Başbakan'ın dokunulmaz adamları

Bugün itibariyle devlet kriziminde yargı da hükümet de polis de geri adım atmıyor.
Başbakan'ın dokunulmaz adamları

MİT krizinde durum gittikçe tuhaflaşıyor. Bugün itibariyle meşhur ‘devlet krizimizde’ etrafımızda olan biteni kısaca özetlersek;
* Savcı Sarıkaya’nın MİT yönetecileri ile ilgili kararı nedeniyle görev yeri değiştirilse de savcılar kararlılıklarından bir milim geri adım atmadı. Sarıkaya ne dediyse aynısı savcılık makamı basın açıklaması ile arkasında durdu. 

* Hükümet de geri adım atmadı. MİT’çileri savcılara vermeye niyetli değiller. 

* Polis de ileri adım atmıyor. MİT’çi yöneticilerin hakkında yakalama emri olsa da uygulamıyor. 

* TBMM ise bugün hızlı bir adım ile bütün bu kaosu kılıfına uydurmak için yasal düzeltmeye gidiyor. 

Etrafımızda olan biteni değerlendirirken iki önemli gelişmeyi de ıskalamamak gerekiyor. İlki Ekrem Dumanlı ve Zaman gazetesi yazarlarının duruşu. Onlar ortada herhangi bir kavga olmadığının özellikle altını çiziyorlar. İkincisi ise Fethullah Gülen’in Başbakan Erdoğan’ın ameliyatı ile ilgili yaptığı açıklama. Bu açıklamayı okuyan hiç kimse ortada bir kavga olduğuna inanamaz zaten.
Peki ama zirvelerde kopan bu kıyamet ne o zaman!
Böylesine bir ortamda benim ‘Yangından MİT Kaçırma Yasası’ adını taktığım yasa apar topar meclise getirilip ‘Başbakan’ın Dokunulmaz Adamları’ adını verebileceğimiz bir şekilde geçirilmeye uğraşılıyor. Aklın mantığın almayacağı bu gecekondu düzenleme hukuka nasıl uydurulacak bilen yok. Uydurulsa bile bu tartışmayı bitirir mi (bakın ben de genel istek üzerine kavga demiyorum artık) bundan da hiç emin değilim. Zira bu yasal değişikliğin tam tersi ‘devlet içinde dokunulmayan yeni bir mini devlet’ yaratır endişesi beni de kara kara düşündürüyor. Bir film adı gibi söylersek; ‘Dokunulmazlar!’ yeni bir zümre olarak devletin içinde kendilerine yer bulacaklar . Bu ülke yıllarca ne çektiyse işte bu dokonulmazlık zırhlarından çekti. Kimi bu dokunulmazlık zırhını bir numara, bir zümre ya da bir katakulli ile kazandı, kimi yasayla, kimi silahla bu zırhı üzerine geçirdi. Sonuç değişmedi. Devletin içinde ne zaman birileri bu dokunulmazlık zırhını giydiyse, şeffalık rafa kaldırıldı. Şeffalık rafa kaldırılınca da ortalığı toz duman, komplo momplo, kan revan sardı.
Diğer bir tuhaflıkta askerler yasalar zoruyla şeffaflaşırken, MİT yasal değişiklikler yapılarak kapılarını kapatıyor. Üstelik de üzerinde fazla tartışamadan, konuşamadan yani düşünemeden. Bu arada gündemde olduğu için sürekli MİT’İ ağzımıza doladık. Bu köşeyi yakından takip edenler bilir Jitem’den Emniyet İstihbarat’a ve elbette TİB’e kadar istihbari kuruluşlarının denetlenmesinin ve içerik olarak olmasa da çalışma biçimleri ile şeffalaşmasının ve hesap sorulabilir olmasını savunuyorum. Bu yasal düzenleme sonrasında uzaklara dalıp ‘Karadeniz’de şu bizim gemiler batar mı?’ endişesi ile dalıp gitmem biraz da bu yüzden…

Kahramanlık işin kolay yolu!
Öylesine kutuplara ayrılmış bir dönemden geçiyoruz ki safınızı iyi seçerseniz hemen birilerinin kahramanı ve diğerlerinin düşmanına dönüşebilirsiniz. Bunun için uzun uzun muhalefet etmenize, hayat biçimi olarak yaşamanıza ya da tutarlı olmanıza bile gerek yok. Değişen gündemin içinde düşman diye birilerini belleyip kerteriz olarak bir noktayı gözünüze kestirdikten sonra ‘dön baba dönelim’ kimsenin umurunda değil. İşte bu yüzden bu dönem asıl zor olan aklıselimi kaybetmeden, ne yaptığını bilerek, mesleki ilkeler ile adımlar atabilmekte. Zira mağdurlarla mağrurların birkaç günde yer değiştirdiği bir santranç tahtasında kahraman olayım derken bir de bakmışsınız madara olmuşsunuz, ağlayanınız yok. Böylesine dönemlerde birilerinin gazına gelmek, ‘yürü be koçum’ sıvazlamaları ile hareket etmek ve ‘sonunu düşünen kahraman olmaz’ tiratları ile bilenmek işin en kolay yolu. Üstelik asker, istihbaratçı, politikacı, savcı hatta gazeteci olmanız da fark etmiyor. Asıl mesele böylesine bir kaosun ve kavganın arasında zaman zaman ayaklarınız çamura batsa da diz çökmemekte, vicdanınızın kıblesini kaybetmemekte. Her şeyin bir bedeli var. Gitmek işin en kolayı, zor olanı sabrının yetebildiği kadar kalabilmekte. Türkiye’de her kurum mensubunun ayrı bir sınava çekildiği bir geçiş dönemini yaşıyoruz. Gerçek kahramanların adını bugünün şakşakçıları değil tarih yazacak.

Oslo görüşmeleri oltanın ucundaki yem miydi?
İstihbarat dünyasında olan biteni tam olarak anlamasak da birilerinin çok planlı ve programlı hareket ettiğine inancım artıyor. Düşünsenize Oslo görüşmeleri sızdırıldığında ortada ne kadar da ılımlı bir hava vardı. Ben dahil pek çok yorumcu Hakan Fidan ve Afet  Güneş'in devlet yöneticisi tavrını takdirle karşılamıştık. Aradan geçen aylar aynı kasetleri farklı bir amaç ile dinleyen savcıların ne kadar zıt yorumlayabileceğini bize gösterdi. Dünün kahramanları bugünün mağdurlarına hatta potansiyel suçlularına dönüştüler. Oysa sızdırılan Oslo kaseti hâlâ aynı kaset. Dün alkışlanıyordu, bugün soruşturuluyor. Barış Manço’nun ‘kendimi hıyar gibi hissediyorum’ şarkısını hatırlarsak, siz de kendinizi bazen sazan gibi hissediyor musunuz?