Benim cici El Kaide'm!

Başbakan'ın başdanışmanı Akdoğan dünyayı kara kara düşündüren Suriye'deki Esad sonrası el Kaide meselesi için bakın nasıl bir çözüm planı sunuyor.

Bilmem farkında mısınız, son zamanlarda Başbakan’ın danışmanları bakanlar kurulu üyelerinden daha fazla konuşulmaya başlandı. Bunda en az yeni danışmanların kimliği kadar eski danışmanların üstlendikleri yeni rollerin de büyük payı var. Başbakan Erdoğan’ın kimi danışmanlarını hiçbir zaman medyanın önünde göremezsiniz. Sessiz sedasız işlerini yaparlar. Köşe yazmazlar, milletvekilliği, bakanlık gibi ‘istikbal’ beklentileri yoktur. Başbakan Erdoğan’a dışarıdan bakanların anlayamayacağı bir şekilde adanmışlıkla bağlıdırlar. Pek çoğunun bırakın varlığını adını bile kamuoyunda doğru dürüst bilen çıkmaz. Ancak son zamanlarda bazı danışmanları isteyerek bilerek öne çıkıyorlar. Köşe yazılarında gazetecilerle polemiğe giriyorlar. Twitter’da sıradan insanlara laf sokuşturanı da var, o polemik senin bu komplo teorisi benim ortalıkta dolananı da… Gazetemiz yazarlarından Cengiz Çandar’ın bu durumdan pek hazzetmediğini artık hepimiz biliyoruz. Özellikle Başbakan’ın en çok konuşan ve siyasi polemiklere giren danışmanı Yalçın Akdoğan ile sıkı bir polemiğin içindeler. Cengiz Çandar, Yalçın Akdoğan’ı sadece siyasi bir figür olarak değerlendirdiği için herhangi bir polemiğe girmeye niyetli olmadığını net bir şekilde ifade etti. Amacım bu polemiğin ucundan ya da bucağından parçası olmak değil ancak Çandar’ın tersine ben Yalçın Akdoğan’ı oldukça ciddiye alıyorum. Başbakan’ın kulağına bu kadar yakın bir ismin, bir gazetede müstear isimle diğer gazetede kendi ismi ile yazıyor olması, bununla yetinmeyip televizyon programlarından gazete röportajlarına kadar hemen her konuda açıklamalarda bulunmasını Başbakan Erdoğan’ın kontrolünde olmadan mümkün olamayacağına inanıyorum. Başbakan Erdoğan’ın kulağının dibindeki en yakın sesin söylediklerini, yazdıklarını önem atfederek takip etmekten kendimi alamıyorum. Yalçın Akdoğan, yeni el değiştiren Akşam gazetesine iki gün süren bir röportaj verdi. Bu röportajda değindiği farklı konulardan biri de Suriye meselesiydi. Yalçın Akdoğan’ın Türkiye’nin resmi politikası olarak çizdiği Suriye fotoğrafı ile dünyanın gördüğü Suriye fotoğrafı ne yazık ki pek uyuşmuyordu.

Yalçın Akdoğan’ın çektiği Suriye fotoğrafında El Kaide bağlantılı, El Nusra Cephesi nerede ise hiç yok. Oysa dünyanın baktığı Suriye fotoğrafının bir yanında Esad yönetimi varsa diğer tarafında El Kaide üyelerinin oluşturduğu iddia edilen El Nusra Cephesi var. Mesela İngiltere’de parlamentonun Suriye’ye yönelik bir operasyona hayır demesinin en önemli nedeni El Nusra Cephesi. Sadece bu olsa iyi, önceki gün Alman televizyonlarında yayımlanan bir haber programında uzun uzun Türkiye’nin El Nusra Cephesi’ne nasıl yardım ettiği sorgulanıyordu. “Bir NATO ülkesinin El Kaide’ye yardım etmesini nasıl karşılıyorsunuz” diye soruluyordu. Üstelik de Alman askerlerinin Patriot’larla korduğu bir NATO ülkesinin yardımının altı çiziliyordu. 9 Eylül’de ABD Başkanı Obama’yı zorlayacak olan Kongre toplantısında da muhtemelen gündeme aynı soru gelecek. Üstelik ABD ordusunda kimi askerler sosyal medyada ilginç bir kampanya başlatıp “El Kaide’nin müttefiki olmak için orduya katılmadık” şeklindeki yüzlerini kapatan fotoğraflar çekip yayımlıyorlar. Bugün Suriye resmine bakan dünyanın hangi ülkesinde olursanız olun El Nusra Cephesi’nin Suriye kördüğümünün bir parçası olduğunu görür ve kabul edersiniz.
İki günlük röportaj boyunca Yalçın Akdoğan’ın Suriye meselesine fazlası ile yerel baktığı gibi bir endişeye kapıldım. Şu anda Suriye’nin belki de en istikrarlı bölgesi PYD, Akdoğan’ın El Nusra’dan daha çok ilgisini çekiyor. Daha fazla endişelendiriyor. Adını bir kez olsun anmadığı El Nusra Cephesi’nin geleceğine yönelik ise sanırım dünyanın en iyimser yaklaşımına sahip. Başbakan’ın başdanışmanı Akdoğan dünyayı kara kara düşündüren Suriye’deki Esad sonrası El Kaide meselesi için bakın nasıl bir çözüm planı sunuyor.

“Radikal örgüt fobisi pompalamak, Esed’in ekmeğine yağ sürer. Suriye halkı köklü bir medeniyet mirasına sahiptir, muhalif grup ve yapılar her geçen gün güçlenmektedir. Bunları fanatik veya radikal örgütler gibi göstermek büyük haksızlık olur. Siyasi normalleşmeye geçilebildiği andan itibaren halkın umumi efkârı makul bir yönetim çıkaracaktır. Türkiye’nin de içinde olduğu uluslararası toplumun katkısı buna zemin hazırlamak olabilir.” 

Bugüne kadar El Kaide ile teşriki mesai yapan ABD, Suriye/Pakistan başta olmak üzere hiçbir ülke bu ilişkiden sağ salim çıkamadı. Dünyanın en şanlı istihbarat örgütleri El Kaide’yi kontrol edebileceğini sanırken karşılarında düşman olarak buldular. Bütün dünyanın Esad rejimine yönelik müdahaleyi kilitleyen bir numaralı unsur olarak gördüğü El Nusra Cephesi ve El Kaide bağlantısı iç siyasetimizde neredeyse yokmuş gibi davranılıyor.

% 50 oya rağmen marjinalleşme tehlikesi var deyince bana kızıyorsunuz ama dünyada AK Parti ne yazık ki herkesin görüp endişe duyduğunu görmezden gelip yokmuş farz ederek marjinalleşiyor.