Beni yenemeyeceksin İstanbul!

Sulukule'de bazı evlerin yıkılıp yenilerin yapılmasına kimsenin itirazı yok. Gelin görün ki yeni yapılan evler bir tuhaf!
Beni yenemeyeceksin İstanbul!

Gündem denilen herkesin aynı ezberden gittiği bir ortamda yolun dışına çıkıp, farklı konulardan bahsettiğim zaman ‘acaba kafanızı şişiriyor muyum?’ şüphesine kapılıyorum. Gelin görün ki Türkiye’de ‘gündem’ dediğimiz meret pek bir sıkıcı ve yavan. Dön dolaş hemen herkesin aynı konuyu benzer cümlelerle yazdığı bir atmosfer var. Bu yüzden izninizle ben bugün de gözümüzün önünde olan ama ‘gündem’ olamayan Kentsel Dönüşüm konusuna devam edeyim. Günlerdir sahada pek çok kişiyle konuştum ancak bütün gördüklerimi paylaşamadım. Bugün Kentsel Dönüşüm ile ilgili bazı notları paylaşmak istiyorum.

*) Bilmem Sulukule’ye son zamanlarda gideniniz var mı? Bazı evlerin yıkılıp yerine yeni evlerin yapılmasına kimsenin itirazı yok. Gelin görün ki yeni yapılan evler bir tuhaf! Mahallenin içinde bir mahalle olmuş. Zaten semte öylesine yabancı ki inşaat bitse de inşaat için ‘site’nin etrafına yerleştirilen metal levhalar kaldırılmamış. Bu manzarayı tarif etmek kolay değil. 40 yıl önce yapılmış bir apartmanı gözünüzde canlandırın, balkonundaki ipe çamaşırlar asılmış, önünde Roman vatandaşlarımız oturmuşlar çekirdek çitleyip çocuklarını Roman Enstitüsü’ne mi yazdırsalar darbuka kursuna mı gönderseler diye konuşuyorlar. Yolun bir metre karşısında Stockholm varoşlarından Sulukule’ye ışınlanmış binalar var ve içinde Suriyeliler oturuyor. Sosyologlar yetişin!

*) Kentsel Dönüşüme aslına bakarsanız en ‘baba’ itiraz Gezi olaylarıydı. Gezi Parkı’na gittim, ortalık sütliman. Gelin görün ki Taksim’de durum tam bir facia. Trafiğin yeraltına alınıp Topçu Kışlası’nın ‘yapılamamasının’ ardından koskoca bir beton çölü kalmış. Bu yeni hali ile Taksim Meydanı’nı yeniden ele almak gerekiyor. Kadir Topbaş’a tavsiyem hiçbir komplekse kapılmadan uluslararası bir yarışma açıp meydanın geleceğini işi bilenlere vermesi. Yoksa “Burayı ağaçlandıracağız” yaklaşımı Taksim’i bu halinden kurtarmaya yetmez.

*) AKM’nin durumu içler acısı. Şehrin ortasında polise terk edilmiş önü metal levhalarla çevrilmiş bir enkaz. Korkunç gözüküyor. Sahi ne olacağı hakkında fikri olan var mı?

*) Kentsel Dönüşüm vesilesiyle Ataşehir’e yıllar sonra bir kez daha gittim. İnanın şoke oldum. Binlerce kişinin oturduğu devasa binaların arasında bir şehrin içinde bir semte değil de bir başka ülkeye hatta bir başka dünyaya gitmiş gibi bir hisse kapıldım. Çok rahat bir bilimkurgu filmine ev sahipliği yapabilecek bu güzide semtimizde her şey insanların rahatına yönelik yapılmış. Gelin görün ki sokaklarda insanlardan eser yok, in cin top oynuyordu.

*) Ali Ağaoğlu’nun devasa ofisinin duvarında kendi boyuna yakın bir Ali Ağaoğlu portresi vardı. Ressamının İsmail Acar olduğunu söylediler. İsmail bunları sipariş olarak mı yapıyor, yoksa o yapıyor da sahibi gelip mi alıyor merak etmekten kendimi alamadım. Eğer sipariş olarak yapıyorsa insanın bu devirde bir portresini yaptırması da farklı bir merak olmalı.

*) Ali Ağaoğlu samimi bir insan. Ofisinde 30 ekranlı bir duvar vardı ve bütün şantiyeleri izlemek gibi bir hobisi var. Beni üstü açılan Rolls Royce’u ile hemen ofisinin yanındaki bina kompleksine götürürken ben de hayatımda ilk kez kapısı tersten açılan bir arabaya binmiş oldum. Sanırım zenginlik meselesini bu kadar ortada, alenen yaşayan en son rahmetli Sakıp Sabancı vardı. Ali Ağaoğlu’nun Kentsel Dönüşüm ile ilgili rant yaratmak fikirleri de ilginç. Bir defa kentsel dönüşümün yerinde yapılması yani evlerinden çıkacak insanların yine aynı yere yerleştirilmesi taraftarı. “Ben kazanayım ama evini bana veren vatandaşın da evi değerlensin o da kazansız” diyor. Win win durumları anlayacağınız...

*) Kentsel Dönüşüm vesilesi ile Esenler’in ara sokaklarına da ilk kez yolum düştü. Orhan Pamuk’un bir taşra romanına saha araştırması yapmak için veya Nuri Bilge Ceylan’ın kasabada geçecek bir filmine mekân bakmak için taşra yollarına düşmesine gerek yok. Taşra burnumuzun dibi Nevşin, burnumuzun dibi...

*) Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan’a Tarlabaşı’nda bir inşaatın ortasındayken “Neden sizin adınız hiç İstanbul Büyükşehir Belediyesi başkan adayları arasında geçmiyor” diye sordum. “Sayın Başbakan’ın bir bildiği vardır” dedi. Acelesi yok gibi bir hali vardı.

*) Mimar Hasan Çalışlar ile İstanbul semalarında bir helikopter turu attık. İstanbul’un tuhaf gelişimini gökyüzünden baktığınızda daha iyi anlıyorsunuz. En çarpıcı tespiti Hasan helikopterden inerken yaptı, “İstanbul her zaman kalabalıktı ama bütün bu gördüğümüz kentsel değişim son 20 yılda oldu” dedi. *) Sulukule’de rap’çi gençlerden biriyle dolaşıyoruz, genç bana sürekli ‘dostum’ diyor. Ama öyle bir diyor ki tam İngilizceden çeviri... O ne zaman bana dostum ile biten bir cümle kursa ben de söze dostum diyerek başlıyorum. Bir ara dayanamadım “Dostum neden birbirimize dostum diye hitap ediyoruz?” dedim. “E dostuz” dedi. Hımmm...