Arakan'a ziyaretin gereği var mı?

Hiçbiri derinlikli stratejinin birer ürünü değilmiş gibi Davutoğlu kalkmış Arakan'daki Müslümanlara yardım etmeye gidiyor.
Arakan'a ziyaretin gereği var mı?

Arakan’a giden uçağın içinde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun her zamanki derinlikli stratejisine ait sözcükler gevelediğini görünce insan kendini gülmekten alamıyor. Dışişleri Bakanı’nın öylesine derinlikli bir stratejisi var ki neye dokunsa ortalık toz duman oluyor. Biliyorsunuz bu derinlikli strateji geçen günlerde Irak ziyaretinde gizlice Kerkük’ü ziyaret etmişti. Irak hükümeti öylesine sert ve net bir tepki gösterdi ki Dışişleri Bakanı Irak’ta tutuklanmaktan son anda kurtuldu. Hariciye, olayı sert bir notayla atlattı. Bu derinlikli stratejinin geçen yıllarda İran’ın nükleer programı ile ilgili çuvallamasının üzerinden ne kadar geçti bilmiyorum ama Dışişleri Bakanı Arakan yolundayken İran, Türkiye vatandaşlarına vize uygulamaya yeniden başladığını duyurdu. Davutoğlu Dışişleri Bakanı olmadan önce dost diyebileceğimiz bir İsrail devleti vardı hatırlar mısınız? Al derinlik ver strateji derken artık düşmandan beteriz. Tabii bir de Arap dünyasına açılım olarak sunulan Suriye meselesi var ki daha dün komşu kapımızdaki büyük başarı olarak sunulan Halep’te bugün katliam yaşanıyor.
Ve sanki bütün bunlar olmamış gibi, sanki bunların hiçbiri derinlikli stratejinin birer ürünü değilmiş gibi Dışişleri Bakanı Davutoğlu kalkmış Arakan’daki Müslümanlara yardım etmeye gidiyor. Yıllardır çözülemeyen dünyanın belki de en karışık etnik ve din savaşını yerinde çözüp gelecekmiş gibi bir hava!
Şimdi Dışişleri Bakanı’nın ortalık yangın yeriyken katıldığı bu beyhude geziye gülmekten başka ne yapabiliriz.
Aslında bırakın gülmeyi bu derinlikli strateji dönüşte Myanmar’a savaş ilan etmezse ona bile sevineceğim. Yine de tek tesellimiz var: En azından Dışişleri Bakanı ortalıkta gözükmediği için yeni bir komşumuzla daha sorun yaşamayacağız.
Gerçi sorun olmayan kaldı mı onu da bilmiyorum!

Emine Erdoğan’ın Arakan’a gidişi
Dışişleri Bakanı’nın Arakan’a resmi olarak gitmesi ne kadar yanlışsa Emine Erdoğan ve kızı Sümeyye Erdoğan’ın Arakan’a gayri resmi ziyareti o kadar doğru. Başbakan Erdoğan’ın ailesinin dünyanın her yerindeki Müslümanlara olan ilgisi malumumuz. Nitekim Davos’taki ‘One minute’ çıkışı biraz da Emine Erdoğan’ın Gazze’de yaşanan zulmü neredeyse bir aile meselesi kadar hissederek samimi ve içten yaşamasının ürünüydü. Somali’ye yapılan yardımların büyüklüğü de kuşkusuz Emine Erdoğan ve kızı Sümeyye Erdoğan’ın çabalarıyla oluştu diyebiliriz. Sonuçta bu sivil çabalar Türkiye’yi küçültmedi, sadece büyüttü. Başbakan’ın eşi bu tür gayri resmi girişimlerinde hem Türkiye’nin adını duyuruyor hem de Türkiye’yi temsil ediyordu. Emine Erdoğan kızıyla beraber dünya meselelerini yakından takip ediyor ve samimi duyarlılığını hiçbir devlet başkanının eşinde görülmediği şekilde dile getiriyordu. İlişkiler bu düzeyde olunca hiçbir devlet de kalkıp “Türkiye’nin ne işi var o kamplarda” diye sormuyor, soramıyordu. Keşke Arakan ziyareti de bu kapsam içinde kalsaydı.
Bugün Emine Erdoğan, Dışişleri Bakanı’nın büyük bir işgüzarlıkla eşlik ettiği bir başbakan eşindense kızı ile Arakan’a giden gerçek bir sivil toplum gönüllüsü portresi uluslararası düzeyde çok daha güçlü kalacaktı. Davutoğlu’nun heyete katılması bu görüntüyü bozdu. Türkiye’yi gereksiz yere karmaşık bir din savaşında taraflardan birinin ‘resmi’ olarak hamisi pozisyonuna soktu. Emine Erdoğan’ın sivilliğini de tehlikeye attı. Ne derinlikmiş, ne stratejiymiş be kardeşim!

El Kaide Özgür Suriye Ordusu’nun neresinde?
Suriye’de Halep’te devam eden iç savaşın son kurbanı El Kaide’nin Türkiye’deki avukatı olarak tanınan Osman Karahan oldu. Osman Karahan ile bir 5n1k söyleşisinde bir araya gelmiştik. O dönem İstanbul patlamalarının sorumlusu El Kaide mensubu Lois Sakka’nın avukatlığını üstlenmişti. Türkiye’de istihbarat teşkilatlarının neredeyse tamamının yakından takip altında tuttuğu bir isimdi. Karahan’ı programa almadan önce geniş bir araştırmaya girişmiş ve daha o yıllarda (sanırım 7 yıl önceydi) son derece derin bağlantıları olduğunu görüp şaşırmıştık. Türkiye’deki El Kaide ile bir avukatın çok ötesinde yakın bir ilişkisi vardı. Ekranda bu ilişki ile ilgili yaptığımız araştırmalar doğrultusunda soru sorduğumda o da bu bilgilere nasıl ulaştığımıza şaşırmıştı. Gazetecilik böyle bir şeydi ama avukatlık pek Osman Karahan’ın yaptığı gibi bir şey değildi. Nitekim o da anladığımız kadarıyla üzerinden cüppeyi çıkartıp Suriye’de El Kaide saflarında çarpışmaya katılmaya karar vermiş. Dün ailesinin yaptığı bir açıklamada Karahan’ın dini uğruna hayata dair her türlü mal mülkten vazgeçip savaşmaya gittiği uzun uzun anlatılıp, bu konunun çarpıtılmaması isteniyordu. Aslında bu ölüm Özgür Suriye Ordusu olarak bizlere sunulan sivil inisiyatifin hakkında küçük de olsa bir ipucu veriyor. Osman Karahan, El Kaide mensubu olmasa bile anlaşılan bugün Halep’te sokak savaşı verenlerin arasında El Kaide mensupları da var. Bugün Esad’ı devirmek için yaşanan kaosun Esad devrildikten sonra çok daha büyüğünün yaşanabileceği adına ilginç bir detay!