Barbarlar geldiğinde

İşte tam o an pijamalarınla kışın ayazında dımdızlak sokakta kaldığını fark edeceksin.

 

Aniden gecenin bir yarısı evini zangır zangır sallayan bir gürültü ile uyanacaksın. Sallanan yatakta korku ile doğrulup “Kâbus mu bu” diye düşüneceksin. Sallantı durmayıp o korku içinde büyürken fısıltıyla “Deprem oluyor” diyeceksin. Panikle yataktan kalkmaya çalışacaksın ama zor. Ayakta duramayacak kadar sallanacak bina. Bildiğin tüm duaları mırıldanmak ve tanrıya güvenini sınamak için uygun bir an! Şanslıysan evin yıkılmayacak. Telaşla ve pijamalarınla kendini sokaktaki insan selinin arasına atacaksın. Elektrikler kesik. İleride Maslak tarafında göğe yükselen kızıllığı göreceksin.
Yıllardır tanışamadığın alt komşun “Sanırım Maslak yanıyor” diyecek. Alelacele aldığın cep telefonu ölü bir fare gibi elinde kalacak. Hat yok. Hat yoksa sevdiklerin de yok. Birden karşındaki apartmanın çöktüğünü fark edeceksin. Tüm mahalleliyle beraber sen de demir filizlerinin fırladığı beton yığının üzerine çıkacaksın. Bir süre ellerinle betonu kazımaya çalışacaksın. Kazınmayacak. Komşun taksici Aydın’ın getirdiği pilli bir radyodan cızırtılı bir spikerin ağlak sesini duyacaksın. Boğazda suların çekildiğini, köprülerin yıkıldığını, viyadüklerin çöktüğünü şehirde büyük bir kaos yaşandığını söyleyecek.
Şaşıracaksın. “Bu benim başıma gelmez, gelemez...” cümlesi yine aklını delip geçecek. İşte tam o an pijamalarınla kışın ayazında dımdızlak sokakta kaldığını fark edeceksin. Mahallenin gençleri yıllar önce sokağın köşesine yerleştirilen deprem konteynirini hatırlayacak. Koşarak bir umut önüne gideceksiniz. Kilidi taşla kırıp açacaklar ki boş... Yıllar önce soyulmuş.
Yenik bir şekilde gidip kurtarma çalışmalarının yapıldığı binanın karşısındaki kaldırıma çökeceksin. Daha birkaç saat önce canhıraş televizyonda yankılanan ‘türban tartışmaları, resepsiyon krizleri’ Önder Sav’ın CHP ihtirasları, Kılıçdaroğlu’nun çektiği restler aklına gelecek. Sen o geceyi işte o acı gülümsemeyle hatırlayacaksın. Tarih ise ‘Büyük İstanbul Depremi’ olarak yazacak.

Eda Taşpınar’ın baltası
Ünlülerin evlerini dekorasyon dergilerine açmasının arkasında yatan ruh halini hep merak etmişimdir. İtiraf edeyim eleştirmek yerine bu ‘gönüllü özel alan teşhiri’ni büyük bir merakla izlemekten kendimi alamıyorum. Son kurban tescilli ikoncanımız Eda Taşpınar ve ‘baltası’. Taşpınar’ın sergilediği evinde “önemli kararları bu köşede alıyorum” köşesinde bir de balta var. ‘Önemli kararlar’ cümlesini okuyunca Eda Taşpınar’ın kafasındaki düşünme baloncuğunun içine girip “hayatındaki o önemli kararlar ne olabilir” diye yerinde düşünmeye başladım.
a) yarın ne giysem
b) akşama ne giysem
c) dün ne giymiştim
d) Bora’ya ne giydirsem
Bunları hınzır bir acımasızlıkla düşündükten sonra gözlerim Eda Taşpınar’ın “İsveç’ten aldım” dediği baltaya takıldı. Öyle böyle değil Conan’ın baltası gibi çift taraflı bir balta. Hayır bir elbise ile ‘kombin’lese olmayacak. Deniz Akkaya ile mesela Efe Önbilgin’in dün akşamki düğününe o baltayla gitse. Yok o da olmayacak! İçinden çıkamadım. Sizce Eda Taşpınar o baltayla ne yapacak? Bana yazın yarın ‘hakara makara köşesi’nde cevapları radikal.com.tr sitesinde yayımlayalım. Ama bir şartım var. Taşpınar bu hamlemden sonra baltayı bana karşı kullanırsa sorumlusu sizsiniz.

CHP’nin dansöz genel başkanı
Salih Memecan Kılıçdaroğlu’nu dansöz gibi çizmiş. Herkes “Salih Memecan nasıl böyle bir şey yapabilir” diye soruyor. Bal gibi yapabilir. İster Kılıçdaroğlu’nu dansöz gibi çizer, ister MHP liderini, isterse başbakanı... Kimsenin kızmaya hakkı yok. Başbakanlar, muhalefet liderleri, Genelkurmay başkanları her şekilde çizilebilir. Demokrasi ise demokrasi budur. Memecan’ın eşinin AKP milletvekili, kendisinin ise kimine göre ‘yandaş’ olmasından daha önemli bir kusuru var: Komik değil. En az CHP Gençlik Kolları’nın son sergisi kadar kötü bir espri! Asıl merak ettiğim Kılıçdaroğlu’nu dansöz olarak çizen Salih Memecan dün Kılıçdaroğlu’na karşı imza toplayan Önder Sav’ı nasıl çizecek. Gel de gül...

Hakiki vicdan sahiplerini araştırma komisyonu
Abdullah Öcalan’ın ilk günden beri barış için bir isteği var. “Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulsun” diyor. “Bebek katili ne hakla bir şey ister” seviyesinde meseleyi ele alanların tüylerini diken diken eden bir istek. Zaten bu yüzden komisyonun içeriğini tartışma aşamasına gelemedik. Oysa tam da Radikal ‘Savaşma Konuş’ kampanyasını açmışken bu komisyonunun işlevini de konuşabiliriz. Öcalan “Komisyon kurulsun” derken aklında olan doğal olarak sayıları 5000’i aşan Güneydoğu’daki faili meçhul cinayetler. “Bunlar bulunmasın” diyen zaten aptaldır. Peki bu komisyon Hakkâri’de imamı vuranları da araştıracak mı? “Taksim’deki canlı bombaya kim 3 ay önce kendini imha etme emrini verdi” sorusunu sorabilecek mi? 

Kuru özür yetmez
Daha bitmedi; geçen hafta köy minibüsünde yola çıkan ve havaya uçurulan 7 köylünün sorulmayan hesabı var. Önümüzde öyle kuru bir özür ile geçiştirilemeyecek kadar çok örnek duruyor. Faili meçhullerin faillerinin ortaya çıkarılmasını savunmak bu devirde ucuz liberallik. Asıl zor olan failleri malum olan sivillere yönelik kanlı saldırıların faillerini komisyonun önüne getirmek. Bunu sonraya bırakırsanız, komisyon fikrini de ‘Hakiki Vicdan Sahiplerini Araştırma Komisyonu’na havale edebilirsiniz.