Balyoz yorgunluğu

Hangi görüşte olursanız olsun şu mahkemelere muhabir gönderin. Bize yaşananları adam gibi anlatsın...

80’li yıllarda uzman muhabirlik denilince akla adliye muhabirleri, sağlık muhabirleri, ekonomistler gelirdi. 90’lı yıllarda Ankara gazeteciliği ön plana çıktı. Hemen her gazetenin veya haber merkezinin Ankara’daki çeşitli siyasi partilerle ilgilenen muhabirleri vardı. Bu isimler o partinin içini dışını her şeyi bilir, kulis bilgilerini aktarırlardı. Hayatın ve siyasetin kalbi Ankara’da atardı. AK Parti’nin ilk döneminde eski partiler de tasfiye olunca Ankara’daki parti gazeteciliğinin de ipi çekildi. Muhabirler, editör yapılıp merkeze çekildi. Uzman gazetecilik yerini demeç gazeteciliğine bıraktı. ‘O şunu dedi, bu bunu dedi’den öteye geçmeyen yüzeysel, sığ bir gazetecilik anlayışı medyayı ele geçirdi. TV haberciliği bu içi boş demeç gazeteciliğinin sığ sularında boğuldu. Hâlâ da boğuluyor... Bugün ufuktaki anayasa değişikliği haricinde haberciler için (olağanüstü bir gelişme olmazsa) yeni bir şey gözükmüyor. Ankara’da belki durum böyle ama İstanbul’da bir yer var ki habercilerin ısrarla görmezden gelmesine rağmen oldukça hareketli günler yaşanıyor. Silivri’de Ergenekon davaları ve Balyoz davası birbirine paralel bir kurguda yürütülüyor. Zaman zaman ajans muhabirlerinin geçtiği tek tük haberler olmasa tamamen unutulmuş durumdalar. Oysa habercilik açısından altın yumurtlayan tavuk diyebiliriz. Türkiye’nin yakın tarihinin yargılandığı bu davada bir dönem ordunun üst kademesine hâkim olan ruh halini, darbe iddialarını, komploları, siyasetçiler ile ilişkileri, her şeyi ama her şeyi bulmak mümkün. ‘Vardiya bizde’ ile kocalarına sahip çıkan eşler, çocuklar mı istersiniz, mahkemeye bela okuyan generaller mi, siyasetçileri fişleyen albaylar mı? Dram, trajedi, komedi, ne ararsanız var. Gelin görün ki bütün bunları süzüp bizlere anlatacak, ilginç detayları not edecek, o gün davayı yorumlayacak uzman muhabirler yok. Üstelik önümüzdeki günlerde gündeme yeni davalar da gelecek. Üstelik 1991-1994 arasındaki olayları araştıran bir soruşturma Ankara’da yürütülüyor. Ayhan Çarkın’ın itiraflarının ardından çok büyük bir soruşturma ve mahkeme dalgası geliyor. En azından yaz boyunca bu davaları konuşacağımız kesin. O zaman daha ne bekliyorsunuz? Hangi görüşte olursanız olsun şu mahkemelere muhabir gönderin. Bize yaşananları adam gibi anlatsın... Anlatsın ki kim neden yargılanıyor, nasıl yargılanıyor ortaya çıksın. Unutulmasın.

Başkanlık kürsüsünde hesaplaşma

TBMM’nin açılışında bizi ciddi bir gerilim bekliyor. Bir yanda BDP’nin muhalif olacağız diyen milletvekilleri, diğer yanda başkanlık kürsüsünde yeni CHP’nin eski CHP’li ideoloğu Oktay Ekşi. Ortada fol yok yumurta yokken yeni bir gerilime hazır olmakta fayda var. Ekşi frakını giyip şimdiden hevesle pozlar veriyor ama o şapkanın içinden Sırrı Süreyya veya Leyla Zana kürsüye çıktığında ne çıkacağını bilmiyoruz. Seçim sonuçlarında AK Parti açık ara önde gelse bile Meclis’te AK Parti’yi by-pass eden bir siyasi krizle karşılaşabiliriz. Kemal Kılıçdaroğlu’nun eski CHP’yi temsil eden Oktay Ekşi’yi şimdiden uyarmasında fayda var. Bir de bakmışsınız, CHP yeni-eski hesabını TBMM kürsüsünde görmeye başlamış, bizim haberimiz yok.

Türkiye’de iyi şeyler de oluyor

-Mavi Marmara, Gazze’ye gitmekten vazgeçti. Aynı gerilimli filmi ikinci kez seyretmekten kurtulduk.
-Öcalan’ın avukatları ateşkesin uzatılması gerektiğini söylediler. En azından bu yaz barışı vurmasınlar!
-LYS soruları çalınabilirmiş, önlenmiş. Hayaldi, gerçek oldu!
-Seda Sayan, Rıza’yı affetmiş. “Bizde kimseye düşmanlık yok” diyor. Hangi Rıza mı? Nihat Doğan canım, gerçek adı Rıza’ymış!..
-Ünlü komedyenler filmden çok reklam filmi çekiyor. Açın Porsche’lerin, Masaratti’lerin önünü...
-Ankara’ya geçen perşembe deniz geldi. İstanbul’a pazartesi Amy Winehouse geliyor.

Angelina Jolie ve trajedi sirki

İtiraf edeyim, bazen kendimi Tuğba Ekinci’nin Tarkan’a sorduğu soruyu sorarken yakalıyorum. Ben de ünlülerin sanki göreviymiş gibi ‘yardım kampanyalarında’ yer almalarını istiyorum. Hele hele ünlü Hollywood yıldızı Los Angeles’taki malikânesinden kalkıp Türkiye-Suriye sınırına gelirken bizim ünlülerin her tür dramı, trajediyi ıskalayıp İstinye Park’ta araba görgüsüzlüklerini teşhir etmelerine sinir oluyorum. Sonra neyse ki kendimi frenleyip ünlü insanların trajedilerini duyurmak için felaket bölgelerine gittiklerinde ne gördüğümüzü düşünüyorum. Mesela Angelina Jolie dün Hatay sınırına geldiğinde dünya ne gördü? Ünlü ve güzel bir Hollywood yıldızının merhamet dolu büyük kalbini mi, yoksa 10.000 kişinin mağdur olduğu bir trajediyi mi? Net bir cevap vermekte zorlanıyorum. ‘Gösteri toplumunun trajedi sirki...’ diye bir cümle dökülüyor dudaklarımdan. Alelacele suçlulukla kendimi susturuyorum.

.