ise yaklaşık 4.500. Çocuğunuzun anne baba sayısı ise toplamda sadece 2!

Çocuğunuzun öğretmeni değil anne babası olduğunuzu unutmayın. Çocuğunuzun başarılı olması için gereksinim duyduğu yegane şeyin sizin sevginiz, sohbetiniz, şefkatiniz, ona verdiğiniz güven ve değer olduğunu gözardı etmeyin.

Yaşamın zorunluluklarını değil keyiflerini paylaşın.

Onlara yapılması gerekenleri hatırlatmak yerine, kendi yaptığınız işlerdeki mutlu anları da paylaşın.

İş yaşamınızda hoşunuza giden şeyleri Onunla paylaşmayı deneyin. Böylece sonuca değil, başarı sürecine odaklanmasını sağlamaya çalışın.

Çocuğunuzun yerine getirmesi gereken yaşamsal zorunlulukları hatırlatmayı artık bir kenara bırakın ve Onunla; hayata yön ve keyif veren mutlulukları yaşayın ve bunun lezzetini paylaşın.

Bırakın öğretmenliği öğretmenleri yapsın. Çünkü Onun bir anne babaya, gerçekten çok daha fazla ihtiyacı var.

Çocukların elinden sınavlarla aldığımız "çocukluklarını” Onlara geri verin.

Çünkü hayat, büyüdüklerinde zaten yeterince zor olacak.