'Bavul'dan hediye olur mu?

Her iki taraf da kendi savcıları, polisleri, hukukçuları ile bizlere her şeyin hukuka uygun olduğunu anlatma peşinde.

Bu kavga hayırlı bir kavga. İster devlet içindeki paralel devleti çıkartmak amacıyla olsun isterse iddia edildiği gibi milyarlarla ölçülen yolsuzluk operasyonları ile ligili olsun fark etmez. Kimi destekliyorsanız destekleyin, kimin tarafında olursanız olun bu kavga uzun vadede ‘Türkiye için hayırlı bir kavga!’

Kavgada kim kime gol attı meselesine geçmeden önce ilk olarak samimi bir soru soracağım: Allah aşkına en son ne zaman bir arkadaşınıza çanta içinde kitap hediye götürdünüz? Ya da mesela bir arkadaşınıza yaş gününde, yılbaşında ya da özel bir gününde hediye olarak bavul almışlığınız var mı? Sizi geçtim şöyle bir etrafınızı yoklayın, eşinizin dostunuzun arasında bu sorularıma ‘evet’ cevabını veren tek bir kişi bulabiliyor musunuz?

Bir işadamı, bir kurye, bir soruşturma bizlere bu konu hakkında bambaşka bir şey söylerken Başbakan Erdoğan bunun hayatın normal akışına uygun olabileceğini söylüyor. Kitapların bomba olabileceğini düşünüyorsanız bir işadamının bir bakanın oğluna hediye olarak bavul hediye edebileceğine de inanabilirsiniz… Ancak buna herkesin inanmasını beklemek, bakın bu mantığı geçtim aklımıza hakaret ve haksızlık olur.

BAŞBAKAN’IN OĞLU DOKUNULMAZ MI?

Başbakan Erdoğan’ın oğlunun da adının geçtiği bir yolsuzluk soruşturması dün savcının elinden alınıp bir başka savcıya verildi. Bunun ne anlama geldiğini artık hepimiz biliyoruz değil mi?
Zaten yolsuzluk soruşturmasını yürüten savcıya polis direniyordu. Hatta direnmeyenlerden (çaycı dahil) 400 tanesi birden başka yerlere sürülmüştü. Başbakan Erdoğan, gazetecilere verdiği demeçte oğlunun başında bulunduğu vakfın, imar tadilatı için Ak Parti belediyesine başvuru yapmasını da gayet normal ve olağan karşılıyordu. (Diğer iddiaları geçiyorum!) Bu yüzden bu hamle eminim onu da rahatlattı. Belki de Başbakan Erdoğan’ın iddia ettiği gibi ortada şüphe uyandıracak bile bir şey yoktu ancak bu haliyle bundan sonra ortada bu konuyla ilgili her zaman şüphe uyandıracak bir tortu kalacak. Ama elbette şu son bir haftadır yaşadıklarımız, 4 bakanın istifa etmesi, 10 milyar dolarlık yeni bir yolsuzluk dosyasının olduğu iddiası hangi nedenle yapılıyor olursa olsun Deniz Feneri kadar kolay ve çabuk unutulmayacak.

HUKUK YERLERDE SÜRÜNÜYOR MU?

Daha önce defalarca söylediğim gibi yeni iç düşman olarak muhtemelen dün MGK’da cemaatin adı net olarak konulacaktır. Zaten konulmasına da gerek yok; o, işin sadece teferruat kısmı. Bakanlar kurulu, İstanbul Emniyet Müdürü, Adalet Bakanı’nın profillerine bakarsanız hükümet bu konuda sonuna kadar mücadele kararını çoktan almış gözüküyor.
Yakın bir zamanda hükümetin bütün bu soruşturmaların arkasında olduğu iddia edilen paralel devlet ete kemiğe büründürülüp soruşturmalar, sabah baskınları ve davalar ile önümüze konulacak. Varsa konulmalı da… Devlet içinde devletin kim olduğu açıkça ortaya çıkartılmalı. İşin ilginç yanı Gülen cemaatinin önemli isimlerinden Hüseyin Gülerce de bu düşüncede ki hemen her gün sıraladığı 3 maddenin bir tanesi “Devletin içinde paralel devlet olmamalı” oluyor.
Gelin görün ki yolsuzluk soruşturmalarının kapatılmasıyla ortaya çıkan ‘şüphe’nin bir benzeri bu sefer paralel devlet soruşturmalarında ortaya çıkacak.
Eğer şu günlerde ortak bir müşterekte birleşeceksek sanırım o hukuku herkesin kendi hesabına göre kullandığı gerçeği olabilir. Her iki taraf da kendi savcıları kendi polisleri kendi hukukçuları ile bizlere her şeyin hukuka uygun olduğunu anlatmaya çabalıyor.
Oysa hukuk tam da bu eğilip bükülebilir hali ile yerlerde sürünüyor.

SİYASİ KRİZ EKONOMİYİ VURDU MU?

Bir işadamı arkadaşımla bunları konuşuyordum. Bir ara masadan kalktı, gitti… Birazdan geldi “Hayırdır?” dedim. “Bankaya gittim paramı dolara döndürdüm” dedi. Şaşırdım. “Yahu konuşuyorduk nereden çıktı şimdi bu” diye sordum. “Dün Garanti Bankası Genel Müdürü Ergün Özen’in 2014 yılı tahminleri ile şu senle konuştuklarımızı alt alta koyunca ‘Bu gol bu kaleden bu yıl çıkmaz’ diye düşünüp hemen TL’den çıkmaya karar verdim” dedi. Bir şey diyemedim. Türkiye’nin ekonomik tabloları, dünya ekonomisinin genel gidişatı zaten Türkiye’yi bir krizin vuracağını bize söylüyordu. Yani tıpkı Gezi olayları sonrasında olduğu gibi bu ekonomik kiriz de içerideki kaostan çıkmadı. Gelin görün ki içerideki kaos bu krizden çıkma psikolojisinden bizi çıkarttı.

Şu anlattıklarıma bakıp tek bir şey söylemek geliyor içimden. Bizim en büyük düşmanımız biziz, emin olun bundan.