Başbakan 'O ses Türkiye'ye konuk olsa!

Başbakan ya da cumhurbaşkanı olmak da şart değil. Bakanından müdürüne kadar devlet görevindeki herkesin etrafı tuhaf bir kalabalık ile kuşatılıyor.

İnternette çok matrak bir video seyrettim. Yok yok, o iki kafadarın bir koç ile beraber yaptığı araba yolculuğundan bahsetmiyorum. O da komik ama benim bahsettiğim videoda olaylar Rusya’da geçiyor. Anlaşılan bizdeki ‘O Ses Türkiye’nin bir de ‘O Ses Rusya’ versiyonu var. Videoda arkası dönük jüri üyelerini görüyoruz. Sunucu yeni yarışmacıyı anons ediyor ve ne görsek beğenirsiniz, sahnede Putin şarkı söylemeye başlıyor. Jüri üyeleri şarkıcıyı beğenip kırmızıya basıp koltuklarını döndürdüklerinde Putin’i görünce şok yaşıyorlar. Elbette sonradan bu videonun bir kurgu hilesi ortaya çıkıyor. Aslında Putin’in bir yardım etkinliğinde söylediği şarkının montajlanarak jüri üyelerinin videoları ile bir araya getirildiğini öğreniyorsunuz ama olsun, hayali cihana değer! Şen bir kahkaha atmaktan yine de kendinizi alamıyorsunuz.

Biz nicedir böylesine esprili siyasetçi-sanatçı buluşmalarını unutmuş durumdayız. Siyaset epey bir zamandır surat asılarak yapılan, birilerinin birilerini azarladığı ya da kürsülerden uzun uzun söylevler çektiği bir ‘iş’e dönüşmüş durumda.

Geçen yıl BBC’de ilginç bir programa denk gelmiştim. Londra’ya ilk gittiğim günlerdi. James Bond filminin galası yapılmış, vizyona giriyordu. İşte böyle bir atmosferde İngiltere Başbakanı Cameron bir-iki komedyen ile birlikte özel bir programa katılmış, şen şakrak (sıradan bir insan gibi) film üzerine hakara makara çeviriyordu. İlk gördüğümde tuhaf gelmişti. Öyle ya, bir başbakanı karşısında inci gibi dizilmiş gazetecilerin dışında bir program görmeyeli neredeyse 10 yıldan fazla olmasının getirdiği bir ezber ve alışkanlık vardı. Programı izledikçe asıl tuhaf olanın bizdeki durum olduğunu anlamam uzun sürmedi.

Geçen yıllarda ‘Başbakan’ın 24 saati’ adında bir belgesel için Başbakan Erdoğan ve ekibi ile bir tam gün geçirmiştim. Orada da fark ettiğim ilginç bir durumu anlatayım. Mesela Başbakanlık konvoyu kırmızı ışıkların durdurulduğu, polislerin yolu açtığı şehir içinde ışık hızında gidiyordu. En uzak mesafeler 20 dakikada alınıyor ve eğer konvoya takılmayı başaramazsanız aynı mesafeyi en az 2 saatte kat etmeniz mümkün olabiliyordu. Bir yerden bir yere yetişiliyor, açılıştan açılışa gidiliyor, binlerce kişiye hitap ediliyor ama neredeyse hemen herkes teğet geçiliyor, aslında hiç kimseye, hiçbir şeye dokunulmuyordu.

Bugün Türkiye ve Rusya gibi ülkelerde Başbakan’a ulaşmak ne yazık ki dünyanın en zor işi.
Başbakan’ın halka ulaşması da miting ve açılış kürsülerini saymazsak oldukça zor gözüküyor. Başbakan’ın gözüne girmek için yapılan çakma belgeseller ya da aşırı dozda yıkama yağlama programlarının da işe yaramadığını görüyoruz. Bu programların tüm zorlamaya rağmen ne yazık ki reyting listelerinde ilk yüze bile giremediği oluyor.

Ulusa sesleniş bantlarının reytingine baktığınızda, bütün kanallarda yayımlansa bile, yine neredeyse hiç kimsenin izlemediğini görüyorsunuz.
Cumhurbaşkanlığı Köşkü’nde de benzer bir devlet şatafatının yalnızlığı yaşanıyor. Ne yazık ki bir halk adamı olan Abdullah Gül’e ‘Köşk’e çıktığından beri bir haller oldu. ‘Köşk’e kapandı. Ne halkın Cumhurbaşkanı’na ulaşma ihtimali var ne de gazetecilerin... Arada bir ortaya karışık öğle yemeklerinde seçilmiş insanlarla bir araya gelmese neredeyse ‘Köşk’te tek başına’ adındaki bir Türk filminin kahramanı ile karşı karşıyayız. Devlet geleneği ne yazık ki Abdullah Gül gibi bir halk adamını bile çakma bir devlet aristokrasisinin yüksek duvarları ardındaki yalnızlığa hapsedebiliyor.

İlla başbakan ya da cumhurbaşkanı olmak da şart değil. Bakanından müdürüne kadar devlet görevine geçen herkesin etrafı tuhaf bir kalabalık ile kuşatılıyor.

Gelin görün ki ‘vatandaş’ yöneticilerin etrafını doldurunca ‘halka’ ne yazık ki yer kalmıyor!
Dün Yeni Şafak gazetesinde Osman Özsoy da bu duruma dikkat çeken bir yazı yazdı. Bakanların yanındaki koltuğu kapmak için işgüzar bürokratlardan açgözlü işadamlarına kadar verilen mücadelenin sefaletini pek bir güzel anlattı.
Anlayacağınız halkın seçtiklerinin halktan koptuğu bir tuhaf devlet adamlığı portresi ile karşı karşıyayız.
Başbakan Erdoğan’ın gönülden sevdiğini bildiğimiz Acun’un ‘O Ses Türkiye’ programına katılıp ‘Beraber Büyüdük Biz Bu Yollarda’ şarkısını söyleyip, Hadise ya da Ebru Gündeş’in arkasını döndüğünde şok geçirmesi büyük bir fantezi olabilir ama böyle bir şeyin asla olmayacağını bilmemiz de bize bambaşka bir şeyin ipucunu vermiyor mu?
Tıpkı bir dünya lideri olan Obama’yı komedi programında kendisiyle dalga geçerken gördüğümüzde şaşırmayıp bir başka dünya lideri olan Putin’i ‘O Ses Rusya’da şarkı söylerken görünce şaşırmamızın başka bir nedeni olması gibi...
Neyse durun, ben en iyisi size koç ile araba yolculuğuna çıkan iki kafadarın videosunu anlatayım...