AK Parti troykası yol ayrımında

Görünen o ki Arınç ve Gül'ün seçtiği yol ile Erdoğan'ın seçtiği yol geçmişte aynı yerden gelse de gelecekte aynı yere çıkmıyor.
AK Parti troykası yol ayrımında

Farz edelim artık Türkiye’de erkekler kızlarla aynı evlerde kalmıyor. Valiler Başbakan’ın açıklamalarını görev bellediler ve vergi cezasıydı, nüfus kaydıydı, komşu ihbarıydı derken üniversiteli öğrencileri ablukaya alıp tam saha pres baskı kurup hayatlarını kâbusa çevirdiler. Yıldırdılar. Kızlı-erkekli evler zorla veya gönülsüz olsa da dağıldı. Kızlı-erkekli yurtlar ayrıldı. Hatta ayrı evler, binalar da yetmedi. Kızlar yurdu şehrin bir tarafına, erkekler yurdu şehrin öbür tarafına kuruldu. Ortada artık kızlı-erkekli hiçbir öğrenci grubu kalmadı.

Buraya kadar Başbakan Erdoğan da hiç geri adım atmadı, milim taviz vermedi. Bu sayede tabanını toparladı, Bülent Arınç’ın gönlünü de aldı, seçimi kazanıp köşke çıktı.

Buraya kadar tamam mıyız?

Tamamız.

Tamamsak, şimdi üniversitedeki eğitim sistemini, düzeyini ve sonuçlarını konuşmaya başlayabiliriz. Eğer bütün bu sistemin sorumlusu kızlı-erkekli yaşamak ise bunu da hallettik ne de olsa!

Geçen gün YouTube kanalında düzenlenen bir toplantıya katıldım. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım interneti kuran isimle bir panel gerçekleştiriyordu. Toplantı Ulaştırma Bakanlığı’ndaydı ama ben ve birkaç kişi evlerimizden, ofislerimizden hem toplantıyı izliyor hem de toplantıya katılıyorduk. Toplantıda söz sırası bana geldiğinde Ulaştırma Bakanı’na şu anda binlerce genci ilgilendiren basit bir soru sordum. “Türkiye’de internet yatırımcıları ‘Yetenek Sizsiniz’ yarışmasına katılan yarışmacıları andırıyor. Pek çoğu kendi yetenekleri ve girişimleri ile bir şeyler yapmaya çabalıyorlar. Burada zaten devletin bir katılımı beklenmiyor ancak oluşan yaratıcı fikirlerin hayat bulacağı, ekilip büyüyeceği, teşvik edileceği bir ekosistem yok. Bu ekosistemin yaratılması için fikri ortam ve özgürlüklerin teşvik edilmesi gerekiyor. Sizin hükümet olarak böyle bir hedefiniz, planınız, projeniz var mı?”

Ulaştırma Bakanı soruyu beğendi ve uzun uzun anlattı. Özetlemek gerekirse, “Evet, var ve uyguluyoruz” dedi.
Benim Binali Yıldırım’ın vizyonuna hiçbir itirazım yok. İyi niyetinden de şüphe etmiyorum. Gelin görün ki teori ile hayatın gerçeklerinin çeliştiğini bizzat kendi internet girişimi maceramdan biliyorum.

Bugün Türkiye’de birkaç alışveriş sitesini saymazsanız uluslararası anlamda neredeyse tek bir yatırımın olmaması bir kötü şans ya da rastlantı değil. Tıpkı yetenek yarışmalarından sonra tek bir yeteneğin star olamaması gibi, gençliğin teknolojik yatırımlarından tek bir örneğin çıkmaması şu anda yaşadığımız ve tartıştığımız sistemin bir sonucu. Vasatlığın el üstünde tutulduğu ve her türlü alanın dini kurallara dayanan referanslarla düzenlenmeye çalışıldığı bir ortamda yeni bir düşüncenin, fikrin çıkıp filizlenmesini beklemek de hayal olur.

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım da gayet iyi biliyor ki teknolojideki atılım en az bilgi kadar, özgürlüklerle de ilgili. Gelin görün ki biz özgürlükleri yaygınlaştıracağımıza kısıtlamakla meşgulüz. Yıllar boyunca kamusal alana müdahaleyi tartışmışken bir anda karşımıza özel alana doğrudan ya da dolaylı olarak yapılan bu tür müdahaleler devam ettikçe özgürlükleri konuşmaya hiçbir zaman sıra gelmeyecek.
Özel alan kamusallaştıkça kamusal alan asla özelleşmeyecek.

Bu, olayın asıl gelinmesi gereken boyutu; ancak bir de şu anda AK Partililerin bile rahatsız olduğu bir başka boyut mevcut.
Son tartışmada, sıradan bir AK Parti umacısının ötesine götüren ve pek çok kişiyi tedirgin eden psikolojinin arkasında özgürlüklerle ilgili daha derin bir endişe yatıyor. Yıllar sonra nihayet bitirebildiğimiz başörtüsü tartışmasından bile daha çok tartışılan ve konuyu tehlikeli sulara taşıyan meselenin bu boyutu.

Yani aslında sadece özgürlükler değil AK Parti’nin geleceği de bu tartışmanın kodları arasında gizli.

Kızlı-erkekli ev tartışması bundan sonra başlayacak büyük bir toplumsal dönüşümün sadece bir işaret fişeği.

AK Parti troykasını neredeyse bir yol ayrımına getirip medya önünde birbirine düşmesi farklı olaylarda genleşen bir birikiminin sonucu.

Çeşitli toplumsal olaylara aldıkları tavırları alt alta yazdığımızda görünen o ki Bülent Arınç ve Abdullah Gül’ün seçtiği yol ile Başbakan Erdoğan’ın seçtiği yol, geçmişte aynı yerden gelseler de gelecekte aynı yere çıkmıyor. Bu tartışmalar sayesinde alttan alta giden derin bir zihinsel ayrılık sadece her geçen gün görünür oluyor ve büyüyor.

Bu tartışma hem AK Parti’nin hem de Türkiye’nin seçeceği yolun belirlendiği bir tartışma olacak.

Sinirlerin bu kadar gerilmesinin nedeni, herkesin bu durumu biliyor olmasından kaynaklanıyor.

Yani kızlı-erkekli evi halletseniz de hangi yola gidileceğini netleştirmeden tartışma bitmez.

Bitemez!