Beyaz Türkler küstüler

Evine eskiciden aldığı tabloyu asıp 'paşa dedesi' ile övünen hâlâ vardır belki ancak Beyaz Türklüğü ile övünen yoktur.
Beyaz Türkler küstüler

Alev Alatlı son kurmaca romanına bu ‘seksi’ başlığı uygun görmüş. ‘Beyaz Türklük’ rahmetli Ufuk Güldemir’in bir kitabında kullanması ile son yıllarda gündemimize giren bir kavram. Neye göre tarif edeceğimizi hâlâ tam olarak kestiremediğimiz, sınırlarının yerini, yurdunu bulamadığımız, bu parantezin içine kimi alıp kimi dışında tutacağımızı tam olarak bulamadığımız bir kavram kargaşası. Kendisini ‘Beyaz Türkler’in sözcüsü olarak konumlandıran Ertuğrul Özkök’ü saymazsak “Ben bir Beyaz Türk’üm” diye böbürlenen hiç kimseyi bulamazsınız. Evine eskiciden aldığı tabloyu asıp ‘paşa dedesi’yle övünen hâlâ vardır belki ancak Beyaz Türklüğü ile övünen yoktur.

Bu kavram özü itibariyle beyaz ve siyah ayrımının kanatıcı bir şekilde yaşadığı ve yaşatıldığı ABD’den ithal edildiği için bir metafor olarak kendisini farklı kılıklar içinde karşımıza çıkartır.

Mesela kimine göre Türkiye’de zencilerle -ki bu da çok kullanılan ayıp bir kelimedir- ile beyaz Türkleri ayıran en büyük fark eğitimdir. Bir başkasına sorsanız size hiç düşünmeden ‘şarap zevki’ der. Bir diğeri meseleyi oturulan semte göre bir ayrışmanın parçasına dönüştürür. Bir diğerine göre Beyaz Türklüğün hudut çizgisi din ile başlar. Dindar insanlar kendilerine Beyaz Türklüğü yakıştırmazlar. Ya da tam tersi… Ama sonuçta tüm bu tanımlamalar döner dolaşır sınıfsal bir duvara toslar.

Bir reklam sloganı ile özetlersek “Bazı Türkleri para beyazlaştırır.”

Mesele sınıfsaldır.

Cumhuriyet projesi sahip olduğu pek çok şeyi yıktı. Yıktığı pek çok şeyi de yeniden inşa etmek zorunda kaldı.

Hepimiz hepi topu 90 yıllık bir Cumhuriyet’in çocukları olduğumuz ve memleket sathında mavi kan olarak tanımlayacağımız Osmanlı’nın nerede ise yedi ceddini yurtdışına sürdüğümüz için bu tür ayrımların yarım kalması normaldir. Zengin deseniz Türkiye’nin en zengini olan Vehbi Koç’un işe başladığı yer mütevazı bir bakkal dükkânı çıkar. Sabancı Topluluğu’nun temellerini atan Hacı Ömer Sabancı deseniz o da bir esnaftır.

Olunmak istenen şey

Herkesin bir başörtülü anneannesi, akrabası veya annesi vardır. Irk deseniz kimin ne kadar Türk olduğu Refik’in meyhane masasındaki mezelerine benzer. Anadolu öyle bir göç aşuresidir ki herkes biraz Arnavut, herkes biraz Kürt herkes biraz Laz bir o kadar Çerkes ve hepsinin toplamı olarak Türktür. Eğitim deseniz YÖK üniversiteleri vasatlıkta öyle bir eşitlemiştir ki Boğaziçi Üniversitesi ile Dicle Üniversitesi arasında çok da büyük fark yoktur. Şarap deseniz ister Kalecik Karası ister Öküzgözü fark etmez Edirne’nin bu tarafında damak zevkine pek fark etmez. Hiçbir semtin kapısında da bir gümrük memuru olmadığına ve parayı bastıran istediği semtte istediği yerde oturabildiğine göre Beyaz Türkleri ararken elimizde koskoca bir ‘hiç’ ile kalabiliriz.

Olunan değil olunmak istenen bir şeydir Beyaz Türklük.

Zengin olmaktır. İyi eğitim almaktır. Pahalı semtlerde şehrin merkezinde oturmaktır. Türkiye’nin yönetiminde söz sahibi olmaktır. Bürokrasiye hükmetmek, devletin direksiyonunda oturmaktır. Yargıda sözünün geçmesidir. Restorana gittiğin zaman garsonun önünü iliklemesidir. Bayramlarda akrabaya değil yurtdışına geziye gitmektir. Tekneye binmektir Beyaz Türklük. Biraz Nişantaşıdır, biraz ciptir, biraz yurtdışında eğitimdir. Anlayacağınız Cumhuriyet projesi içinde herkesin kendisine biraz emek, biraz şans biraz da alavere dalavere ile yer bulabileceği sınıfsal bir karikatürdür Beyaz Türklük.

Ve Türkiye değişmektedir sevgili seyirciler.

Aktörler aynı film içinde elbiselerini çıkartıp başkalarına vermekte güçlü güçsüzü, eğitimli eğitimsizi, zengin fakiri senaryoyu hiç bozmadan oynayarak filme devam etmektedir.

Köylü milletin efendisi olunca Beyaz Türk olur. Taa ki bir başka köylü milletin efendisi olmaya talip olana kadar devam eder bu beyazlık… Bu gelinen yerde geçmiş ve geçmişe ait olan hemen her şey unutulmak, terk edilmek istenen kötü bir anıdır! Bir Yahudinin, Yahudilerden nefret eden bir Naziye dönüşmesine benzer bu Kafkaesk değişim…

Beyaz Türklük sınıfsal bir ‘Kafdağı’nın adıysa o dağa çıkanın bir daha o dağın eteklerine inmekten ölesiye korktuğunu anlayabilirsiniz.
O sınıfsal ‘Kafdağı’ndan inmek, o ‘Kafdağı’na ulaşmaktan daha zordur.

Hayır, Beyaz Türkler küsmediler.

Türkiye’nin bir Beyaz Türk sorunu da yok.

Sadece bir devir teslim töreninin telaşı var.

Beyaz Türklük bir kez daha el değiştiriyor, o kadar...

İsterseniz tam bu noktada sözü Orhan Veli’ye bırakalım:

Bu ne acayip bilmece/Ne gündüz biter ne gece/ Kime söyleriz derdimizi/Ne hekim anlar ne hoca
Kimi işinde gücünde/Kiminin donu yok k.ç.nda.. /Ağız var kulak var burun var/Ama hepsi başka biçimde
Kimi peygambere inanır/Kimi saat köstek donanır/Kimi kâtip olur yazı yazar
Kimi sokaklarda dilenir
Bu düzen böyle mi gidecek/Pireler filleri yutacak/Yedi nüfuslu haneye/Üç buçuk tayin yetecek
Karışık bir iş vesselam/Deli dolu yazar kalem/Yazdığı da ne/İpe sapa gelmez kelam.