Alo, BÜF!

Bundan sonra artık 'Alo Fatih' hattını kapatıp yeni bir hat açıyoruz. 'Alo TİB' hattı! Burada işler daha pratik işleyecek.

Peki, itiraf edeyim, yakın zamanda tehdit edildim. Bir gazetenin köşe yazarı tarafından açıktan ‘paralellere çakmam’ istendi. Telefonun ucundaki köşe yazarı hakkımda dosyalar olduğunu ve bunları bizzat kendisinin gördüğünü söyledi. O dosyaların ortaya çıkması durumunda zor durumda kalacağımı söylerken tatlı tatlı tehdit ediyordu. Baktı ben tınmıyorum ve ortada durmaya kararlıyım bu sefer benim adımın Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunda geçtiğini söyledi. “Nasıl geçiyor” diye sordum. “Cemaatin seni kafeslediği yazıyor o raporlarda ben gördüm” dedi. “Bu nasıl bir Başbakanlık Teftiş Kurulu raporu ki hem benim için ‘kafeslenmek’ gibi bir kelimeyi kullanıyor hem de sen görüyorsun” dedim. Sessizlik oldu.

“Bu paralel yapıyı yazmalısın yoksa…”
“Yoksa…” dedim.

Yoksasını geçen gün gördüm… İktidara yakın bir gazetede benim hakkımda sağdan soldan ne topladıysa yazılmaya başlanmış.
Bir varoluş savaşına tutuşmuş bu insanları bizim tarafsız olduğumuza ikna etmemiz imkânsız. Zaten onlar da tarafsızlık istemiyorlar. En şahin adamlarını ekrana çıkartmamızı, onlar ne istiyorsa yazmamızı, aklımızı ve vicdanımızı rafa kaldırmamızı talep ediyorlar. 

Benzer bir başka ‘uyarı’yı başka bir yazardan bir süre önce almıştım. Telefonuma mesaj atıp komplo teorileri ile ünlü bir köşe yazarını
CNNTÜRK’e çıkartmamı istiyordu. Gelin görün ki karşıt görüşten kimse o köşe yazarı ile ekrana çıkmayı kabul etmiyordu. Saygınlığı sıfırın altındaydı. Bunu söyleyince mesajlar sıklaşmaya, ‘uyarılar’ artmaya başladı. Sonuçta değişen bir şey olmadı. Aynı konuları daha düzeyli ifade eden köşe yazarları programa çıktı, o köşe yazarı benim programa çıkmadı.

Baktım geçen gün ‘benim artık tarafsızlığımı yitirdiğim’ yazıları bir başka köşeden yazılmaya başlanmış bile…
Ben bu tehditlerden sonra çıtanın daha da düşeceğinden, her türlü itibarsızlaştırma taktiğinin uygulanacağından eminim.
“Peki bu insanlar bu cüreti nereden alıyorlar?” derseniz, nereden aldıklarını yayımlanan telefon sızdırmalarından anlıyoruz.
Türkiye bugün basın özgürlüğünde dünya liginde Gambiya veya Irak’ın bile gerisindeyse bu öyle durup dururken bir günde olmadı.
Sadece ben bile geçmişe baktığımda onlarca gazeteci gibi daha önce bizzat Başbakan Erdoğan tarafından ‘uyarıldığımı’ görüyorum.
Ama öyle geceyarısı gelen bir ‘Alo Cüneyt!’ telefonu ile değil.

Güpegündüz, binlerce kişinin izlediği bir mitingde her zamanki gibi 16 kanal canlı yayına geçmişken, milyonların huzurunda! Başbakan Erdoğan Radikal’de yazdığım bir yazıyı beğenmemiş bizim patrona fırça atıp işten atılmamı istiyordu. Beni gazetede tuttuğu için ‘Yazıklar olsun’du. Daha önce programa çıkarttığım tinerci konuğu beğenmediğinde yaptığı gibi ya da öncesinde yine defalarca medya karşısında başka haberlerden dolayı ‘uyardığı’ gibi…

Şu anda Başbakan Erdoğan’ın yayımlanan diğer ‘uyarı’ ses kayıtlarına baktığım zaman kendimi hâlâ şanslı hissediyorum. Zira uyarılar kapı aralarında, gece yarısı telefonları ile değil açıktan yapılmış. Bizim patron ve yöneticiler her şeyi göze alarak ben ve benim gibi gazetecilerin işten atılmaması için direnmişler. Diğer gruplarda ortaya saçılanları görünce “Helal olsun Doğan Grubu’na” diyorum.

‘ALO TİB’ HATTI!
Özellikle yeni internet düzenlemeleri ile bu uyarılar da tarihe karışacak gibi gözüküyor. Türkiye’de ifade özgürlüğünü daha da aşağıya çekecek internet yasası anlaşıldı ki ‘Köşk’ten de her zamanki gibi tıkır tıkır çıkacak. Gül, Erdoğan’a hiçbir zaman direnmedi, bu sefer de direnmeyecek. Nazlana nazlana, içine sinmeye sinmeye, daha önce attığı bütün o internet özgürlük tweet’lerinin ruhuna Fatiha okutacak şekilde yeni yasayı imzalayacak. Cumhurbaşkanı Gül yine ezber bozmayacak. Her zamanki gibi kimseyi şaşırtamayacak. Hay bin kunduz!

Bundan sonra artık ‘Alo Fatih’ hattını kapatıp yeni bir hat açıyoruz. ‘Alo TİB’ hattı! Burada işler daha pratik işleyecek. Radikal gazetesi dün şahane bir kampanya başlattı ve sistemin nasıl işleyeceğini sizlere uygulama olarak internet sitemizde gösteriyor. Bir haberi koyuyorlar ve nasıl dört saat içinde uçtuğunu sizlere gösteriyorlar. Bakın sistem aynen bu şekilde işleyecek.

Bir varmış, bir yokmuş; BÜF!
Önceki gün Başbakan Erdoğan AK Parti hükümetinin en önemli icraatlarından birini hayata geçirirken tam da buna dikkat çeken bir tweet attım, retweet rekoru kırmış. Başbakan Erdoğan her zamanki gibi Atatürk’ün adını ağzına almadan Mustafa Kemal dediğinde alkış kıyamet kopan bir salonda bedava tablet dağıtıyordu. (Bu arada Başbakan Erdoğan’ın ‘Atatürk’e Atatürk dememesinin sebebini bilen var mı aramızda? Hayırdır bilmediğimiz bir fetva daha mı var? Türkiye’nin Başbakanı, Atatürk’ü anarken sadece Mustafa Kemal diyor.) Neyse o tweet’te “Bir yandan fakir halk çocuklarına bedava tablet dağıtıyoruz, bir yandan interneti kısıtlıyoruz. Ne iş” diye sormuştum.

Atatürk yaşasa bu duruma bakıp “Batı’nın sadece teknolojisini alıp, özgürlükleri rafa kaldırdığınız zaman gelişmiş bir ülke olamazsınız” gibi bir cümle ederdi. Büf!