Atatürk de eski Atatürk değil!

Eyüp Can 'Ne oldu da bu yıl böyle oldu?' diye soruyordu. Dolandırmadan cevap vereyim. Bunlar hep Gezi işte...

Bazen bizim programlarda ekrana çıkardığımız bir konuk, sosyal medyada fırtınalar kopartabiliyor. Böyle anlarda gelen tepkilerden toplumumuzdaki önyargıları, tabuları, daha da vahimi iletişimsizliği çok rahat gözlemleyebiliyorsunuz. Geçen gece de 5n1k’da bu akşamlardan birini yaşadık. 10 Kasım’da Akit gazetesine ‘Olmasaydın da olurduk’ ilanını veren Sancaktar dergisi imtiyaz sahibi Eyüp Gökhan Özekin ile 10 Kasım’da Atatürk’e sitem dolu mektup yazan Nasuh Mahruki’yi 5n1k’da buluşturunca birkaç saat içinde sadece sosyal medyada konuyla ilgili atılan mesaj sayısı 10 bini buldu. Programın adı, ben, Nasuh, Eyüp Gökhan dünya listesinde TT olduk. Son zamanlarda artık gazı kaçmış kola kıvamına gelen Atatürk üzerine yapılan tartışmalar hiç bu kadar ilgi ve tepki çekmemişti. Neredeyse Engin Ardıç dışında hiç kimse Atatürk üzerine yazı bile yazmaz olmuşken inanın şaşırdım.

Evet, Atatürk’e bu yıl inanılmaz bir ilgi var. Yanlış anlaşılmasın, ilgi derken sadece olumlu ilgiden bahsetmiyorum, ‘olumlu’ ve ‘olumsuz’ bir ilgi var. Anıtkabir’i bir günde bir milyon kişinin ziyaret etmesini iyi okumalıyız. Zira bu yıl Atatürk’ü anma şekli diğer yıllardan oldukça farklı seyrediyor. Nasuh Mahruki’nin hayli militer mektubunu saymazsak Atatürk’e şikâyete giden ya da askerleri hükümete karşı kışkırtmaya kalkan tek bir pankart, slogan yoktu. Tam tersi, daha sivil, daha kararlı ve daha sessiz bir Atatürk anması yaşandı.

Radikal okurlarının gözünden 10 Kasım: Anıtkabir'e gittim çünkü...


Geçen akşam 5n1k’yı seyreden pek çok Atatürkçü sosyal medya kullanıcısı Eyüp Gökhan’ın görüşlerinden rahatsızlıklarını hayli sert cümlelerle dile getirirken, pek çoğunun görmediği Atatürk ile ilgili önemli bir algı ekranda ilk kez dile getiriliyordu. Eyüp Gökhan Türkiye’de kapalı kapıların arkasında, İslami hatta muhafazakâr yaşam tarzının bilinçaltında yatan Atatürk algısını ilk kez açık açık dile getiriyordu.
Bu algı şu andaki resmi ideolojinin duvarında asılı olan Atatürk portresi ile pek çok alanda taban tabana zıt bir algı...

Atatürk’ü neredeyse İslam düşmanı, gelenekleri yıkıcı gören, kızan, öfkelenen, bu yüzden hakaret etmekte, dalga geçmekte, en hafifi adını bile anmamakta ısrar eden bir algı.

Bu algı pek çok şehrin arka sokaklarında, ev toplantılarında, gizli yayınlarda zaten yıllardır vardı ancak Atatürk’ü koruma kanunu ve devlet iradesini aşamıyordu.

Ancak zaman değişti. Özellikle son yıllarda Atatürk’ün mirasının bir numaralı koruyucusu askeri vesayetin zayıflaması, hükümetin son yıllarda dini referanslara daha cesurca referanslar vermesi ve oluşan özgürlük ortamı bu sesin ortaya çıkmasını sağladı. Bu yüzden daha önce hemen hemen aynı şeyleri söyleyen Hasan Mezarcı kendini cezaevinde, sonrasında da akıl hastanesinde bulurken bugün Atatürk ile ilgili benzer sözleri sarf eden veya aynı iklimin insanları kendilerini devletin zirvesinin etrafında bulabiliyor.
Dün Başbakan Erdoğan’ın grup toplantısında Atatürk’ün adını anmadan devrimlerine yönelik sunduğu alternatifler işte tam da böyle bir iklimin iktidardaki yansımasıydı.

Eğer bir devletin zirvesinde ‘Mustafa Kemal’, ‘Gazi’ deyip, Atatürk’e Atatürk bile denilemiyorsa elbette düne kadar fısıltı gazetesinde Atatürk’e olan sevgisizliklerini dile getirenler artık ilanla dünya âleme duyurmakta herhangi bir sakınca görmüyorlar. Eyüp Gökhan’ın dile getirdiği de sadece buydu.

Ancak bu sözlere ve düşüncelere karşı oluşan tepki de eskisi gibi değildi. Düne kadar ne zaman bu tür Atatürk sevgisizliği duyulsa kaşlar çatılır, savcılar ayaklanır, askerler orduevinde toplanıp kara kara düşünmeye başlardı.

Bugün Nasuh Mahruki askerleri dolaylı olarak üstlerine düşeni yapmadıkları için suçlarken bile bir anda kendisini ‘darbeci’ olarak buluyor.

Devletin zirvesinde iklim değişti. Rüzgârlar farklı esmeye başladı.

Dün Radikal Genel Yayın Yönetmeni Eyüp Can “Ne oldu da bu yıl böyle oldu?” diye soruyordu.

Dolandırmadan cevap vereyim. Bunlar hep Gezi işte...

Evet, bunlar hep Gezi’nin sessiz sonuçları.

İnsanlar Gezi’de devletin tepesindeki bu değişime itiraz ediyorlardı. Şimdi getirdikleri itirazları sessizce görünür kılmaya çalışıyorlar. Zira biliyorlar ki artık kendilerinden başka hiç kimse yok. Şimdilik her türlü provokatif suni gündemlere kendilerini kaptırıp sokaklara dökülmeyecek kadar tuzakların farkındalar. Atatürk şahsıyla değil simgelediği yaşam tarzına müdafaayı sessizce Anıtkabir’e giderek dile getiriyorlar.

İlk kez kof bir sevgiye değil Atatürk’ün getirdiği yaşam biçimine sahip çıkmaya çalışıyorlar.

Atatürkçülük yeni bir çehreye bürünüyor. Ulusalcıların tepe tepe kullanmasından, askerlerin kendi vesayetlerine sırtlarını dayamasından bıkan kitleler Atatürkçülüğü başka bir boyuta taşıyorlar.

Bu yüzden ‘Olmasaydın da olurduk’ ilanını verenlere eski ezberlerden “Olmasaydı adınız Dimitri olurdu” diyen sabık ulusalcılara lafı hiç dolandırmadan “Senin Dimitri ile sorunun ne, ey faşist?” diyebiliyor.

Atatürk yeni bir anlama bürünüyor. Bu değişimi iyi okumak lazım...

Bu 10 Kasım'da ne değişti? İşte Radikal okurlarının görüşleri...