Bir aşk intiharının anatomisi

Aşkları güçlükler besler. Uzak mesafeler büyütür. Anlaşılan Giulia ile Micelli'nin aşkı da böylesine güçlüklerle başlamış.
Bir aşk intiharının anatomisi

İtalyan voleybolcu Giulia Albini, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü nden atlayarak intihar etti.

Aşk bir ‘sırat köprüsü’ne benzer. Tek başınıza yürürsünüz. O köprüden geçeceğinizin bir garantisi yoktur. Dün gazetelerin üçüncü sayfalarında o ‘sırat köprüsü’nün en son kurbanını tanıdık. İtalyan voleybolcu Giulia Albini, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü geçerken kiralık arabasını durdurdu ve kendini boşluğa bıraktı. Arkasında yaşadığı gizli bir aşk hikâyesinin sırrını bıraktı. Bu sırrı çözmek kalanlara kaldı.
Hikâye karışık.
Mutsuz bir evlilik hikâyesi.. Adamın başarılı kariyeri.. Boşanma döneminin sancıları, arada kalan bir kız çocuğu ve tam da bu döneme denk gelen genç bir yeni kadının aşkı. İtalyanların oynadığı, İstanbul’da geçen bir aşk filmi gibi. Ferzan Özpetek senaryosunu yazsa, bir iki yemek sahnesi ve melek kılığında bir Cem Yılmaz eklese, alın size şahane bir İtalyan aşk ve trajedi filmi. İntihar, büyük bir travma ancak köprüden intihara kalkışmak travmanın içinde gizlenmiş başka bir travmayı daha saklıyor. İntihar konusunda kafa yoran psikiyatrlara sorarsanız her intihar aslında kalanlara verilen büyük bir mesajı da içinde gizliyor. Bu yüzden intiharın neden gerçekleştiği kadar, nasıl gerçekleştiği de önemli.
Mesela Bodrum ve ilçelerinde intihar eden insanlar genelde bir iple kendilerini bahçedeki bir ağaca asıyorlar. İntiharların nerede ise tamamı böyle gerçekleşiyor. Yörede çalışan doktor bir arkadaşıma bunun nedenini sormuştum. Aldığım cevap ‘pratik’ olmuştu. Pratik. Alıyorsunuz ipi, atıyorsunuz bir ağacın dalına, urgana bir düğüm ve elveda dünya. Bu kadar basit. Basit.
Giulia Albini’yi, kiralık arabasını köprünün üzerinde durdurup intihara götüren nedenler de sahiden bu kadar basit mi?
Aşk, basit bir problemin karmaşık çözümüdür.
Bir cinnet anını atlatamamak, bir anlık kritik bir köşeyi dönememek, kendi içinde bir kapana sıkışıp kalmak felaket için yeter de artabilir.
Fotoğraflara baktığımızda Eczacıbaşı kadın voleybol takımının antrenörü Yorenza Micelli’nin İtalyan filmlerinden fırlamış bir jön kadar yakışıklı olduğu göze çarpıyor. Karakoldaki ifadesinde Giulia ile tanıştıklarında eşi ile boşanma aşamasında olduklarını sonrasında ise eşi ile arası düzelince Giulia ile ayrılmaya karar verdiğini anlatmış. Bu kadar basit. Basit.
Aşkları güçlükler besler. Uzak mesafeler büyütür. Anlaşılan Giulia ile Micelli’nin aşkı da böylesine güçlüklerle başlamış. Ortada ayrılmaya çalışılan bir eş, yeni bir aşk, etraftan gelen baskılar, bir evlilik bitmeden bir aşka adım atan ‘günahkârlar.’ Herkesin gözü önünde herkesten gizli yapılan Akdeniz soslu aşk makarnası. 

CSI Facebook
Micelli bir süredir Türkiye’de, Giulia ise İtalya’da yaşıyormuş. Giulia’ya ait olay yeri incelemesi sosyal medyadaki hesapları ve bırakılan mesajlardan yapılıyor. Giulia bir İstanbul sevdalısı. Arkadaşlarına İstanbul’u ne kadar çok sevdiğini söyleyip duruyormuş. Acaba İstanbul’u mu seviyordu yoksa Micelli’nin yaşadığı şehir olan İstanbul’u mu? Âşıksanız bazen bir şehri bir insan gibi seversiniz, bazen de bir insanı bir şehir gibi. Ya da her ikisi.
Bu yüzden işinin ehli bir âşık fırtınalı bir aşkın bitiş düdüğü ile aynı şehirleri dolaşıp yeni anılar biriktirmeye çalışır!
Arkadaşlarının bu sürpriz intihar karşısındaki şaşkınlıkları ile Facebook duvarlarına yazdıklarından anlıyoruz ki Giulia hemen hiçbirine bu gizli aşkından bahsetmemiş.
Varsa yoksa İstanbul.
Kimi zaman bir aşk ölür diğerinin haberi olmaz. Anlaşılan Micelli’nin içinde ölen aşktan, Giulia'nın çok geç haberi olmuş. Biten bir aşkın ihbarnamesi İstanbul’a hiç de yakışmayan sote bir lokantada bizzat aşkı öldüren adam tarafından kadına tebliğ edilmiş. Giulia’nın, Micelli ile görüşmek için cumartesi günü İstanbul’a geldiğini öğreniyoruz. Neredeyse 3 gün boyunca ‘sevgili’ ile görüşmek için bir otel odasında beklemiş. Bekletilmiş bir aşk kadar tehlikelisi yoktur. Aşk gönül gözünü kör ederek işine başlar.
Velhasıl sonunda eski sevgililer Kemerburgaz’da bir lokantada buluşmuşlar.
Gözlerden uzak. Şehrin tuhaf karşılaşma riskinin minimuma indirildiği gizli âşıkların buluşması için ideal bir ortam. Micelli kendisinden 12 yaş küçük sevgilisine kötü haberi burada vermiş. İlginç bir ayrıntı, neredeyse bütün gazeteler Giulia’nın evlenemeyeceğini öğrendiği için intiharı seçtiğini yazıyor. Evlenmek! Oysa Micelli henüz boşanmamış bile. Ah bu aşkın bizlere uydurduğu hayaller...
Micelli’nin karakoldaki ifadesine göre Giulia, Atatürk Havalimanı’na gitmek için yola çıkmış. Kemerburgaz çıkışında ise istikametini tam ters yöne çevirmiş. Tek şüphe burada oluşuyor. “Acaba anlık değil önceden planlanmış bir intihar olabilir mi” sorusu bu manevra ile omuzbaşınıza dikiliyor.
Giulia neden sola değil de sağa döndü burası tam bir muamma. Belki kendisini düştüğü o kuyudan birkaç dakikalığına olsun çıkarabilse Kavacık Kavşağı’ndan dönüp Atatürk Havalimanı’na doğru yoluna devam edecek.
Olmuyor.
Aşk bir ‘sırat köprüsü’dür.
Hepimiz tek başımıza ya geçeriz ya da geçemeyiz.
Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nü nerede ise geçtikten sonra arabasını durdurup korkuluklara koşuyor. Kendini boşluğa bırakıyor. Boşluk.
Sonrası bir 3. sayfa hikâyesi. Gerçek bir aşkın tek bir kaybedeni vardır: Diğeri ölür.