20 yıl sonraya mektup

Sahi Taksim'e dikilmesi planlanan ağaçlar büyüdü mü? 2033 yılında bile şehrin ortasındaki ağaçları kesip yerine AVM yapmayı planlayanlar var mı?
20 yıl sonraya mektup

Sevgili Mavi,
Oğlum.
2033 yılında yani bundan 20 yıl sonra bu yazıyı okuduğunda bilmem ne hissedeceksin. Acaba nasıl bir hayatın olacak? Günlük endişelerin, yaşam tarzın, hayattan beklentilerin kim bilir nerelerde dolanacak? Muhtemelen ya bölünmüş ya da büyümüş bir Türkiye’de yaşıyor olacaksın. Eğer şu andaki siyasi iktidarın hayalleri hayata geçerse nüfusu 30 milyonu bulan bir İstanbul’da yaşıyor olmalısın. Kıyılarında yalılar olan eski İstanbul Boğazı’nın üzerinden onlarca köprünün geçtiği ya da Boğaz’ın tamamen yeraltına alınıp betondan geniş bir otoban döküldüğü, yeni açılan İstanbul Boğazı’nın kıyılarını ise yüksek binalı TOKİ konutlarının süslediği bizim hayal bile edemeyeceğimiz bir şehirdesin. Freni patlamış kamyon misali bir şehirleşme ve şehre göç teşvik edilirse Türkiye’den bu gidişle geriye sadece İstanbul Cumhuriyeti denilen yer kalmış olmalı. Bilmem hâlâ askerlik mecburi mi? Ya da hâlâ demokrasi adı altında insanların sıradan haklarını birileri birilerine lütfedip alınıp veriliyor mu?

Sevgili oğlum,
Biz her şeyin çok hızlı geliştiği bir zaman diliminde, pek çok şeyin fazlaca düşünülmeden hayata geçirildiği bir siyasi ortamda yaşadık. Hem büyük bir telaşımız hem de bu telaşa rağmen hemen hemen hiç ilerleyemeyen tuhaf bir halimiz vardı. Hemen her yere binalar dikiyor ama bu binalarda nasıl yaşanacağını, nasıl hayatlar süreceğimizi hesaplamayı hep ‘sonra’ya bırakıyorduk. Şu an yıl 2013, gelecek yıl önümüzde yerel seçimler var. Bilmem İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir amcan tekrar seçilecek mi? Seçilirse sözünü tutup İstanbul’u baştan aşağı yeraltından geçen demirağlarla donatabilecek mi? Diğer yanda işler biraz karışık. Gürsel Tekin amcan ile Mustafa Sarıgül amcan belediye başkan adaylığı yarışında her an tekme tokat birbirlerine girebilirler oğlum. Muhtemelen sonra sıra CHP denilen partinin başına kim geçecek kavgasına dönüşecek.

Ben hem onlardan hem de diğer partilerden önümüzdeki yerel seçimlerde 2033 yılında senin nasıl bir İstanbul’da yaşadığının hayalini duymak istiyorum. İstiyorum ama kimsenin bizi taktığı yok. Bugünün Türkiyesi’nde 2033 çok çok uzak, hayallerden bile uzak bir yer gibi gözüküyor.

Sanırım Avrupa Birliği diye bir birlik kalmadı. Oysa biz girmek için az uğraşmamıştık. ABD dünya liderliğini yitireli birkaç yıl olmuş olmalı. Hey gidi hey bizim zamanımızda dünyanın jandarması olmaya soyunmuştu. Ortadoğu’da ölümlerin devam etmesi beni şaşırtmıyor seni de şaşırtmasın. Orası hep öyle oldu ve olacak...

Sevgili oğlum,
Bizim gündelik hayat biçimimiz hâlâ ev-ofis-ev düzenine göre kurulu. Camları güneş girmesin diye kalın perdelerle kapanmış taştan, camdan, çelikten yapılmış adına plaza denilen binalara çalışmak için her gün saatlerce arabalarımıza binip yollarda ağır ağır işlerimize gitmeye çalışıyoruz. Aynı çileyi akşam saatlerinde bir kez daha bu sefer evlerimize gitmek için çekmek zorundayız. Üretim modelleri değişse de, yaşam biçimlerimiz teknolojinin bizlere sunduğu pek çok imkâna göre uyarlanamadı.

Okul yaşamında adına Fatih projesi denilen şey hayata geçti mi acaba? Yoksa sadece bir hayal olarak mı kaldı? Eğer hayata geçtiyse Türkiye dünyada bir ilki başardı demektir. Muhtemelen 2033 yılında çocuklar veya gençler eğitim almak için okula gitmek zorunda kalmıyorlar. Eğitimin hem hiyerarşisi hem de mekânları değişmiş olmalı. Öğretmenlerin yerini bilgisayarların aldığı bir yüzyıla girdiğinizi düşünüyorum. Atanamayan öğretmenler diye bir derdin kalmadığı bir yüzyıla...

Bizim zamanımızda İstanbul’da birkaç parkı saymazsan yeşil alanların neredeyse tümü ya dikenli tellerle çevrili askeri bölgeler ya özel mülkiyet ya da mezarlıklardı. Sahi Taksim’e dikilmesi planlanan ağaçlar büyüdü mü? 2033 yılında bile şehrin ortasındaki ağaçları kesip yerine AVM yapmayı planlayanlar var mı? Eğer varsa itiraz etmekten sakın korkma oğlum. Ağaçların, yeşilin hakkını korumak için sakın boyun eğme...

Nasıl bir evde oturuyorsun, büyük İstanbul depreminden sonra nasıl bir İstanbul kuruldu, merak etmekten kendimi alamıyorum.

Recep Tayyip amcan (Allah uzun ömür versin) sanırım 8. dönem başbakanlığını kutluyor olmalı. Hâlâ televizyonlar o konuşmaya başladığında cümbür cemaat toplu yayına geçiyorlar mı? Sahi televizyon, gazete diye bir şey de kaldı mı?

Biz harala gürele koşturmaktan çocuklarımızın yaşadığı bir geleceğin nasıl olacağının hayalini kurmayı ve geleceğe dair kurduğumuz hayalleri hayata geçirmeyi pek başaramadık. Hep günü kurtardık.

Sanırım bunun en ağır faturasını bizden çok siz ödüyorsunuz. Umarım yanlış hayaller seni yalnız bir hayata mahkûm etmedi. Baskı ve dayatmalar seni içine kapatmadı. Umarım hayallerin bizimkilerden daha çoktur.

Henüz uçan arabalar icat edilip yaygınlaşmadıysa bu yazıyı arşivlerden bulup baban nasıl trafikte yazdıysa sen de hâlâ İstanbul trafiğinde okuyor olmalısın.

Allah kolaylık versin oğlum.

Bir dahaki reenkarnasyonda daha iyi hayatlara artık...