Başkalarının kazaları!

Bu bayram trafik kazalarında 86 vatandaşımızı kaybettik. Normal şartlarda herhangi bir ülkede milli yas ilan edilebilir.
Başkalarının kazaları!

Siyaset nedir? Hükümet ne iş yapar? Bu basit soruları uzun zamandır kendimize sormadığımızı düşünüyorum. Bir insanın en temel hakkı yaşamaktır. Siyaset ve hükümetlerin sanırım masanın üzerindeki her şeyi bir kenara itip yapması gereken ilk şey, vatandaşlarının yaşam hakkını garantiye almaktır. Sonrasını tartışabiliriz ama bu sanırım siyaset anayasasının değiştirilmesi bile teklif edilmemesi gereken ilk maddesi olmalı değil mi? DEĞİL.

Bu bayram trafik kazalarında 86 vatandaşımızı kaybettik. Normal şartlarda herhangi bir ülkede milli yas ilan edilebilecek yükseklikte bir rakam. Oysa hiç de öyle hüzünlü bir hava yok ortalıkta. Tam tersi, sanki ‘ölenler öldü, kalan sağlar bizimdir’ havasında, gündemlerimiz kendi ritmi ile akıp gidiyor. Peki, bu 86 kişi ölmeyebilir miydi? Tamamını olmasa bile pek çoğunu belki de kurtarabilirdik. Aldırmadık. Kader gibi kabullendik. Alın yazısı belledik, yine görmezden geldik. Biz politikayı, hükümetleri, bakanları, müdürleri, valileri hep siyasetin ezberletildiği yanlış simgelerle okuduğumuz için herhangi bir Batı ülkesinde bakanların istifa etmesini gerektirecek ya da mesela Japonya’da onurlu bir valiyi harakiri noktasına getirebilecek bu ölümleri artık Doğuluların tevekkülü ile karşılıyoruz. Konu trafik kazaları olunca affedersiniz milletçe çaresiz koyunlara dönüşüveriyoruz. Bu yüzden her bayram, bizler için kurbanı biz olduğumuz bayramlara dönüşüyor. Ölen öldüğü ile kalıyor, “Bana çarpmayan araba bin kişiye çarpsın, kimin umurunda!” kafası sarmış dört bir tarafımızı.

Her bayram olduğu gibi bu bayram da milyonlarca insanın bir şehirden bir başka şehre harekete geçeceği bilinmiyor muydu? Bal gibi biliniyordu.
Peki, sizce mesela Ankara’da bir bakanlığın adresini bilmediğimiz bir odasında bu tür trafik kazalarını önlemek için bir-iki yetkili, günler öncesinden başlayan bir tedbirler paketi hazırlamış mıdır? Veya bu trafik kazalarını engellemek, azaltmak için herhangi bir strateji belirlenmiş midir?
Mesela karayolları haritalarını bir masanın üzerine açıp TEM’de 15 kilometreyi bulacak kuyrukları engellemek için bir plan-proje, yeni bir fikir üreten bürokratlar çıkmış mıdır?

Bilançoya baktığımızda kestirmeden HAYIR cevabını yapıştırabiliriz.

Diyelim onlar yazın rehavetinden böyle bir şey düşünmeyi akıllarına getirmediler; peki, siz hiç gündemine trafik kazalarını alan bir muhalefet partisi gördünüz mü?

“Bu 86 vatandaşımızın ölmesi normal değildir, ey İçişleri Bakanı, ver bize bunun cevabını” diyen bir muhalefet lideri duydunuz mu?

Yok, duymadınız.

Kamu spotunun yararı

Dedim ya, siyaset bizim için çok daha büyük sözcüklerle yapılan bir ‘iş’. Trafik kazaları gibi ‘sıradan’ hatta ‘sıkıcı’ bir konu hakkında kimsenin ne tedbir alacağı ne de hesap soracağı var.

Elbette ‘kamu spotu’ denilen saçmalıkları unutmazsak! Son dönemlerde hükümete yakın (yandaş demiyorum bakın) yapımcılara bol kepçeden yaptırılan, ne işe yaradığı bilinmeyen kamu spotlarını sanırım görmeyenimiz kalmadı. Toplumlar, televizyon yayıncılığı almış başını gitmişken güya bu sıkıcı ve didaktik kısa filmler ile halkımız pek çok konuda bilinçlendiriliyor. Yapımcıların bol kepçeden para kazandığını tahmin ettiğim bu yapımlar Kuzey Kore gibi tek kanallı ve zamanın 50 yıl geriden geldiği bir toplumda kuşkusuz işe yarayacaktır ama Türkiye gibi alıp başını gitmiş bir toplum için zaman kaybı ve para israfından başka bir şey değildir.

Bu bayram (Allah korusun) bir AVM’ye düzenlenen saldırıda 86 vatandaşımızı kaybetseydik muhtemelen Türkiye’de milli yas ilan edilebilirdi. Ancak aynı 86 vatandaşımızı Türkiye’nin farklı karayollarında tek tek ya da beşer-onar kaybettiğimiz için vur patlasın çal oynasın eğlence devam ediyor.

Biliyorsunuz, en büyük dertlerimizden biri, ‘Türk arabası yapacak mıyız yapmayacak mıyız?’ Türkiye karayollarında giden arabaların güvenli bir şekilde bir şehirden bir şehre ulaşması kimsenin umurunda değil.

Bayramlarda ölmemek

Trafik şubesi neredeyse Emniyet Teşkilatı’nda bir sürgün yerini andırıyor. İçişleri Bakanlığı Emniyet Genel Müdürlüğü, trafik kazaları sanki sorumluluk alanlarında değilmiş gibi, umursamazca davranıyor. Hayatımızın büyük bir kısmı, büyük şehirlerde trafik sıkışıklığı içinde, bu sorumsuzluk nedeniyle tükenip giderken kimsenin söyleyecek yeni bir cümlesi ufukta gözükmüyor.
Bayramlarda ölmeyebilirdik. Hepimizin hayatını ilgilendiren trafik, gündemimizin daha üst sıralarında olabilirdi. Gelin görün ki siyaset dediğimiz ‘şey’ öylesine saçma sapan simgelerin etrafında dönüp duruyor ki hayatlarımızı ilgilendiren bu tür önemli konulara bir türlü sıra gelmiyor.
Torpille alınmış bir ehliyet, bakımı yapılmamış bir araç, denetleme yapmayan polisler, altyapısı eksik ya da hatalı yollar, olağanüstü dönemlerde hiçbir tedbir almayan bürokratlar ve bütün bunları gündemine almayan bir ülke...
Sanki bu kazalar hep başkalarının başına geliyor gibi değil mi?