Aranıyor, beyaz saçlı korsan prens

Assange ve Kaçmaz'ın düşündürdüğü: Filmin ülkesi, kahramanları değişse bile kurgu aynı.

Kahramanlar çağının tabutana son çiviyi beyaz atlı olmasa da beyaz saçlı bu cool adam Julian Assange çaktı. Artık bir dönemin boks sahalarındaki centilmenleri, ülkesini kurtarmak için onca savaşı kazanan generalleri, orduları yenip purosunu tüttüren gerilla liderleri yok. Yeni kahramanımız bir korsan.
Bilginin demokratikleşmesi için çalışan bir Robin Hood. Bilgiyi büyük devletlerden çalıp bilgisiz sıradan insanlara dağıtacak kadar alçakgönüllü. Bunları yaptığı için tecavüz ile suçlanacak kadar gözü dönmüş bir sisteme karşı korkusuz.
Ben en çok bu yeni kahramanımızın suçlandığı ve şu anda kırmızı bültenle arandığı tecavüz olayının aslını merak ediyordum. Gördüm ki her şey çok taze. 14 Ağustos 2010’da Julian İsveç’e bir konferans vermek için gidiyor. İki ayrı şehirde iki ayrı kadına tecavüz ettiği iddiası ile 20 Ağustos’ta dava açılıyor. Olayı soruşturan savcı da bir kadın. Olayda ilginç detaylar var. Stockholm’de tecavüze uğradığını iddia eden kadın aynı zamanda İsveç Hıristiyan Sosyal Demokrat Partisi’nin bir üyesi. Assange için düzenlenen bir konferansta aynı zamanda Assange’ın sözcüsü de... Çok daha ilginç bir ayrıntı daha var: Assange Stockholm’de otelde değil bu kadının evinde kalmış. Nitekim olay da evde gerçekleşmiş! Sonrasında dava açıldığında Assenge polis merkezine gidip bir saat ifade vermiş. İki kadınla da beraber olduğunu ama onların rızası ile bu beraberliğin gerçekleştiğini anlatmış. Yani anlayacağınız çapkın bir kahramanımız var! Hikâyeye devam edersek ilk başta önemsenmeyen bu soruşturma WikiLeaks ABD telgraflarını açıklayacağını duyurduktan sonra yeniden açılmış. Önce Assange’ın İsveç’teki oturma izinleri iptal edilmiş, sonra ifadeye çağrılmış, gitmeyince de kırmızı bültenle arama emri çıkartılmış. Aslında ortada sadece bir iddia var. Yani Assange yakalanırsa İsveç’e götürülüp ifadesi alınacak ancak sonrası bilinmiyor. İşte kırmızı bültendeki yakalama emrinin arkasında yatan olay bu. Ben bunları okurken Osman Kaçmaz’ın Antakya’da kaldığı otele yapılan fuhuş baskını haberi de sayfanın sağ üst köşesinde duruyordu.
Hay Allah dedim içimden, “Filmin çevrildiği ülke, oynayan kahramanlar değişse bile kurgu artık hiç değişmiyor.”

Cmylmz ‘soru ve cevap’ları müthiş
Geçen gün gaza gelip bir dvd aldım. Hayır yanıldınız korsan değil. Hatta bandrollü. Cem Yılmaz üniversitelere gitmiş soru cevapları bir dvd haline getirmiş. Son zamanlarda gördüğüm en iyi fikir. Şu yüzden biz hep aynı üretim biçimlerinin peşinde koşarken böylesine bir fikrin hayata geçirilmesi bile başlı başına değerli. Cem Yılmaz ise her zamanki gibi formunda. Hele Boğaziçi anıları kırıp geçiyor. Akbil’i olan tek rock’çı kulübün Boğaziçi Üniversitesi’nde olduğunu da bu vesileyle öğrendim bakın... Ayrıca küfürleri sansürsüz dvd’ye koymaları da ayrı bir şıklık olmuş. Kaç s.k..r git var, gülmekten sayamadım.

Orhan Miroğlu’nu korumalıyız
Daha Önce Osman Baydemir’in açıklamalarına A. Öcalan’ın gösterdiği tepkiyi bu köşede eleştirmiştim. Hedefte bu sefer yazar Orhan Miroğlu var. Bir grup aydın PKK’nın silahlı kanadı HPG’nin internet sitesinde, “Böyle giderse kırmızı kalemle çekilen bir çizgi devreye girer! Miroğlu da mortoğlu olur bu toprakların tarihinde!” şeklinde tehdit edilmesine karşı imza kampanyası başlatmış. Bir kez daha altını çizerek belirtmek isterim, özellikle bu süreçte Kürt aydınları fikirlerini özgürce ifade edebilmeli. Taraf yazarı Orhan Miroğlu da susturulmamalı, susmamalı.

Bu dayaklar Hüseyin Çapkın’ın içine siniyor mu?


Polis şiddetinin son mağduru protestocu öğrenciler oldu.
Bu ne tahammülsüzlük. Bu ne gaddarlık. Bu ne biçim demokrasi... Dün yine protestocu öğrenciler yaka paça fuar alanından çıkartılarak gözaltına alındı. Öğrenciler ulaşımın pahalı olmasını protesto etmek istemişler. Bir öğrenci başına 6 sivil polis düşüyor. İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın’a sormak istiyorum: Bu yaptığınız adil mi? Bu kadar sert müdahale şart mıdır? Gözaltına alınan öğrencilerle görüştüğümde özellikle emniyete götürülürken kameranın çekmediği her yerde polisin kendilerine sözlü ve fiziki taciz uyguladığını anlatıyorlar. Yani gençleri arabada dövüyorlarmış. Bunlar artık emniyetin rutinine dönüşmüş durumda. En önemlisi sivil polislerin tuttuğunu terörle mücadeleye götürüp tıkmaları. Yumurta atan da ‘Terörle Mücadele’ye götürülüyor, slogan atan da...
Bir yumurtayla iki sloganla yıkılacaksa bu devlet, yıkılsın varsın zaten...
Polis böyle de mahkemeler, okulların disiplin kurulları farklı mı? Eylemlere katılan öğrencilere orantısız ve ağır cezalar veriyorlar.
Bu kafa yapısını değiştirmemizin zamanı gelmedi mi? Bir öğrencinin otobüs parasını protesto etmesinin neresi terördür Allah aşkına...
İlla terör arıyorsanız asıl öğrencilere gösterdiğiniz bu toleranssız tavrın adı terördür.
Hem de kelimenin gerçek anlamıyla devlet terörüdür.

Densiz bir dipnot!
Dün bu gazetede hayli alıngan bir köşe yazarı “Bugüne kadar bu yarışta hiç olmadım” diye biten bir yazı yazınca aklıma geldi. Türk basınında magazinin ve dedikodunun âlâsını ‘Sabiha Deren’ ve ‘Berrin Cankat’ mahlasları ile yazan kimdi sahi?
Bu dedikodu yazarını aranızda hatırlayanınız var mı!