'Beni öldürmek iyi bir şey değildir'

Muhsin Kızılkaya'yı ben en çok sivil siyasete soyunan BDP'ye emanet etmek isterim.

Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki insan neyi yazacağını şaşırıyor. Herkeste bir meydan okuma ve gemileri yaktım havası varken kim daha net tavır koyacak, en ağır yazıyı kim yazacak, en ilginç protestoya kim imza atacak yarışı varken yazı yazmaya çalışmak kolay değil. Daha Nedim Şener’in tutuklanma travmasını üzerimizden atamamışken Muhsin Kızılkaya’nın PKK tarafından tehdit edildiğini görünce ne yapacağını şaşırıyor insan. Bugün Kürt hareketinde PKK’dan birinin söz söylemesi BDP’den başka bir oluşumun var olması fiziki olarak mümkün değil. Sadece farklı görüşleri olan birkaç Kürt aydın vardı onların da sesi kısılmaya çalışılıyor. Muhsin Kızılkaya, Mehmet Metiner, Kemal Burkay ve Şivan Perwer hakkında bir sitede ölüm tehditleri yapılmış. Emniyet panikte. İkinci bir Hrant Dink olayı yaşanmaması için Muhsin Kızılkaya’yı koruma altına almaya çalışıyor.
Dün Muhsin’i aradım, o da durumdan şaşkın. “Yahu bu devlet Kürt kimliğimden dolayı hayatım boyunca bir aydın ve entelektüel olarak bana çektirmediğini bırakmadı, şimdi beni Kürtlere karşı korumaya çabalıyor” diyor. Muhsin Kızılkaya’nın Kürtçeye katkıları büyüktür. Yalnızca kitapları değil, çevirileri, makaleleri bile bir Kürt aydını olarak Kürtler tarafından pamuklara sarılıp saklanması için yeter de artar bile.
Muhsin Kızılkaya gibi barışçıl bir ismin bile görüşlerine konjonktürel nedenlerle tahammül edilemiyorsa vay haline Kürtlerin…
Muhsin Kızılkaya’yı ben en çok sivil siyasete soyunan BDP’ye emanet etmek isterim. Eğer sivil siyaset yapan bir parti olarak fikrine katılmasanız da Kürt aydınlarını koruyamıyorsanız, bu yönde bir tavır alamıyorsanız tüm kamuoyu önünde inandırıcılığızı değil meşruiyetinizi de kaybetmişsiniz demektir.
Muhsin Kızılkaya televizyonlara çıkıp derdini anlatmak da istemiyor. “Ne diyeyim ben Cüneyt, ‘Beni öldürmek iyi bir şey değildir’ mi diyeyim” diyor.
O demese de ben söyleyeyim. Muhsin Kızılkaya, Mehmet Metiner, Şivan Perwer, Kemal Burkay gibi Kürt aydınlarını ölümle tehdit etmek iyi bir şey değildir. Hem de hiç iyi bir şey değildir.

Açık mektup
Olaylar ve ilişkiler böylesine içli dışlı gelişirken herkes birbirine bağlantılandırılıp hapsi boylarken pazartesi Silivri Cezaevi’nden bir mektup geldi. Üzerinde ‘görülmüştür’ damgası var. İşin ilginci mektup bana gelmeden önce birileri tarafından açılmış. Yani birileri görülmüştür damgası ile yetinmeyip mektubu gizlice açmış, bakmış muhtemelen kopyasını almış sonra da bana yollamış. Mektubu Hanefi Avcı yazmış. Evlendiğimi yeni duymuş, tebrik ediyor. Libya lideri ile yaptığım röportaj dolayısıyla kutluyor. Birkaç satır da kendinden bahsetmiş, 13 Nisan’da davası başlıyormuş. Kendisi ile ilgili ortaya çıkan yeni iddialar için de yeni suç duyurularında bulunmuş. Şu ana kadar kitabı ile ilgili 10 ayrı ceza davası açılmış. Hukuka güvendiğini söylüyor, mektubun sonunda da kendi durumu ile canımı sıkmak istemediğini, mektubun eşime ve bana ömür boyu mutluluklar dilemek için yazıldığını belirtiyor. Biliyorsunuz bugün cezaevine düşen herkese vebalı muamelesi yapılıyor. Bu insanları tanımış olmak herkesi potansiyel suçlu ilan etmeye yeterli gibi bir hava var. Neredeyse koskoca emniyet teşkilatı Hanefi Avcı’yı hayatında hiç görmediğini söyleyecek duruma gelmiş. ‘Görülmüştür’ damgalı bir mektup bile açılıp elime ulaşıyor. Böylesine bir korku atmosferinde mektup yazıp başkalarını yormak istemediğim için açık olarak cevap vermek istedim. “Nazik mektubunuza teşekkür ederim Sayın Hanefi Avcı, size de iyi yargılanmalar...”

Bu hafta sonu bilgisayarımda yazdığım bazı notlar
* Sabit hattan görüşmek tehlikeli. Cep telefonundan konuştuğum bir gazeteci meslektaşıma “Sabit hattan devam edelim” dersem cezaevini boylayabilirim. Telefonda konuşma. Mümkünse hiç konuşma! 

* CD’den müzik dinlemesem de evde en azından bir Zeki Müren CD’si tutmakta fayda var. Gazetecinin evinde bir CD bile olmaması ciddi ciddi kuşku yaratabilir.
 
* Mavi tura çıkacaksam ‘dalga boyundan’ söz etmemeliyim. Ergenekon dalgaları ile karışabilir. 

* Benim gibi bir amatör deniz kaptanı özellikle buna dikkat etmeli. 

* Daha önce tanışmadığım birine bir gazeteci yoluyla gıyabında selam yollama. Örgüt bağlantısı sanılabilir. 

* Anlaşılan Sabri Uzun da bir kitap yazıyor. Bu kitabı kim yazdırıyor kim bastırıyor ortalık karışmış durumda. Uzak dur, bulaşma… 

* Basın polemiklerine ara ver. Bir ihbar mektubu ile 2 yıl takip edilebilen bir ülkede yaşıyoruz. Köşeden cevap yerine ‘emniyet’e bir ihbarlık özgürlüğüm var. Uslu bir gazeteci ol. 

* Gazetelerde gizli sorgu kayıtları açıklanabilir olması savcılığın elinde hâlâ açıklamadığı deliller olmadığı anlamına gelmiyor. No merak! 

* Öğrenci eylemleri yavaş yavaş Ergenekon kapsama alanına giriyor. Öğrenci haberlerine dikkat. 

* Çetin Doğan’ın kızı ve damadı Ergenekon soruşturmasının içine girmiş haberleri yok. Çaktırma. 

* Tüm bu yaşananlar ve Ergenekon davası ile ilgili eleştirel bir haber, yorum yapma. Savcı, yaptığı açıklamada bu haberleri ve yorumları yakından takip ettiğini söyledi, gözü basının üzerinde unutma. 

* Uğur Dündar ile telefonda konuşma!

.