Beşiktaşlı ağlamasın da kim ağlasın?

Takımını seven 92. dakikada sandalyeyle sahaya girmez. Oldu ya aklı uçtu yaptı, en azından hatıra fotoğrafı çektirmez.
Beşiktaşlı ağlamasın da kim ağlasın?

Futbol ile sıfır ilgilenen bir insan olarak Beşiktaş-Galatasaray maçı sonrasında futbol yorum programlarını seyretmenin ayrı bir ‘keyfi’ var. Altı üstü bir derbinin iptal edilmesinin arkasından gözlerinden ateşler fışkırarak konuşan yorumcular, dünyanın en önemli sırrını veriyormuşçasına oturduğu koltuktan şöyle hafifçe arkaya doğru kaykılıp, tek kaşını kaldırarak konuşan futbol dünyamızın ağır abileri ve saldım çayıra mevlam kayıra umarsızlığında freni patlamış kamyon misali kompo teorilerini ardı ardına sıralayan konuklarla futbol programlarımız pek bir eğlenceli. 

Farkında değilsiniz belki ama şu anda televizyonlarda siyaset tartışma programlarından daha fazla futbol tartışma programı mevcut. Üstelik bu tartışma programlarında tek bir kadın bile yok. Tamamen erkekler dünyasına ait bir jargon, alt dil, belaltı espriler, erkekçe imalar gırla gidiyor. Kurtlar Vadisi diyalogları ile kahvede pişpirik oynayan gençlerin sıradan sohbetleri arasında gidip gelen bir iklim almış başını gidiyor. Daha stüdyoda görüntü kullanamadıkları için tuvalet kâğıtlarından çizilen korner hatlarını, koca koca adamların ayağa kalkıp ikili pozisyonlarını canlandırmalarını ve elbette Tümer Metin’in kısa pantolonuyla moda kurbanı olan kısmını işin içine hiç katmıyorum.
Bu tartışma programlarında Rasim Ozan Kütahyalı için ayrı bir parantez açmalıyız. Kısa bir süre içinde tam da siyasi bir fenomen olmak üzereyken Rasim Ozan kendini futbol dünyasına polemikçibaşı olarak adını altın harflerle yazdırmışa benziyor. Genç bir ismin futbol sahalarına yıllarını vermiş hakemlerin, yıldız futbolcuların veya spor gazetecilerinin arasında böylesine hızlı yükselmesi ve adını altın harflerle yazdırması eminim kolay iş değil.

Durum öyle bir noktaya gelmiş ki Şansal Büyüka’nın Lig TV’deki olgun, aklı başında ve babacan sunumu diğerleri ile kıyaslanınca hayli sıkıcı kalabiliyor. Neyse ki orada da futbola siyaset karıştırılmamasını isteyen AK Parti’nin milletvekili Hakan Şükür var!
İşte böyle bir spor programı evreninde hafta sonu krizinde hemen her programda futboldan çok siyaset konuşuldu. Faiz lobisi ve Otpor’a konu gelmese de Çarşı pek çok program yorumcusu tarafından yargısız infaza tabi tutulup terör örgütü ilan edildi.
Türkiye’de futbolun algı barometresi her geçen gün hem kişisel hem de toplumsal ikiyüzlülüğümüzün aynası olma yolunda hızla ilerliyor. Herkesin doğuştan taraftar olarak dünyaya gözlerini açtığı bu toplumda nasıl din ile ilgili hiçbir konuyu tartışamıyorsanız futbol ile alakalı tartışmalarda da ancak bir noktaya kadar ilerleyebiliyorsunuz. Sonrasında küfürler, yumruklar ve son olarak da silahlar konuşuyor. Mesela ben her konuda yazı yazıyorum. “Hangi konu hakkında otosansürü çalıştırıyorsun” diye sorsanız bir numaraya futbol yazarım.
Zira ne yazsanız birilerinden küfür yemeniz garantili bir konu…
Bu yüzden şu anda bile içimden geçenleri tam olarak yazamıyorum.
Futbolla sıfır ilgilenen bir gazeteci olarak Beşiktaş-Galatasaray maçında sahaya girenlerin bırakın Beşiktaşlı olduğunu futbol seyircisi olduğundan bile emin değilim. Takımını seven hiçbir taraftar 92. dakikada elinde sandalyelerle sahaya girip polis kovalamaz. Hadi kovaladı diyelim… Oldu ya gözü döndü, aklı uçtu, bir anlık öfke ile kendini sahaya attı ama en azından polislerin önünde sahanın ortasında hatıra fotoğrafı çektirmez. Bunların hepsi yaşandı.
İşin çok daha düşündürücü yanı ise sonrasında yaşanan hukuki süreç. Türkiye’de ve dünyada bir suç işlerseniz cezanızı çekerseniz. Suç ve ceza bireyseldir. Gelin görün ki Türkiye’de futbol sahalarında veya tribünde hatta saha dışında futbola dair bir suç işlerseniz cezasını kulüp çeker.
“Böyle aptallık olur mu” demeyin.
Bal gibi olur. Ne yazık ki tam da böyle oluyor. Kulüpler taraftarlarını koruma bahanesiyle suçlarını üzerine alıyorlar. Dünyanın bütün statlarında kurulu zorunlu kamera tarama sistemini kurdurmuyorlar. Tanıdıkları suçluların adını polise vermiyor ve gönüllü olarak suçu üstleniyorlar.
Bu o kadar alışılmış ve kanıksanmış ki futbol yorum programlarında artık tartışılmıyor bile. Sanki ilahi bir emir gelmiş ve böylesine bir değiştirilemez kural konulmuş gibi olağan karşılanıyor.
Öyle bir suç ve ceza zinciri kurulmuş ki bakanlık, federasyon, kulüp kongreleri ve taa soyunma odalarına kadar uzanan bir görmezden gelme, kanıksama mevcut.
Futbolda bugün Avrupa kupalarından büyük kulüpler dışlanıyorsa, son dakikada derbi maçının sahası saçma sapan bir şekilde basılıyorsa ve futbol terörüne dur denilemiyorsa hep böyle bir saadet zincirinin sonucunda denilemiyor.
Futbol yorumcuları bugün bunları konuşmak yerine Otpor’dan girip, Gezi’den çıkıp işi DHKP-C’ye kadar bağlamayı tercih etmesinin arkasında böyle bir arka plan var.
Böyle bir ortamda taraf denilen birileri sahayı hiç uğruna bastığında cezayı alacak Beşiktaşlı futbolcular ağlamasın da kim ağlasın.