Barış sürecini nasıl pamuklara sarar sarmalarız?

Biz Kürt meselesini konuşurken Kıbrıs konusunun taa Oslo'da bu kadar ısıtıldığını bu vesileyle öğrendim.
Barış sürecini nasıl pamuklara sarar sarmalarız?

Geçen günlerde Oslo’da barış süreçlerini yöneten ve yönlendiren isimlerle bir dizi söyleşi gerçekleştirdim. Aklımın bir kenarında Türkiye ile PKK arasındaki Oslo sürecini yöneten kişileri bulmak vardı. Akademisyeninden diplomatına konuştuğum kişilerden barış süreçlerinin nasıl ilerlemesi gerektiği hakkında son derece ilginç bilgiler öğrendim. Bizim barış sürecinde zaman zaman yaşadığımız aksaklıklar adına aklımızda tutmamız gereken bu önemli bilgi, deneyim ve tavsiyelerin bir kısmını bugün sizlerle paylaşmak istiyorum.

Oslo’da ilk olarak Norveç’in en güçlü düşünce kuruluşlarından biri olan NUPI’nin kapısını çaldım. Dr. Henrik Tune NUPİ’nin Ortadoğu ve Afrika programları başkanı. “Süreç devam ederken nasıl bir krizde tamam buraya kadar, bu iş burada bitti denir?” diye sordum. Cevabı ilginçti: “Hiçbir zaman demezler. Bazen görüşmeler tıkandığında ‘Tamam, görüşmeler bir yere gitmiyorsa durup bekleyeyim. Barış görüşmeleri şimdilik askıya alınsın’ der. Burada işte sabır devreye girer. Örneğin Kolombiya örneğinde olduğu gibi barış süreci uzun süre uykudaydı. Sahadaki bazı olgular değişti ve süreç yeniden uyandı. İşte burada Norveç’in sürece çok çok uzun süre bağlı kalmadaki akılcılığı ve metodu devreye girer. Sahadaki olguların değişmesine ve yeni başlangıçlara, dolayısıyla sonuca varmaya müsaade etmiş olur.”
Oslo’daki ikinci durağım Norveç Dışişleri Bakanlığı oldu.

Torgier Larsen, Norveç Dışişleri Eşbaşkanı, ona sorum ise bu tür görüşmelerin en zor olan kısmı ile ilgiliydi. “Yıllarca birbiriyle savaşmış tarafları masaya oturttuğunuzda en çok hangi kısımda zorlanılır?” soruma bakın nasıl cevap verdi: “Genel olarak pek çok zorluk var ve bu zorluklardan biri de mağdurlar. Çatışmalarda yakınlarını, çocuklarını, oğullarını, babalarını kaybedenler. Düşman olan bu insanları güven çatısı altında birleştirip konuşturmak kendi başına zaten oldukça çetin bir şey. Kimileri bütün sürecin yıkılmasını istiyor, çünkü sürece inanmıyorlar. Bu da zorluklardan biri ve bir sürece girdiğinizde anlaşma yapmak bir adımdır ama daha sonra bunu gerçeğe dönüştürme safhası gelir. İşte asıl zor olan iş burada başlar. Anlaşmayı bozmak isteyenler olacaktır, anlaşmanın başarısız olması onların çıkarına olacaktır. Sonuçta bu bir statüko sorunudur da; çünkü siz statükoyu değiştirirseniz güç dengeleri de değişir. Elinde gücü olanlar gücünü kaybederler ve güç yeni kişilerin eline geçer. Böyle olduğu zaman durumu dengelemeniz gerekir. Bu zorluğu aşmak için de güvene ihtiyaç vardır. Uzun süren süreçlerde güveni daim kılmak çok zordur.”

Dışişleri Bakanlığı’nda görüştüğüm ikinci diplomat Ture Lyndh, Filipinler-Moro İslami Kurtuluş Cephesi resmi görüşmecisi. Ona da “Sizce bir sürecin başarılı olmasında belli bir zaman hedeflenir mi? Örneğin 3 yıl içinde bu sorunu çözerseniz bu bir başarıdır. En fazla 5 yıl sürmeli gibi zamana dayalı bir başarı kriteri var mı?” diye sordum. Şöyle cevap verdi: “Bence başarı kriteri çok önemli bir tartışma konusu. Benim için zaman sınırı, bitiş tarihi gibi bir şey olamaz. Norveç masada üçüncü taraf olarak son derece sabırlıdır. Peki, bu konuşmalarda başarı göstergesi nedir? Yüz milyon Filipinlinin hayatını iyi yönde etkileyecek  bir gelişimdir. Kâğıt üzerine atılmış bir imza barış değildir. Bir karara varmak sadece yolun yarısıdır. Bu kararları hayata geçirmek, sosyal ve ekonomik reformları yakından izlemek, siyasi ve kurumsal gelişmeler, iki tarafın da istediği yönde ilerleyen sosyal gelişmeler bir tarih ve bir imzadan çok daha önemlidir.”

Oslo’daki söyleşiler sırasında konuştuğum en ilginç isim, kuşkusuz PRIO adlı düşünce kuruluşunun başındaki Dr. Kristian Harpviken’di. “Bir barış görüşmesinde en iyi yöntem sizce nedir? Bu tür görüşmeler gizli mi yapılmalıdır yoksa halka açık mı?” sorumu bakın nasıl yanıtladı. “İşte bu, barış görüşmelerinin en büyük ikilemidir. Ve barış görüşmelerine katılma süreci ve bunun özellikle ilk safhaları zorlu geçer. Eğer halka açık olacaksa tabii bunun riskleri olabilir, diğer yandan gizli olduğunda tam olarak anlaşılmamış bir anlaşmaya ve bu yüzden tamamlanmamış bir anlaşmaya imza atarsınız. O yüzden bu sorunun tek bir cevabı yoktur. Ama şunu söyleyebilirim ki barış pazarlıklarının maddeleri halka iyi bir şekilde anlatılmalıdır. Ve en ideal olanı da geniş gruplar halinde insanlara danışmaktır. Bunu pek çok farklı barış sürecinde görebilirsiniz. Sivil halktan temsilciler, işçi sendikalarından temsilciler, meyda ve entelektüellere sadece fikir verilmemeli, onlar sürece bizzat danışmanlık yapmalıdırlar.”

Asıl ilginç olansa Dr. Kristian Harpviten ile söyleşimiz bittiğinde yaşananlardı. Giderken Harpviten bana masanın üzerinde duran bir kitapçığı uzattı. Kıbrıs’ta Rum ve Türk tarafları arasında başlayacak görüşmeleri özetleyen bir rapordu. Biz Kürt meselesini konuşurken Kıbrıs konusunun taa Oslo’da bu kadar ısıtıldığını bu vesileyle öğrendim.

Asıl bomba buydu sanırım.