Ankara'da kim korkar değişimden?

Kimi Ankaralı gazetecinin heyecanla sunduğu siyasi krizler gözünüzü korkutmasın.

Değişim kolay değil. Sancılı oluyor. Kimileri bu değişime ayak uyduruyor kimileri ise bu değişimin dışında kalıp tasfiye oluyor. Biz ‘Yeni Dünya Düzeni’nde, yeniden kurulan bir Türkiye’ye tanıklık ediyoruz. Değişen Türk ordusunun darbeci geleneği, partilerin yıllardır kanıksadıkları ezberler, politika kazanının iman ettiği ‘doğrular’ ve elbette bugüne kadar bütün bunlardan beslenen medya... Aslına bakarsanız İstanbul medyası son yıllarda kendisine bir çekidüzen verdi. Patronlar, genel yayın yönetmenleri, editörler ya değiştiler ya da nehrin kenarına yollandılar.
Ankara’daki medya diline ise henüz bu değişim tam olarak yansımadı. Şu günlerde kimi Ankaralı gazetecilerin heyecanla sunduğu siyasi krizler gözünüzü korkutmasın. Onlar sadece büyük bir değişimin sinyalleri, o kadar… Ankara’da bütün siyasi ezberler yıkılıp yeni bir Türkiye kurulurken medyanın bunun dışında kalması da imkânsız. Türk medyası bugüne kadar biraz da sermaye yapısı nedeniyle Ankara’daki siyaset üzerine inşa edilmişti. Bu bizi kısır bir Ankara gazeteciliğine rehin bıraktı. Nasıl İstanbul’a kar yağmayınca medya için Türkiye’ye kar yağmıyorsa Ankara’daki siyasi kriz bitmedikçe Türkiye’ye huzur da bir türlü gelmiyordu. Böyle olunca Ankara’daki siyasi habercilik krizler üzerine odaklandı. Yapıcı değil yıkıcı oldu. Zaten yeterince sıradan ve sıkıcı olan hayatlarımızda aslında çok da fazla Ankara haberlerine, Meclis koridorlarındaki kulislere ihtiyacımız yok. Ya da bugüne kadar ezberlenmiş ve tembelleşmiş bir dilin bize dayattığı habercilik artık ilgi çekmiyor, doğruları bizi anlatmaya yetmiyor, eksik kalıyor, dar geliyor, sıkıyor... Bunu dile getirdiğimiz zaman kendine güvensiz kimi meslektaşlarımızın isyanını, korkularına veriyorum. Değişimden korkuyorlar… Yeni bir dil arayışı, farklılık yaratmak ve daha da önemlisi değişen Türkiye’yi okumak zor geliyor. Oysa Türkiye değişirken bu değişimin önünde ister asker, ister politikacı, isterse medya mensubu hiçkimse direnemez. Üstelik eskisi gibi ucuz ittifaklar, komplocu göstermelik dayanışmalar, kulis çabaları da uzun dönemde kâr etmez. Türk medyasındaki değişim dalgası Ankara medyasını da etkileyecektir. Panik ya da kriz çabası beyhude. Korkunun değişime etkisi yok.



Yıldırım aşkların ahvaliyiz biz
Ali Taran ve Ayşe Özyılmazel’in yıldırım aşkının perde arkasını İzzet Çapa’nın şahane röportajında okuduktan sonra uzun zamandır aşk üzerine yazmadığımı düşündüm. Aşk, ortalık yıkılırken sanki bütün dünya size karşı, sizi eleştiriyormuş gibi gözükürken her şeye rağmen yolundan vazgeçmemektir. Bir yanda eski eşin sitemi, diğer yanda medyatik babanın onayı, çocukların gözyaşları, hasta eski eşin şaşkınlığı ve milyonlarca insanın sözünü arkada bırakıp yıldırım nikâh masalarına oturabilmektir aşk.
Buna sadece saygı duyulur. Ben bütün bu haberleri okurken aklıma Selvi Boylum Al Yazmalım filminin final sahnesi geldi. Hani şu Kadir İnanır’ın kamyonundan atlayıp Türkân Şoray’la vedalaştığı sahne. Türkân Şoray aşktan bahsetmez. “Sevgi neydi” diye sorar, “Sevgi iyilikti, dostluktu. Sevgi emekti” der ve Ahmet Mekin’i seçer.
Eskiden sevgi emekti ve tek başına bile aşkı yenmeye yetiyordu şimdi ise önden yıldırım aşk geliyor, sonrasında sevgi… En iyisi daha fazla uzatmadan biz hızla çıkalım kerevetine…

Sözlükler üzerine
Bundan bir süre önce sözlüklerde yazılanların beni kırdığını fark eden ve beni hiç tanımayan sözlükten bir arkadaşım bana bir mail gönderdi. İçeriden bir sesti ve çok içten bir şekilde sözlüklerde yaşanan psikolojiyi paylaşıyordu. Bu mail’in bir bölümünü yazanın ismini vermeden sizlerle paylaşmak istiyorum:
sözlük’te yazmak, sözlük okumak ve her türlü yoruma bizatihi göğüs germek konusunda oldukça deneyimliyim. kafa şişirmeden özetlemem gerekirse, lütfen oradaki izansız, ölçüsüz, neşesiz yorumları ciddiye almayın.
onların doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmayın bile. çünkü zehirli kalpler, böyle mecralarda -eninde sonunda- insanın sevilmediğini gördüğü zaman ne kadar üzüldüğünü keşfediyorlar ve bütün politik görüşleri, estetik yargıları ya da ahlaki eleştirilerinin ötesinde, yalnız bundan haz almaya başlıyorlar. çok defa gördüm, maruz kaldım ve tartıştım. Adam artık bir metin yazmak konusunda bile eline üşenip “SEVİL-Mİ-YOR-SUN” yazıyor. En kestirme yoldan gidiyor.
İnsan kendi ruh terbiyesi içinde böyle şeyleri umursamamaya ne kadar çalışırsa çalışsın, yanlış anlaşılınca, haksız yere sevilmediğini düşününce ya da bir çamurdan yontmak için koca ömrünü harcadığı hasletlerin kaba saba bir şekilde görmezden gelindiğini hissedince, kaçışı yok, derinlerde bir yerlerde kırılıyor, un ufak oluyor.
Lütfen buna kanmayın. sizi eleştirir gibi yapanlar, sizi sevmediğini söyleyenler, inanın ki ne sizi eleştirmek niyetindeler ne de sizi -eğer hakikaten sevmiyorlarsa dahi- ileri sürdükleri sebeplerden sevmiyorlar... Mutlaka asosyal ya ergen olmaya gerek yok; hayatında çok “başarılı” insanların dahi bu can acıtıcı mızrağın gücünü anlayınca virajı alamadığını ve “evil” olduğunu çok gördüm.
yaşamında eline geçirebildiği tek güç “SEVMİYORUM” olan insanların sizi üzmesine izin vermeyin.

.